şükela:  tümü | bugün
  • ulen zibilyon tane kültürden insan tanıdım yıllar içinde, ben bu kadar ev manyağı millet görmedim arkadaş.

    türk, kürt , laz vs.. topu aynı..
    ev de ev, ev de ev..
    adama bakıyorsun bir evi var, bir tane daha olsun diye her gün soğan ekmek yiyiyor amk.
    5 tane çocuk yapıp onları da sırf ev parası yüzünden vitaminsiz büyütüp umut sarıkaya'nın aytek'i formatına sokuyor.

    hayır arap kültürü desen de değil arkadaş, kim empoze etti bunu anasını satanzi?

    elin avrupalısına bakıyorsun 80 yaşına gelmiş, kirada veya en fazla 1 evi var, adamlar birikim yapacagina dunyayi geziyor, keyfine bakıyor.

    sen eline 55 yaşında almışın tesbihini , seni yaratandan biraz daha para yollamasini istiyorsun diger evin peşinatı için.

    ortalama 75 yıl yaşıyon zaten 2 paraya kıyıp bi gez be adam..
    ne bileyim her gün kuru pilav yeme git bi dışarda ye aq.

    para bok millette ama yaşam standardı hint.
    tek yurtdışı alamanya veya mekke'den oluşmuyor.. yahu hiç mi merak etmezsin tayland'ı, macchu picchu'yu be?

    ama yok!
    ille bi tane daha ev almalisin dimi?
    öbür tarafta, dünyadaki m2'ne göre mi cenneti verecekler sanıyorsun?

    oysa cennet bu dünyada..
    ama farkına bile varamazsın cehennemden kafanı kaldırmadıkça..

    edit: bazı yazarlar ''ama buy avyupa'dada vay aymca, saydece tüykiyeye öyzgü deyil'' deyip sağdan soldan, özellikle ingiltere'deki ev alma istatistikleri listesi yollamış.

    sevgili sözlükdaşım, o bahsettiğin ingiliz george emmi, her sene yaz mevsiminde fethiye ve didim'i ingiltere'nin bir eyaleti gibi kullanmakta, çocuklarıyla beraber doğanın tadını çıkarıp, her sabah kendilerine sunulan english breakfast 'ı açık büfe eşiliğinde yemekte , türkiye'deki insanların %99'unundan bile fazlasının hala bilmediği 510 km'lik cennet olan likya yolunda mükemmel bir tur atmakta -kısacası- gününü gün etmekte, hayatın tadını çıkarmaktadır.

    peki ya bizim ev manyağı fıseyin emmi ne yapmaktadır?
    güneyde tatile gitmek yerine alacağı 16. evin taksidini biriktirmektedir.
    yazın para fazla gitmesin diye memleketine yaylaya gitmektedir ve koyunlarla felsefe yapmaktadır.

    nerede amk vizyon bunu bana açıklar mısınız?
    ev alma manyaklığı yüzünden maslow'un en alt hiyerarşisini geçtim daha kendi ülkeni tanıyamıyorsun. bi çık gez be adam, sen sosyal bir varlıksın. koala'dan bir farkın olsun, bırak artık o ağaca tutunmayı.
  • turklerdeki ev, araba, evlilik fetisinin halkalarindan biri.
  • dünyayı gezmezler o parayla hacca giderler, çoluk çocuk yine vitaminsiz büyür.
  • başka türlü yatırım pek bilmediklerinden ve en güvenilir yatırım aracı olarak ev satın alma olayını görmelerinden kaynaklanan durum.

    sonuçta darbe de olsa, devalüasyon da olsa, yer yerinden de oynasa ev evdir ve yerinde durur. benzeri bir mantık da arsaya yatırım yapanlarda görülüyor.

