şükela:  tümü | bugün
  • böyle bir başlığa gereksinim var mıydı yok muydu, modlar karar versin.

    yaklaşık 200-250 senedir değişmeye çalışıp da, değişemiyoruz mına soktuğumun coğrafyasında. atatürk'ün devrimleri bizi bir nebze olsun, yukarı taşıdı fakat 50'li yıllardan sonra sürekli aşağı doğru bir ivme kaydediyoruz.
    uzak ve yakın tarihi yorumlayacak değilim. şimdiyi görüyoruz ve bu konuda sürekli olarak, şöyle yapsak, böyle yapsak deyip deyip duruyoruz ama olan vatana ve millete oluyor.
    ben bu yazıyı ez3kiel dinlerken yazıyorum. kurdeşen hastalığına tutulmuşum, her yerim kaşınıyor. oda da rüzgarın varlığıyla mutlu olurken, tulum peynirinin içindeki çörek otlarını dişlerimin arasından dilimle temizliyorum.
    madem bilgi tek başına hiç bir anlam ifade etmiyor. o halde bilgiyi sunalım ki, biraz anlamı olsun.
    ilk önce kapımın önünü süpürmekle başlıyorum. bunu belediyede yapıyor. ama önemli değil. ben yaparsam daha iyi hissedeceğim.
    eğer sokakta yürürken, otobüse bindiğimde veya metroyu kullandığımda bir haksızlık görürsem, müdahil olurum. istemesem de oluyorum ne yapabilirim ki.

    eğer anadolu'nun yüzde 60'ini ormanlaştırabilir, yüzde 20'ni de tarıma ayırırsak ne olacak? yüzde 20'sinde yaşarız güller gibi. hızlı trenlerle her yeri birbirine bağlasak ne olacak? işten çok mu yoruldum? 20 dk da ormanın içinde doğayla içiçeyim. ve her şeyim işte, daha sağlıklı ve huzurluyum. sevgi doluyum. ama şu sıralar konuşulan gibi, her yer beton değil. hiç bir yer değil. zira geleneksel türk mimarisi modernizmle çoktan kaynaştı.
    tüm bunlar, çoğu kişinin hayal kurmaya başladıktan sonraki en basit hayalleri. daha niceleri var. hem de herkeste.
    bunu gerçekleştirebilmenin belki de tek yolu eğitim. eğitimde benim önerim:
    (kabaca)
    akademisyenler, mesleklerinin ilk on beş senesinde, sadace üretecekler, bilim ve bilgi. düşünce ve sistem. uygulanabilir olanlar, uygulanabilir olmayanlar. teknoloji de. sosyal projelerde yer alacaklar ve halka sürekli olarak bilgi sağlayacaklar.
    25 yaşında akademisyen olan genç, gücünün farkında tabi. asalak profesörlerin peşinde gücünü tüketecek değil. 40 yaşını doldurunca, başlayacak üniversite de ders anlatmaya. buraya kadar her şey düşünülen gibi. fakat, okul öncesi, ilkokul ve lise öğretmenlerine de ders verecek, 2,5 ay süresince. herkes kendi alanında yetkin olacak. topluma örnek yetiştirecek olanlar, ilk önce kendileri örnek olsun sözleri oldukça sıkıcı. fakat ilkokulda matematik öğretmenim, bir çocuğa nasıl davranması gerektiğini bilseydi (cadde öğretmeni, zengin, çok ülke görmüş, insanlara üstten bakar. denklem çözemediğimden, 6. sınıfta benimle dalga geçmişti göt.) daha iyi birisi olurdum. suç bende değil, onda a.mına koyayım.
    din bilgisi öğretmenim, bana rumi'den rubailer okusaydı, belki farsça eğitimim daha evvelinde olacaktı. kim bilir, daha iyi yazardım. (bu ülkede rumi'den daha iyi yazacak binlerce insan vardır da, eğitimden geçmemiştir.)
    efendim, plana göre 2040 yılında meyvelerini almaya başlayacağız. 2071 yılında da malazgirt'te neler yapabileceğimizi siz düşünün.
    allah'tan tek dileğim, ülkenin her yerinin ormanlarla dolu olması. diğerlerinin hepsi yapılır.