şükela:  tümü | bugün
  • felsefe işinde torpil dönmemesidir
  • raki sofralari ve kahvehane alimleri bu kulturun guzide yapitaslaridir, lakin sistematik calismayi da gecelim, soyle derin bir merakin ve ogrenme isteginin olusmasina engel teskil etmez, onun yerini tutmezlar. oysa ki denildigi gibi, turku murku bosverin, once bir insan olarak -temel ihtiyaclarimi karsiladigim surece- neden merak etmiyorum sorusu onemlidir.

    bu sorununun boyutlari daha da iyi anlasilsin diye (ama sosyal sorunlara parmak basip sonra da bilmis bilmis kafa sallayan bir gerzegin ifadesinden uzak oldugunu umdugum bir sekilde) bakiyoruz ekonomik ve bilgiye erisim imkanlari acisindan gorece sansli kesimin kutsal bilgi kaynagina..

    sokrates ~72
    platon ~55
    aristo ~56
    spinoza ~38
    descartes ~60
    locke ~24 (bu adam deneyciligi bulmak ve gelstirmekle kalmadi, liberal dusunceyi gelistirdi, liberal kapitalizmin de temellerini atti)
    hume ~15 (deneyciligi locke'tan da ileri goturerek zamaninda metafizigi yikti, cigir acti.)
    kant ~55
    schopenhauer ~55
    marx ~101
    nietzsche ~193 (ben de sasirdim, aforizmalarina sukur)
    heidegger ~28
    popper ~22 (son yuzyilin en onemli filozoflarindan biridir, tumevarim sorunuyla unludur)

    sadece batili filozoflar da degil efendim..
    pir sultan abdal ~32
    farabi ~11
    yunus emre ~62
    haci bektasi veli ~18
    mevlana ~97
    gazali ~25
    ibn rusd ~7
    ibni haldun ~37

    hadi daha da abartalim..
    nasrettin hoca ~46
    mimar sinan ~44
    ibni sina ~17
    yasar kemal ~58
    tolstoy ~57

    budizm ~25
    konfucyus ~30
    bilinemezcilik ~37
    ateizm ~40
    tasavvuf ~43

    bu bahsettigim basliklardaki entry sayilarina bakip, e fena da degilmis iste diyenlere oncelikle sunu diyeyim ki bunlarin ezici cogunlugu ne yazik ki felsefeler, dusunceler uzerine doyurucu yorumlar ve bilgiler icermiyor. hatirladigim kadariyla schopenhauerun ilk 50 kusur entrysinde sadece bir copy/paste'te belirtilmisti felsefesi.

    ama bundan da onemlisi sudur ki, bir filozof bilimadami degildir. felsefesi de bilim degildir. yani newtonun bilimi hakkinda yazilacaklarin ve yorumlarin varyasyonlari sinirliyken, bir filozofun dusunceleri sayisiz sekilde anlasilabilir, yorumlanabilir, ustune katlar cikila cikila entryler girilebilir. ama bunun icin ilgi duymak gerekir, okumak gerekir, sahip olunan imkanlarin degerlendirilmesi gerekir. sanirim bu baglamda bir tek marx ve mevlana basliklari beni utandirmaktadir, cok da iyi etmektedirler. lakin mesela, binlerce yillik hinduizmle ortakligi bulunan ve 1500 senelik kendi tarihi olan budizmin 24 entryi haketmedigi asikar. (yazarin da bu baslikta entrysi yoktur, ilgili yazilari tek baslik altinda toplamistir. reklamlar icin de ozur diler ama dikkat cekmeye calistigi konunun, tartismayi pic etme yontemlerinin en klasigiyle gormezden gelinmesi ihtimalini de dusunmek zorundadir)

    daha fazla uzatmadan konumuzu mutevazi sekilde noktalayalim:
    ciguli ~73
    acun ilicali ~80
    25 kasim 2004 persembe gunu beklenen kar ~136
    okan bayulgen ~682 (sozlukte 20 jack london gucundeymis. yani elbette daha fazla entry icerecek de gonul isterdi ki yirmi degil, yedi sekiz jack london, uc dort dostoyevski gucunde olsaydi)

    edit: daha entryi yazip sol frame'e bakmamla oral seks yapmak tuvalet yalamaya benzer aforizmasini gormem bir oldu. ulan yazilmasin da demiyoruz ama daha simdiden farabiyi gecmis.
  • çıkmaz çünkü biz kimseyi bir dakika bile yalnız bırakmıyoruz.