    türkiye gibi hayli yüksek risk unsurlarına sahip ülkelerde bence fazla da saçma sayılmayan bir yatırım aracı. daha güvenilir bir liman yok sonuçta parasal açıdan. tabii meseleyi aç gözlülük, insanın yaşayacağı maksimum ömür vs açısından tartışırsak, saatler sürer. ama yatırımsal açıdan türkiye gibi yüksek riske sahip ülkelerde garantiye gitmektir ev, arsa satın almak.
  • avrupalıyı da bizim hükümetler yönetsin gör bakalım nasıl da kooperatif kuruyorlar teker teker.
  • türklerde ev alma manyaklığı değil araba alma manyaklığı vardır. ev alma manyaklığı dini vecibelerini yerine getirmeye çalışan yahudilerde olur.
  • çok da yersiz olmayan hadise. bizler anakuzusu bir milletiz. kaç yaşına gelirsek gelelim ebeveynlerin bizim yerimize düşündüğü ve bizim için en iyisini bildiklerini sanan ailelerimiz vardır. birkaç jenerasyon öncesi, örneğin benim dedemin dedesinin zamanlarından başlayarak günümüze çok genel bir pencereden baktığımızda; cumhuriyetimizin kurulduğu, savaş sonrası dönemler, sırasıyla 29 buhranı ve 2. dünya savaşı etkileri, ithal ikamesi politikası ve sonrasında köyden kente geçiş teşvikleri ile el değiştiren/kaybedilen gayrimenkuller -bizim ailemiz gibi taşınmazlarını kaybeden gayrimüslim ailelerden de bahsedilmeli-, siyasi istikrarsızlıklarla gelen ekonomik zayıflık, kıbrıs barış harekatı ve sonrasındaki ambargo şartları, darbeler, krizler, devalüasyonlar... kısacası ülke içi şartlar her daim çetrefilli olmuş, insanların elindeki menkuller çokça değer kaybetmiştir.

    bu şartlar altında konjonktürel paranoyalara haiz, tekinsiz bir ekonomik psikoloji oluşmuştur o günden bu güne. insanlar da bu tip yıkımları ve şok etkilerini azaltabilmek için kendilerince tasarruf, yatırım alışkanlıkları edinmiştir. gayrimenkul alımı da bu önlemlerden biridir. basit ve risksiz bir araçtır türk insanı için. bu tip insanlar repo, tahvil, bono kovalayacak kapasite ve kafada insanlar olmadıkları için kendilerince en güvenli yolu seçerler: ev, arsa alırlar. sağlıkları döneminde kira getirisinden faydalanırlar, dünyadan göçüp giderken de kuzularına bırakacakları bir şey olmuş olur.

    akp ile zirve yapmış olan inşaat sektörüne dayalı kalkınma politikaları, ne kadar doğrudur, tartışılır ama karlı olduğu inkar edilemez bir gerçek. konut fiyatlarındaki trende bakan herkes de bunu görebilir. bu ekonomik-psikoloji ile bu günlere gelmiş insanların çocuklarının, torunlarının da gayrimenkule yatırım yapmaları kadar doğal bir şey yoktur.

    ayrıca eklemeden geçemeyeceğim; kirada oturup dünya turu yapan, avrupalı emeklilerin durumları bambaşkadır. evet, adam kirada oturuyor olabilir ama mevduat hesapları ağzına kadar doludur. bu, tamamen bahsettiğim tarihsel ve ekonomik ülke şartlarına dayanan bir şeydir. alman dedenin parası, 30 yıl boyunca reel değerinden bir şey kaybetmezken bizim dayıların birikimine ne olacağının garantisi yoktur. onun da dışında alman'ın başına ekstra bir durum geldiğinde sosyal güvenceleri devreye girecektir. ama bizim ülkemizdeki dayının 50 yıl çalışıp aldığı evini sel bassa, dayımız sap gibi ortada kalacaktır. tüm bunlar yüzünden insanlar kendilerinin ve çocuklarının yarınlarını garantiye alabilmek adına kuru pilav yiyip parayı betona gömmeyi tercih ederler.
  • orta ve alt tabakada görülen tutum. bu iki katmanda işler şu şekilde ilerler:

    1-çocuk doğar. adı daha konmadan aşağı yukarı geleceğine karar verilir. baba esnaf ise çocuk ya esnaf ya memur, baba memur ise çocuk memur, baba işçi ise çocuk büyük ihtimalle işçi olur. baba dedim ama cinsiyetçilik benden değil toplumdan kaynaklı.

