*

şükela:  tümü | bugün
  • ''üşeniyorum, öyleyse yarın!''
  • (bkz: null)
  • beklenilenin aksine yok değildir. işte birkaç isim, çalışmalarına da bi zahmet bakarsınız.

    (bkz: arda denkel)
    (bkz: alev alatlı)
    (bkz: türker armaner)
    (bkz: ioanna kuçuradi)
    (bkz: ömer naci soykan)
    (bkz: hasan özbekhan)
    (bkz: takiyettin mengüşoğlu)
    (bkz: cemal yıldırım)

    eğer konuya hakim değilseniz, lütfen: (bkz: jfgi)
  • herhangi bir düzeyde övülemeyecek kadar azdır. birçok disiplinde berbatız da bu felsefe sanırım bu işin zirvesi. adını verip sevenlerini rencide etmek istemeyeceğim bir büyük okulumuzun bir senelik süre zarfında (2015 ya da 2016'da idi sanırım) toplamda 0 adet sci/sci-e'de taranan dergilerde yayın yaptıklarını duymuştum. ibretlik bir camia gerçekten. scopus'a 3-5 yayını düşen büyük felsefeci kabul ediliyor yurt sınırları içinde benim anladığım.
  • felsefe deyince batı'nın direttiği yunan ve peşinden gelen ortaçağ, rönesans dönemlerini öngörüyorsanız yoktur.
    sadece tasavvuf üzerine çalışmalar hakkında birazcık bilgi edinseniz hayata bakış açınız değişecektir. batı yönelimli felsefe anlayışıyla dünya'nın hiç bir yerinde felsefe yapılmamıştır. hindistan, çin, rusya, japonja bile felsefeden yoksun kalır. hep aynı şeyleri okumaktan bıkmadınız mı? hollywood filmlerinden sıkılmadınız mı? dünya küresel dostlar, biraz da doğu taraflara bakınız.

    edit: adının başında hoca veya hacı gördüğünüz için tanımak istemiyor olabilirsiniz. horasan, erzurum, antep, adana gibi şehirler bir çok felsefe erbabı görmüştür. gene de siz bilirsiniz. osmanlı zamanının şeyh-ül islam'larının her biri felsefenin dibine vurmuştur da. adı şeyh olduğundan silinmiştir.

    not: kendimizi küçültmeye ne kadar alışmışız. biz bu insanlarla yakın akraba falan değiliz ama kültürümüzü paylaşıyoruz. arap harfleriyle yazsan bile türkçe okuyabilirsin dostum. ben ilk öğrenmeye çalıştığım zamanlarda "fatih sultan mehmet." yazısını "fetih satan memet." olarak okumuştum. geçmişimizle bağlarımız kopuk. uğraşmadan, didinmeden olmuyor işte. evet sallamak kolay ama her sallamada bir şeyler kaybediyoruz.
  • yılmaz öner: pro-determinizm.
  • bak dostum;
    " geçmişimizle bağlarımız kopuk. uğraşmadan, didinmeden olmuyor işte." diyorsun ya...
    önce ikinci kısımdan başlayacağım.
    seni kültür olarak eleştiren, felsefede bilimde yetersiz olduğunu düşünen adamın uğraşmasını istiyorsun. o uğraşmaz, sen uğraşmak zorundasın. kendi değer verdiğin kültürel alt yapıyı ortaya çıkarmak zorunda olan sensin. ne zaman böyle bir başlık açılsa geliyorsun sekiz on isim verip bakınız veriyorsun. yani? yani, açın bakın diyorsun. onları okuyun. görün bizim kültürümüz ne büyük felsefeciler yetiştirmiş. batıya karşı aşağılık kompleksini böylece yenmiş olursunuz diye öğüt veriyorsun. bu sırada biz de öğreniyoruz senin doğu kültürünü (hint, çin, japon, nispeten rus) okuyup sindirdiğini ve türk islam düşüncesinin arka planını da içine alan bir bakışa sahip olduğunu. hep ima, hep laf çakma.
    okumaz arkadaşım seni eleştiren kişi. niye okusun? o hayvan gibi entry giriyor batı düşüncesi ile harmanladığı, kafasını karıştıran, tartışmaya değer gördüğü konularda. jimi the kewl var bu sözlükte bilin mi. adam akademisyen. 11 bin entry girmiş. bunun yüzde 99'u bilgi paylaşma, tartışma. kafa patlatma. bak son entrysinde seneca ile ilgili "seneca'yla ilgili türkçedeki tüm metinleri kronolojik olarak listeledim. çeviri, kitap, makale, sunum, bitirme, yüksek ve doktora tezi, her şey. " diyor. akademisyen bu adam. entrylerinde salt bilgi aktarmıyor. kafasına takılanı, gündelik yaşamla uyuşmayanı tartışıyor.
    immanuel tolstoyevski var. geziyor, yazıyor. o da tartışıyor. otisabi var. matarama su ko var. öne çıkmayan, bu tarz yazan onlarca yazar var. ortak özellikleri şu: sadece üç beş isim verip bakınız vermiyorlar. soru soruyorlar. cevap arıyorlar. kendi sorularına cevap yazan olursa okuyor, tartışıyor, yeni sorular soruyorlar.
    sen ne yapıyorsun? fatih sultan mehmet hakkında okudun, kafanda soru oluştu mu? yoksa yalnızca onun 'büyüklüğünü' idrak etmeyle doydun mu? peki felsefe neydi? dünyanın her yerinde felsefe soru sormaktı. doğrunun peşinde koşmaktı. hikmeti aramaktı. arıyor musun? buraya gelip hilmi ziya ülken ahlakla ilgili şunu demiş ama bana uymadı, şundan dolayı uymadı diyor musun? şerafettin sabuncuoğlu tâ 15. yüzyılda o resimleri yapmış, devamı niye gelmemiş diye tartışıyor musun? sabuncuoğlu'nun resimleri işleyiş teknikleri, çizimleri, bunun anadolu'daki karşılıkları ile ilgili üç satır döşüyor musun sözlükte? yok. ne yapıyorsun? 'oroştormoyorsonoz, komploklosonoz.' araştırmıyor değil millet. sen paylaşmıyorsun. sürekli savunma halinde olduğu için bakınızlı cevaplarla yetiniyorsun. gelip buraya kendi kültürünle boğuşup yeni fikirlere yol açacak tartışmalara girişmiyorsun. kötülemek sanıyorsun eleştirmeyi. zayıf görünmemek için kafana takılan kısımları sorgulamıyorsun.
    ah tabi bu fikrim aşırı derecede iyi niyetli. senin deli gibi okuduğunu, sonra da soru sorduğunu varsayıyorum. kendi kendine dahi olsa, kimseyle paylaşmasan bile kültürünle yüzleşmeye çalıştığını kabul ediyorum. osmanlıca harfleri öğrenmekle yetinmediğini, okuduklarından sonuçlar çıkardığın önkabuluyle yazılarını ele alıyorum. yoksa hata mı ediyorum? lütfen bana yanılmadığımı söyle.
    ki, cehaletle suçladığın, bilgi doğudan geldiğinde değer vermemekle itham ettiğin insanlara anlatabileceğin şeyler olduğunu düşünüp içimi ferahlatayım. tek derdinin savunma olmadığını, aslında kendi değer verdiğin kültüre yönelik içten içe üretimde bulunduğunu görebileceğimiz günler olduğu ümid taşıyayım. birgün, o çok beğendiğini söylediğin yazarlardan kopyala yapıştır yapmak yerine, yazının gerçekten içine girip, ordaki fikirleri tartışabileceğin entryler gireceğin beklentisini duyur okuyuculara. öyle on bin şartı yok, sağlamından yüz entry girsen bile çok iyi bir başlangıç olur.