    bir dakika kafayı dinleyemezsiniz. hop birisi yanınıza damlar. geceleyin tam düşüncelere dalmışken uzaktan bir ses gelir: "yatmıyor musun daha?" acınızı bile tek başınıza yaşatmazlar.

    filozof olmak için yalnız kalıp eni konu, uzun uzun düşünmek gerekiyor. bu da türkiye'de mümkün değil.

    ek: rodin'in düşünen adam heykeli "le penseur" tüm dünyada üniversitelerde/sanat galerilerinde sergilenirken bizde bakırköy akıl hastanesinde sergilenmekte. buyur burdan yak.

    ek2: madem coştuk, bi anı anlatayım. yıllar evvel ankara'ya bir arkadaşımı ziyarete gitmiştim. o da beni keçiören'de yüksekçe bir yerde bir lokantaya götürdü. yemek beklerken gözüm karşıdaki kaleye ilişti. sordum:
    + abi bu kale nedir?
    - ankara kalesi.
    + bana biraz bu kalenin tarihinden bahseder misin?
    - yav neyini bahsedecem, kale işte orada duruyor. biz bilmeyiz tarihini falan. seyret işte orada duruyor.

    bunu diyen de tahsilli birisi ha, mevkili falan.

    daha yanında duran kalenin ne olduğunu bile merak edip araştırmaktan aciz bir milletiz. yeme, içme, sıçma üçgeninden çıkamadık henüz..
  • oncelikle turklerden filozof cikmistir, abartmayalim ama asil konu su ki, neden bizden batili anlamda bir filozof cikmamistir. ne sacmaliyor bu diyenler icin...

    0) turkleri hicbir konuda bir halta yaramayan insanlar olarak gormek dogru mu?
    1) turklerden cikan filozoflar aslinda turk mudur?
    2) batili anlamda filozof cok mu matah birsey, ne ustunlugu var?
    3) bizden neden batili anlamda filozof cikmamistir?
    4) neden soru numaralari sifirdan basladi?

    0) turklerden filozof cikmadigini kabul etsek bile, bunu kanitlasak bile, hatta birakin filozofu turklerden adam cikmadigini kanitlasak dahi, bu kendimizi ezmek icin bir neden olamaz. zira bilimsel bakis acisina gore bunun nedeni genetik bir kepazelik degil, cevresel sartlardir.

    1) turk filozoflara ornek gosterilen isimlerin coguna islam filozofu demek daha dogrudur. islami gorusleri savunduklari icin degil, etkisi altinda kaldiklari kulturu tanimlamak icin. ornegin ibni sina. genetik yapisi zaten onemli degil ama egitimi ve hayati da daha ziyade farsi etkisinde kalmis, eserlerini de arapca yazmis. ayni seyler mevlana dahil bircoklari icin gecerli. tabii bunlari elin amerikalisi sahiplenecek degil, biz sahiplenecegiz. ama yine de bugun anladigimiz anlamda onlara turk etiketi yapistirmamaliyiz.

    2) ornek olarak bizim filozoflarimizin bir kismi panteisttirler. yani hersey birdir ve tanridir. ayni dusunceyi daha doguda da buluruz. simdi bu panteizm dusuncesi cok eski ama batida ilk defa parmenides tarafindan bulunuyor, antik yunanda. ondan sonra ise bu gorusu dile getiren ilk batili filozof 16.yyda spinoza. simdi sizce kim daha filozof, dogulular mi, parmenides mi, spinoza mi? ne de olsa ayni sonuca varmislar, oyleyse once varan daha ustundur degil mi?