    2-çocuk okur ve ileride yapacağı işe göre daha ilk okulda çalışkan veya tembel olur. işçi ise orta ve alt başarı düzeyi, belli konulara aşırı ilgi, memur olacaksa sıkıcı, ödev manyağı, aşırı kibar, kural takıntısı çocuk.

    3-üniversite biter veya işçi olunur veya dükkan açılır. sırada evlilik var. daha çeyiz de bile aileler ne kadar sağlamacı olduklarını gösterir. ortada ev bile yoksa o evin dört dörtlük malzemesi hazır olmalıdır. bulaşık makinesi kullanılamayacak durumda ise ev olsun yine alınır. maksat ahirette lazım olur.

    4-mülk edinme evresi. bu evrede başlıyor işte ev araba çılgınlığı. memur olan zaten ayda 1500 tl ye geçinip kalan parasını ev için 5 yıl biriktirmeye başlar. semtine göre pahalı yerlerde bu para toplama süreci 10 yıla da dayanır. ev alınca banka ile koparılmaz bağ kuran memur bu kez araba ister. sonra yine ev falan. benzeri işçi ve esnaf için de geçerlidir. hiç sektiğini görmedim.

    5-yeni gelen nesle var olan değerleri aşılama. çocuk babasından ne görse onu yapıyor işte.

    bu arada atlamamak lazım eline az miktarda paran geçen her türkiye vatandaşı ealacağı ürünün en son ve en donanımlı modelini alır. misal iphone olmazsa olmazdır. pc ye format atılacaksa illa son sürüm 2010 veya bir üstü atılır. 2007 format attırmak ezikliktir.

    neden böyle bilmiyorum ama sanki ahiret yokmuş gibi yaşıyor anadolu insanı. gök tanrı inancı ve ölümden sonra hayat ile daha fazla eşya ile gömülmek istiyorum anlayışı ile bağlantılı olabilir.
  • uzun zaman önce faizle, tahville, borsayla ilgilenmiş biri olarak ev, arsa alma işi bana hep yaşlıların klasik takıntıları gibi gelirdi. son derece basma kalıp, faizden, hisse senedinden, fondan, bonodan falan anlamayan insanların basitçe “dünyada mekan, ahirette iman” anlayışının bir karşılığı gibi gelirdi. taa ki ben de ev alana dek. zamanla da adamların ne kadar haklı olduğunu anladım. bu ülkede eğer kendi işini kurmak için bir girişimde bulunmuyorsan en iyi yatırım ev ve arsa almaktır.
    15 yıl ve önceki yıllarda yüksek enflasyonist ortamda bir bakıyorsun bir gecede paranın yarısı uçmuş gitmiş. bir avrupalının parasının yarısının buharlaşması kabul edilemez. avrupalı biraz da bu güvencelerden dolayı, kendini emniyette bulduğu için gezip tozuyor. biz de hala toplumda yarın ne olacağına dair belirsizlik kaygısı var. yılların alışkanlıkları da kolay kolay geçmiyor maalesef.
    bu arada tekrar borsaya dönecek olursak klasik ama bir o kadar da palavra bir deyim vardır. borsa “sermayenin tabana yayılmasıdır”. yok öyle bir şey. borsa cebinde parası olan ve çok para kazanacağını sanan akıllıların parasını zengine kaptırmaktan başka hiçbir işe yaramaz. şirketin borcunu siz ödersiniz, ama kardan da size bir kuruş koklatmazlar. elinizi verir kolunuzu kaptırırsınız. sorun eskilere size borsa maceralarını ve de nasıl battıklarını anlatsın.
    diyanete sorsan borsa helaldir der. ama hiç biri borsaya yatırmaz.
    özetle bu manyaklığın çok temel kaygılardan kaynaklanan son derece haklı bir gerekçesi vardır.
  • onun yerine yıllık kiranı peşin ver.
    hem şu mülkiyet duygundan kurtulursun, hem de bir mecburiyetin olmaz.
    ben öyle yapıyorum, temiz.

    manyaklık zaten bu kat kat ev dizme mevzusu, emlakçı değilsen.