    ki, sayende övündüğün kültürle tanışma fırsatı bulsun senin cahil bulduğun kesim.

    birinci kısma, 'geçmişimizle bağlarımız kopuk.' iddiana hiç girmedim dikkatini çektiyse. sözlükte binlerce entry var, osmanlıca'nın tartışıldığı. onlardan tek bir entry bile okusanız bu cümleyi yazmayacağınızı bildiğimden bu konuda susmayı daha anlamlı buluyorum.
  • nihat doğan ile sınırlıdır.

    ayrıca bir de serdar ortaç vardır.

    (bkz: aşk bu kızılötesi yaralı müzesi hareket edemem)
  • çok az olmasının nedeni, türk insanının derinlik ve sentimental olarak ifade edilen duygusallıktan uzak olmasıdır. bunca senedir işgal ettiğimiz şu coğrafyada tuttuğumuz kayıtlara bakın; hem çok az; hem de çok niteliksiz. derinlemesine yapılacak bir analiz türklere göre değil. soy ağacını bulamıyorsun; kayıt yok; varsa sınıflandırılmamış; eksik; niteliksiz; tabii bu düşünce sisteminde de kendini gösteriyor. oturduğu coğrafyanın analizini, ne bileyim bir haritasını çıkarmış türk bulabilir misin? çok nadir. bugünkü mimari yapılaşmaya baktığında dahi türk insanındaki, kendisinin pratiklik olarak adlandırdığı yüzeyselliği görebilirsin. estetik ve sofistike bakış çok zor görülür; olsa da takdir edilmez.

    ayrıca türk insanı öteden beri ait olduğu toplulukların potası içinde erir. kendi çıkarlarını hiç unutmaz elbette ama; ya devlet başa ya kuzgun leşedir. aman ağzını açmasındır; sistemi eleştirene yediği kaba sıçan denir. sahip oldukları, bir kazanın dibindeki birkaç lokma yemek gibidir. birbirini parçalayarak bunu kapmaya çalışırlar. hadi şu yemeği artıralım; gözümüz doysun; biz de ferahlarız demezler.

    dolayısıyla türk insanının felsefi etkisizliğinin sebebi, hem geleneksel nedenlerden kaynalanır, hem de genetiktir. bu yüzden felsefeye yeni bir eğilim kazandıracak bir katkı yapamaz. olmazsa olmazdır demiyorum ama felsefede, bireyin toplumla uyuşmamasından ötürü gelen buhranlarının önemi büyüktür. bizde bunu göremezsin; çünkü gün doğmadan neler doğar; kaderimizide varmış; tevekkül edelim gibi söylemlerle türk insanı bu düğümleri çözmekten kaçınır ve burada suyu bulanıklaştırır; dertleri arabeskleştirir; onlara kendi mizacını katar ve benimser. bu yüzden de yeni bir felsefi bakış açısı getirmesi olanaksızlaşır kanaatindeyim.