    hayir, spinozanin felsefesi teknik acidan hepsinden cok daha ikna edicidir. oyle bir sekilde sunuyor ki apisip kaliyorsunuz. (ilgilenenler icin felsefenin oykusu/23) yunanlilara gelince onlarin da yontemi az cok spinozaya benzerdi (ornegin aristo), sadece bilgi eksiklikleri vardi. oysa doguda felsefe inancla icicedir. "hersey birdir kardesim buna inaniyorum" dersiniz ve bu da bir felsefe olur* ama "neden" sorusuna her zaman cevap alamazsiniz. iste bu yuzden spinoza, mevlanadan veya buddhadan -daha hakli olmasa bile- daha "filozoftur". o, "inandigi" seye neden inandigini curutmesi cok zor bicimde aciklayabiliyordu.

    ustelik bu ornek sadece panteizm icindi. batida olan daha baska bir cok akimin doguda karsiligi bile yok, cunku dogu ayni entellektuel surecten gecmedi. batida 16.yydan sonra felsefe ve bilim ayrilmaya baslamis ve bilimsel gelismelerle insanin dusunsel ufuklari acilmisken, dogu ayni felsefeleri 3000 yildir korumus. hangisine daha cok guvenirsiniz? dikkat edin burada kim hakli demiyorum; belki de budizm en dogru din kim bilir. ama onemli olan yonteme, dusunce bicimine olan guvendir ve bu baglamda batinin felsefe tarihi, dogudan kanimca cok daha ilginctir.

    3) buradan da geliyoruz neden bizde bu anlamda felsefe yok sorusuna. osmanlinin butun duzeni stabilizasyon amacliydi, oysa ki feodal avrupa rekabetciydi. isterseniz daha da derinlere inebilirsiniz, yani gocebe kulturumuze, denizciligin olmamasina, bu ekonomik modellerin yarattigi kulture (yani ahlak, gelenek, din)....

    hepsi eninde sonunda gelip, cevresel sartlara dayanacaktir. sonucta rekabet olmayan ve sehircilik kulturu gec gelisen bizde, batidaki felsefenin ozu olan, bilimsel dusunce yontemi nasil ciksin? [sehirlesme kulturu, buyuk sehirlere sahip olmaktan farkli birsey, burjuvaziyiyle ve tuccar kesiminin buyukluguyle alakali. osmanlida sehirler daha cok buyuk koyler mahiyetindeydi ki kismen halen de oyle. (bkz: turkiyenin butun sorunu koyluluk) (bkz: koylu milletin efendisidir)]

    bilim demek yenilik demek, bu da statukoyu bozan ve karmasaya yolacan birseydir. osmanlida o yuzden bilim askeri teknolojiyle sinirlidir, o da ulke icinde degil dusmana karsi kulanilir zaten, halk duzeyine ingirdenmez [burjuvazinin bir rolu de buradadir]. oysa ki rekabetci avrupada dusman herkesti, feodal yapida bilimin yayginlasmasi hayatta kalmak icin zorunludur. iste bu fark yuzunden felsefenin yayilmasi icin hayati onem tasiyan matbaa bize 300 yil sonra gelmistir.

    o nedenle, hem yeniligin olmadigi, hem zamanin durdugu hem de engizisyon diye bir illetin bulunmadigi osmanlida kim kalkip descartes gibi analitik yontemi kuracak? kim locke gibi liberalizmi gelistirecek, kim voltaire gibi firsat esitligini ve bilimsel egitimi savunacak ya da rousseau gibi demokrasi diye bagiracak. ve bu onculler olmadan kant gibi, schopenhauer gibi dehalar nasil yeserecek?

    bakin sistemlerin neden oldugu fark o kadar bariz ki, yukaridaki gibi bir dogu-bati felsefesi karsilastirmasina bile gerek yok. yani butun filozoflari teknik duzeyde esit kabul etsek bile, "turk filozofu" dedigimiz filozoflarin hemen hemen hepsi 13-14.yy ve oncesinde yasamislardir. e osmanli 20yyda dagildi. simdi de sanirim 2004 yilindayiz. aradaki 700-800 sene icinde, nufusu gorece kalabalik olan bir toplulugun, felsefe tarihine katkisinin bu kadar az olmasi, yadsinacak bir gercek degil. ama basta da dedigim gibi, buna bakip turklugumuzden utanmaya da gerek yok zira toplumumuzun bu dogasi bahsettigim neden-sonuc iliskilerinin urunudur.

