şükela:  tümü | bugün soru sor
  • "basarili" sifatinin yakistirildigi birsey karsinda "aman bende biseyler yapayim, geri kalmayayim" yerine "hemen yapanin ayagini kaydirayim da kendi populeritem azalmasin" anlayisidir. yapici degil yikicidir. "basariya" , "basariliya" bok atma rahatsizligidir.

    sporcuysa ozel hayati sagda solda didiklenir, doping olaylari gundeme gelir; sarkiciysa, "bu muzik egitimi almamis, sesi soyle kici boyle.."; sinema yonetmeni, oyuncusu ise yok eskiden porno yildiziymisda, gaymisde cocuklarimiza kotu ornekmiste vidi vidi bidi bidi.. bi suru sirkete hakli haksiz bok atilir yok vergi kaciriyomus, urettigi mamullerin icine fare zehiri koyuyomus falanmis filanmis.. hayir butun bu vakalar yalandir, gereksizdir yahut ecnebilerde olmuyordur demiyorum, sadece hakli haksiz luzumsuz konular hakkinda konusulup habire uyarilmamiz sonucu hepimizde olusan algida beyin amciklamasindan bahsediyorum. ecnebilerde "uretilenden daha iyisini yapalim, olmuyosa mevcudu taklit edelim, buda olmuyorsa yapani baltayalim" seklinde bir seyir izlerken bizde kolayciliga kacma sonucu yaklasimi tersten uygulama durumu vardir.

    gonul islerinde de durum pek farkli degildir: "beyler, benim yazdigim kiza cicek almis lavuk, benzetiyoz, tamam mi". "yahu sende neden sinemaya goturmuyosun, yemege cikarmiyosun" demezlermi adama.
  • hastanenin karşısına açılan ilk eczaneyi görüp, "iyi fikir, bi tane de biz açalım" diye etrafı pıtrak gibi eczanelerle doldurup, hepsi birden boş oturan eczacıların iş geliştirme anlayışıyla özdeştir.
  • işi rakibinden daha iyi yapmak için değil ondan daha iyi yapıyor görünmek için çabalamaktır.
  • meydanı tutmak şeklinde yapılması gerektiğini sananların anlayışıdır. bazı markaların satıldığı bölgelerde siz kendi malınızı satamazsınız.
    türkiye müzik piyasasından bir örnek vermek gerekirse, unkapanı imç'de hamallar, ortamı mafyavari şekilde işgal etmişlerdir. çarşıya girip çıkan her mal onlar tarafından taşınmak zorundadır. "banane kardeşim kendi dükkanıma mal koyacağım, kendim taşıyacağım" diyemezsiniz, dişarıdan taşıma için adam getiremezsiniz.
    bizde ne yazık ki rekabet anlayışı çoğunlukla bu örnekteki gibidir.
  • "karsi tarafa *ok atma" olarak da tanimlanabilir.
  • bok at izi kalsın, olmadı en azından bok atmış olursun anafikirli anlayıştır. baktığınız dükkanda kalmamış olan malın başka nerede satıldığını sorduğunuzda cevabın bilinmemesinin sebebidir. "şimdi bilmemnerde olsan, senden şu kadar para alırlar, x diye y verip gönderirler" tarzı cümlelerin ardında yatan düşünce sistemidir. bok atmanın ne olursa olsun esas alındığı ve kaçınılmaz olduğu bir zihniyetin ürünüdür.

    türk usulü rekabetin kitabını yazmış taksimdeki büfelerden bir diyalogla olayı daha açık anlatabilirim sanıyorum:

    -abi bu verdiğin dürümden tel çıktı nasıl hazırlıyosunuz bu dürümleri, ayıp valla
    -ha ne? tel mi? bizim dürümden tel çıkmaz, yan taraftan domates almıştık ondandır!.*
  • osmanlı imparatorluğu ekonomik sisteminin etkisinin büyük olduğu anlayıştan kaynaklanır. ortaçağ imparatorluk sistemine göre, "arz-talebi yaratır" düsturunun tam aksi bir sistem geçerliydi. burada asıl amaç içerideki tüketim mallarının daima talebi karşılayacak kadar üretilmesiydi. örneğin, bugün sebze, meyve, et ve balık ürünlerini uzun süreler saklayabilmemizi sağlayan soğuk hava depolarına sahibiz. iç talepten fazlasını üretebilir ve hatta bunları sonraki yıllara saklayabiliriz. dışarıdan talep olduğu zaman ihraç edebiliriz. bir de bu durumu ortaçağ şartlarıyla kıyaslayın. yapabileceğiniz en iyi şey turşu kurmak veya etleri kurutup balıkları da salamura yapmak. işte bu yüzden osmanlı döneminde gerekenden fazla üretim yapmak anlam ifade etmiyordu. içerideki talep karşılanamadığı zaman da başka ülkelerden mal alımı yapılıp iç pazara sunuluyordu. bu yüzden osmanlı imparatorluğu ithal mallardaki gümrük vergisini hep düşük tutarken ihraç vergisini oldukça yüksek belirlemiştir.
    peki bu durum rekabet anlayışımızı neden köreltti? esnaf için de aynı şey geçerliydi de ondan. avrupa ortaçağ'ın sonlarında coğrafi keşifleri yapmış, koloniler kurmuş, dünyanın bir ucundan ticari ürünleri pazara sunup merkantilist ekonomiye geçiş yapmış. gelgelelim durum osmanlı imparatorluğu için böyle değil. ortaokuldaki bilgilerinizi yoklayın. "baharat ve ipek yolu önemini kaybetti" söyleminden kasıt aslında budur, sorun daha derindir. bizim esnafımıza rekabet edecek şans hiç sunulmamıştır. bugün ekmeğin fiyatı sabit ve hükumet onu sabit tutmak için fırıncıları bile karşısına aldı. peki mesela aynı hükumet kunduracılara, terzilere, kasaplara veya aklınıza gelebilecek bilimum esnafa aynı şekilde bir dayatma yapabilir mi? yapar aslında ama piyasaların hali ne olur düşünmek bile istemiyorum. ancak böyle bir durum osmanlı imparatorluğu'nda vardı. eğer ürettiğiniz ticari metayı belirlenen fiyatın üstünde satarsanız kanuna göre falakaya yatırılabilirdiniz. ya da limonata satıyorsunuz diyelim, şekerin miktarı az olursa veya standart lezzetin altındaysa ceza alırdınız. çünkü bir terzinin hangi elbiseye kaç dikiş atacağı bile belirlenmiştir ve bunun dışına çıkılamaz. terzi, bir feraceye 130 dikiş atılmak zorundaysa 129 dikiş atıp müşteriye teslim edemez, şikayet edilirse ceza yer.
    bir şehirde ne kadar kasap, terzi, şerbetçi vs. olacağı belirlidir. kimse kafasına göre şehre yerleşip "ben terziyim bu da benim dükkanım, alın verginizi" deyip de iş göremezdi. orada ahi teşkilatı vardır ve hemen yaptığınız usulsüzlüğü mühtesibe bildirip işlem başlatılmasını sağlar.
    böyle bir ortamda rekabet nasıl gelişsin? herkesin aşağı yukarı ne kadar mal satacağı belli. ne uzuyorsun ne kısalıyorsun. fakat zengin olmanın tek bir yolu vardı: maharet. bir şerbetçiyi ele alalım. bu adam demirhindi şerbeti satıyor ve şerbeti nasıl yapacağı kanunlarla belirlenmiş. içine koyacağı rezene miktarından tutun da şeker miktarına kadar her şey ama her şey belli. bu durumda bütün demirhindi şerbeti satan şerbetçilerin ortalama bir miktar kazanmaları beklenir. ancak iyi bir şerbetçiyseniz zengin olabilirdiniz. gizli bir tarif yok, şerbete başka bir ürün ekleyemezsiniz. ancak ufak nüanslarla şerbetinizi mükemmelleştirebilirsiniz. bunu yapmak da işte şerbetçinin mahareti. ya da bir terzi bir elbiseye ne kadar dikiş atacağı belirlenmişken nasıl daha zengin olur? o elbiseye öyle sağlam bir dikiş atar ki diğer terzilerin diktiği elbiseler 1 sene içinde kullanılmaz hale gelirken onun diktiği elbiseler uzun yıllar sapasağlam kalır ve daha çok insan onun müşterisi olur.

    işte türklerin rekabet anlayışındaki sıkıntı buradan doğmaktadır. ticaret konusunda gerçekten girişimci ve zeki bir millet olduğumuzu düşünüyorum. fakat yüzyıllar boyunca ticaretin sadece belirli sınıflar elinde dönmesi ve imparatorluk ekonomik sisteminin genel olarak ortaçağ ticaret anlayışını çok geç terk etmesi gibi etmenler türklerin rekabet anlayışını dumura uğratmıştır. merkantilist ekonomiye geçilememesi, "arz-talep yaratır" anlayışından ziyade "arz yalnızca talebi karşılayacak kadar olmalıdır" düşüncesinin devlet politikası olması gibi etmenler de hem imparatorluk ekonomisini zora sokmuş hem de reaya üzerinde bir cam tavan yaratmıştır. bugün maharetli esnafımız ve tüccarımız da azaldığından insanlar serbest piyasa ekonomisinin getirdiği özgürlükler çerçevesinde (ve denetim mekanizmasının da ciddi sorunlar içerisinde olduğu bir dönem olmasıyla) müşteriyi yolunacak kaz olarak görüp kendince böyle bir rekabet ortamı yaratıp zenginleşmeye çalışmaktadır.