şükela:  tümü | bugün
  • türklerin veya anadili türkçe olanların sahip olduğu müthiş dil öğrenme potansiyelidir. yüzeysel olarak 2 sebepten bahsedilebilir:

    1. malumdur ki, göçebelikleriyle ünlü türkler tarih boyunca orta asyadan tutun avrupa'ya kadar birçok milletle çeşitli sebeplerden ötürü (savaş, din) etkileşim halinde olmuştur. bu durum da doğal olarak konuşulan dile yansımıştır. her ne kadar bu durumdan çok hoşnut olsam da iyi olmuştur- kötü olmuştur polemiğine girmeden bu etkileşimin linguistik üzerine kattığı son derece güzel bir yararı düşünüp tartışmakta fayda var. hemen bu konudaki örneklere bakalım:

    a. (bkz: fransızca): özellikle tanzimatla başlayan süreçte inanılmaz sayıda fransızca kelime türkçeye geçmiş. günlük hayatta kullandığımız korkunç sayıda fransızca kökenli kelimeler var.

    işte o kelimelerin bazıları

    'sadece' yeterli derecede ıngilizce bilen bir türk, zorlasa az da olsa fransızca okuduğunu anlayabilir.

    bununla birlikte, bir örnek: zamanında bir fransız arkadaşıma ''telefonun ekranı mort oldu'' demiştim ve anlamıştı demek istediğimi.

    iddia ediyorum, ingilizce altyapısı olan bir türk, gayret ettiği takdirde fransızcayı yaklaşık 3 ayda iyi seviyede konuşabilir. şuanda zaten binlerce kelime biliyorsunuz ve yapmanız gereken şey kelime haznenizi geliştirmek ve 'la conjugaison' çalışmak.

    fransızca örneğinden yola çıkarak, bunun gibi birkaç avrupa dilleri hakkında da türkçe'ye kazandırdıkları kelime ölçüsünde benzer şeyleri söyleyebiliriz.

    b. (bkz: arapça): bu dil de tıpkı fransızca gibi. araplarla olan etkileşimin ve islamiyetin sonucuyla binlerce arapça kelime türkçe'ye geçmiştir. ve bu dil etkileşimi öyle bir boyuttadır ki, bugün arapça olmasa selam veremiyoruz.

    işte o kelimelerden bazıları

    sadece 'kelime' ve 'fiil' almakla kalmayarak aynı zamanda 'edat' ve 'bağlaç' da almışız. örneğin (bkz: ve), (bkz: lakin), (bkz: hatta), (bkz: binaenaleyh) bunlardan sadece birkaçıdır ve örnekler çok kolay bir şekilde çoğaltılabilir.

    bilindiği üzere, arapça'nın gramer yapısının sonucu olarak, bir kök kelime başına veya sonuna sessiz harfler eklenerek anlamı değiştiriyor. örneğin, (bkz: teşekkül), (bkz: şekil) ve (bkz: müteşekkil) kelimeleri bir kökten gelmekte: şekil. buradan varmak istediğim sonuç şu: türkçe'de t ve m ile başlayan birçok kelime arapça'dan geçmektedir. bu şu demektir, arapça öğrenmeye henüz başlayan bir türk şimdiden yüzlerce belki de binlerce kelime biliyor. kendisinin tek yapması gereken gramer öğrenmek ve kelime haznesini geliştirmek.

    kişisel bir örnek: 'her türk arapça biliyor ama farkında değil, her arap da türkçe biliyor ama farkında değil' anlamına gelen cümleyi arapça olarak dinleseniz biraz zorlarsanız eğer anlarsınız. ben, arapça bilmeyen halimle bunu arapça olarak dile getirmeye çalıştım ve muhatabım olan arap anladı.

    iddia ediyorum, eski türkçeye vakıf bir kişi, gayret ettiği takdirde 4-5 ayda iyi seviyede arapça konuşabilir.

    c. (bkz: farsça): arapça kadar olmasa da bu dilden de türkçe'ye çok fazla kelime geçmiştir, araştırma yapmadığımdan sağlıklı bilgiye sahip değilim.

    2. türkçe dilinin yapısı türklere önemli bir yabancı dil öğrenme potansiyeli sağlamaktadır ki bu müthiş bir potansiyeldir. başka bir deyişle, dilimiz çoğu dillere dönüyor. çince, japonca, korece, ispanyolca dilimizin pekala döndüğü aklıma gelen diller.

    a. (bkz: çince): kesinlikle, türkler çinceyi öğrenme konusunda diğer milletlerden -özellikle avrupa- çok daha avantajlı durumdalar. '-abilmek, -ebilmek' anlamına gelen 'keyi' kelimesini avrupalıların rezil bir şekilde telafuz ettiklerini duydu bu kulaklar.

    ilgili kelime

    gayret ettikleri takdirde, türkler genelde çince sınıflarında en hızlı ilerleme kaydeden millet olarak göze çarpıyor.

    bunun haricinde, çince gramerinin çok az olması nedeniyle çok kolay bir dil, 'hanzi''ya alışıldığı takdirde.

    b. (bkz: japonca): japonca'nın gramerinin türkçe'ye benzerliğinden ve telafuzlarının da türkçe'ye yakınlığından ötürü türklerin diğer milletlere nazaran çok daha avantajlı oldukları başka bir dil daha. hepinizin (bkz: anime izleye izleye japonca öğrenen tip) arkadaşları olmuştur.

    ıngilizce hakkında: türkler ıngilizce konusunda da iyi millet. eğer bir türk bir şekilde ıngilizce öğrenebilmişse, telafuz açısından kesinlikle bir fransızdan, bir italyandan, bir almandan daha iyi. uzak doğu milletlerini saymıyorum bile.

    sonuç: türkler veya anadili türkçe olan insanlar yabancı dil öğrenme konusunda inanılmaz bir potansiyele sahipler. ama gelin görün ki, şuan her konuda olduğu gibi, türkler dil öğrenme konusunda da cehalette yarışıyorlar. normalde düzgün ve sistemli bir eğitimle otomatikman çok iyi düzeyde ıngilizce, arapça ve fransızca konuşabilecekken daha kendi dilini dahi konuşamayan yığınla karşı karşıyayız. inanılmaz bir potansiyel resmen çöpe gidiyor. ve bu potansiyelin çöpe gitme hadisesi, ancak ve ancak 'dil öğretmeme' üzerine kurulu bir sistemin olmasından kaynaklanmaktadır, 'dil öğretme' üzerine kurulu bir sistemin olmayışından değil.