    4)sifir, felsefedeki onemli yeriyle, en asil duygunun sayisi olmustur.
  • bu konu son zamanlarda ciddi ciddi taktigim bir olgu oldu. aslinda hic böyle kaygilarim da yoktu, taa ki alman forumlarinda ab baglaminda türkiye karsitlarina laf yetistirmeye calismaya baslayana kadar, ne güzel her almanin argümanini bir sekilde cürütüyordum ki, günün birinde adamin biri cikip sunu demez mi: peki güzel kardesim, siz avrupa uygarligina felsefi anlamda nasil bir katki yaptiniz? kimi cikardiniz? biz, tamam hitler gibi bir utanc abidesini de cikardik, ama onun yani sira kant, feuerbach, hegel, marx, weber ve adorno da bizden demez mi? ben de, eh o da bir sey mi, biz... dedim ve kaldim orada ve aklima seyh bedrettin ve varidat'indan baska hic bir kimse gelmedi, gelemedi ve halen de gelemiyor...
    baktim ki bu is böyle cözülecek gibi degil, bu sefer de düsünmeye basladim, adam hakli, bizden filozof cikmiyor, gerci litvanyali filozof da pek duymadim, ama soru bu degil, soru neden türklerden filozof cikmadigi...
    bu konu hakkinda biraz düsündügümde hepsi elestiriye acik su sonuclara vardim:

    müslüman halklardan genelde filozof cikmaz, cünkü felsefe her seyden önce süpheciligi beraberinde getirir, incil gibi ölümlü insanlarin yazdigi ve yoruma acik bir kutsal kitabin tersine kuran gibi dogrudan tanri sözü olan ve dünyevi bir cok seyin hic bir kuskuya yer birakmayacak bir bicimde tanri tarafindan düzenlendigi kutsal bir kitaba sahip olan halklarin süpheciligi bu fenomenden süphelenenlerle sinirlidir, bunlar da bir sekilde öldürülmek veya dislanmak suretiyle giderilir. nasil olmussa cikan filozoflar da, ya bunu bir sekilde kurana ve islama uydurmustur veya bir sekilde ortadan kaldirilmistir. mesela, ibni haldun bol bol kurana basvurmak suretiyle bir sekilde pacayi kurtarmistir, ama en el hak ögretisinin sahibi el hallac ki, yeni platonculugun plotinos yorumunu islami sosa büründürmekten baska felsefeye fazla da bir katkisi yoktur, derisi yüzülerek saf disi edilmistir.

    köken itibariyle dogu halklarindan biri olan türklerde, sosyolojik bir görüngü oldugu üzere tüm dogu halklarindaki gibi basbugun, yani yönetim mekanizmasinin en tepesindekinin yüceltilmesi ve ona karsi kosulsuz itaat duygusu hakimdir (veya hakim idi). mezopotamya toplumlarinda tarima gerekli su ihtiyacinin karsilanmasi icin toplumsal düzenegin denetim altinda tutulma gereksinimiyle aciklanan bu olgu, türklerde göcebe toplumun varliginin devami ve yeni yagma ve göc alanlarinin yaratilip, boyun bekaasini saglama ile gerekcelendirilebilir. bu basbuga itaat olgusu türklerin basbug, kagan, sultan, önder zinciri icerisinde basbug ve devamindakilerinden farkli düsünenlere ve düsüncelere hosgörü ortalamasini en aza indirgemistir.

    tabii asil büyük ve yikici füzyon basbug yüceltmesini zaten kafalarinda tasiyan türklerin, bir de tanri sözü kitaba sahip müslümanlarla karsilasmasi ve islami kabul etmeleriyle yasanmistir. öyle bir sosyokültürel alan düsünün ki, tanrinin buyurduklari zaten kuranda ve hadislerde fazlasiyla var, olmayanlar da kosulsuz itaat edilmesi gereken sultanin fermanlariyla acikliga kavusuyor. eh artik sikiysa felsefe yapin, kurandan, sultanin veya önderin fermanlarindan, yasalarindan süphelenin, gercek dogruyu arayin ki, az gidip, uz gidip, dere tepe düz gidip bir arpa boyu yol alamadigimiz sivas'ta yanan canlarla suratimiza bir samar gibi vuruyor.
  • ilk türk filozofu alisto ve bir diyaloğu..:

    - abi çok anlamsız yaşıyosun.. hayatına bi anlam yükle.. böyle boş boş savrulma..
    - sus lan yarram.. felsefe yapma bana..
    - peki..
  • hayati ihtiyaçlarını karşılayamayan bireylerin (toplumların) düşünmeye fırsatı yoktur.
  • (bkz: sokrates)
    ne demis buyuk filozof evlenin, kariniz iyi cikarsa mutlu, kotu cikarsa filozof olursunuz. bu dusunceyi temel alirsak turk kadinlari cok iyi oldugu icin filozof cikaramiyoruz. hayatimin kalan kisminda bundan daha buyuk yalakalik yapamam heralde.
  • iki nedeni vardir efendim, birincisi feodal duzenin eksikligidir.

    sosyal evrim surecinde, zorlama olmadan hicbirsey olmaz. simdi hem feodal yapi eksikligi itibariyle bir rekabet ortami sozkonusu degil, hem de sartlar mevcut yonetimi ve duzeni zorlamayi gerektirmiyor. ornegin kilisenin baskisinin, ozgurluklerin kisitlanmasinin ve ekonomik zorluklarin dayanilmaz boyutlara ulasmasi avrupada bir gelisimi tetiklemistir. (tabii denizciligin ilerlemesi ve kolonizasyon gibi yardimci etkiler de mevcut, burada iki satirda tum dunya tarihini ozetleyemeyiz)

    bakin zamaninda osmanli topraklarini gezmis az sayidaki yabanci tarihcinin gozlemlerinde hep ayni nokta goze carpar: "orient, zamanin durdugu bir yerdir". hakikaten de zaman durmussa, karnim tok, altim kuru keyfim yerindeyse, kim niye dusunsun? (bkz: amerika birlesik devletleri)

    ama dikkat edin, tek savunmasi bu olan kisi, yunanistandaki felsefi gelisimi aciklayamaz. bu baglamda sanirim ikinci ana neden, "zamanin durdugu" osmanlidan once, turklerde sehir kulturunun olmayisidir. sehircilik olmayan hicbir yerde, mistisizmden ote adamakilli bir felsefe gelisemez. en azindan batili anlamda, gocebe kulturu dusunmek icin uygun degildir. [edit: yunan sitelerindeki ilk filozof thalesin mo 6.yy dogmus olmasina karsin, 1100 yilina kadar alfabesiz ve sehirsiz yasayan ruslardan o zamana kadar hic adam cikmamis olmasi ve 18.yya kadar da (kultur merkezi st petersburgun kurulusu) ancak tek tuk adam cikmis olmasinin nedeni budur.] sehirlerin onemi hayatin karmasiklasmasi, insanin daha az hayvani bir yasam surmeye baslayip, her daim ekonomik olmasa bile en azindan entellektuel olarak ufkunun acilmasidir. yani, demin de bahsettigim gibi, dusunmeye zorlanmasidir.

    platon, felsefe merakla baslar demis. merak ise ne yazik ki cogu zaman zorlama olmadan olmuyor.

    denizin buz gibi soguk sularindan seneler sonra gelen edit: -semensima demis ki antik yunan filozoflarının üst tabakadan oluşunu açıklamıyor bu sehircilik ve zorlayicilik kombinasyonu. kölelerin ruhu var mı yok mu diye tartışan insanlardır bunlar nihayetinde. izahatım filozofun doğuşunu değil aydınlanmanın doğuşunu açıklar.
  • başlık içinde de arattım yok. sistemli düşünme adı verilen mefhumun bizim beyinlere uğramamasıyla çok yakından ilgilidir. pratik olalım, cin olalım, kıvrak zekalı olalım derken gerizekalı olmamızla ilgili.