şükela:  tümü | bugün
  • türk milletinin dünyadaki en ilginç milletlerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. türklerin tarihi eserlere nasıl baktığı da bunun göstergelerinden birisi.
    türkler genellikle tarihi eserlere 3 şekilde bakarlar.
    1- vay anasını adamlar yapmış bakışı: bu bakışa sahip vatandaşlarımız toplam nüfus içerisinde %58'lik bir kısmı işgal ediyorlar. bir tarihi eseri gezerken eğer türklerin yaptığı bir eserse; "abi atalarımız zamanında neler yapmışlar, biz şimdi yatıyoruz. nerede o eski mimarlar..." şeklinde cümleler sarfederler. yok, eğer konu yabancı ülkelerdeki tarihi eserler ise bu tür insanlarımızda genellikle o şerefsizler onları bizden çaldılar havası hakimdir. "abi hani mısır piramitleri var ya, onları bizden çalmış şerefsizler." bile derler. hatta kendilerini şuradan izleyebilirsiniz: http://www.youtube.com/watch?v=kxpuwz6xxaw
    2- tarihi eser mi, o da ne bakışı: bu tür insanlar da %37'lik oranla toplumdaki ikinci büyük kesimi oluştururlar. genelde eser meser dinlemezler, bu konuda hiç bir merakları yoktur. hasbelkader bir geziye veya benzeri bir organizasyona gitmek zorunda kalmışlarsa rehberi takmazlar, arkadaşlarıyla karı kız muhabbeti yaparlar. daha kötü ihtimalle de şu şekildeki gibi kendileri de bu eserleri oluşturanlara özenip, kalıcı bir şey bırakmak isterler.
    3- gezelim, görelim bakışı: bu insanlarımız kalan kısmı oluştururlar. genelde bir zararları veya yararları olmaz. tarihi eser görünce gezerler, yemek bulunca oturur yerler. aralarından bazıları gezdikleri yerleri akıllarında tutup yeri gelince hava atarlar.

    edit: link ölmüş.
  • bazılarımızın kafasında bir "tarihi eser kavramı" yoktur. yani "aman canım tarihi eserin ne önemi var" diyeni kastetmiyorum, "tarihi eser ne lan" diyeni kastediyorum. bunlardan bir kısmının bizim köydeki 14. yy'dan kalma kalenin kapısını söküp yakmışlıkları vardır. kuru odun ya iyi yanar, o bakımdan.
  • bir zamanların kültür bakanının bir fotoğrafı ile yer yer özetlenebilecek bir bakıştır..**

    http://img14.imageshack.us/…p?image=pic26339tf4.jpg
  • üstüne "seni seviyorum ayşe" bile yazılır durumdadır.
  • butun turklerin olmasa da, turklerin genelinin soyledir:
    dunyanin butun seckin muzelerinin turkiye'den gitme eserlerle dolmasini saglar,
    yunan derler, gavur derler, reddederler bizim olani,
    sahip cikilmasi gereken bir miras olarak degil de, hemen elden cikarilmasi gereken pahali bir maldir tarihi eser,
    arkeolog'um ya da arkeoloji okuyorum dendiginde hemen: ne altin bulmussunuzdur hah, iki tane de getirmezsiniz ama ehihi derler,
    bir branchid heykelini bile, icinde altin vardir bunun kesin diye paramparca olana dek kirarlar,
    icinde altin vardir diye yikmadiklari kaya aniti,devirmedikleri heykel, parcalamadiklari stel kalmaz, bir dakika bile dusunmezler ki su koca monoblok'un icine altin neresinden ve nasil girsin?
    sutunlara direk, amphoralara comlek, antik kentlere harabe derler,
    "..eserlerimiz geri gelsin" turundeki hiiiicbir kampanyaya destek vermezler,
    baraj yapacagiz, yol gecirecegiz, imara acacagiz, tatil koyu yapacagiz diye diye tarumar ederler bir suru kalintiyi,
    ustelik te bunu hic icleri acimadan yaparlar, buyuk bir zevkle, yine turk insanindaki is makinasi seyretme hastaligina yakalanmis gibi utanmadan seyrederler bir antik kendi yikan dozerleri, kepceleri, zevkle acarlar o barajlari, zevkle kurararlar o komur ocaklarini, hic altindakilere acimadan..
    muze gezmeyi, tarihi eserleri seyretmeyi, heykelden-seramikten-tablodan zevk almayi sanki ayip sayarlar, igrenirler bunlari yapmaktan,
    herkesin mutlaka bir kup altin bulan ya da som altindan bir heykel bulan bir akrabasi, bir dedesi, bir tanidigi olur ama ne hikmetse cayir cayir sicaklarda yana yana calisan bir suru arkeolog bunlardan bir tane bile bulamaz?
    elalemin binlerce kilometre yol teperek geldigi bir antik kentin yakininda oturanlar bile, oraya en son cocukken yuzmeye ya da piknige falan gitmislerdir,
    buyuk bir acima-asagilama duygusuyla bakarlar, eserleri seven onlardan cocuklariymis gibi bahseden insanlara,
    yalniz ilginc bir hususta vardir: her zaman ki gibi bu konuda bile bir fakir zengin ayrimi olur; fakir yaparsa tarihi eser kacakcisi olur yargilanir, zengin yaparsa koleksiyoner olur, muzeci olur..
  • (bkz: dar açı)
  • - kimse göremesin diye sergilendikleri yerlerin girişine - evet hala müzeler var- yüksek giriş ücretleri koymak
    - yeni bir inşaat-yol-vb.. yapılacaksa kimse görmeden bir an önce yıkıp döküp üzerini bir güzel betonla kapatmak
    - mermer sütun parçalarından tavla masası yapmak
    - nice değerli eseri bodrum katlarında, ambarlarda çürümeye terketmek
    - biçimsiz çalışma saatlerinde ziyarete açmak
    - "bizim tarihi eserleri hep ecnebiler çalmış, biz olmasak müzeleri boş kalacak" diye böbürlenip, koruma altına alınması için hiçbir girişimde bulunmamak, bulunanları küçümsemek

    bunların aslında hiçbiri bakış değil, sıçıştır. toplu bilinç kaybının bizimle aynı coğrafyada yaşama talihsizliğine düşen nice halka yansıyan acı yüzüdür.
  • ekşisözlükteki tüm yazarların türk veya türkiye cumhuriyeti vatandaşı olduğunu düşünürsek, hepimizi kapsayan bir bakış açısıdır.

    (bkz: biz türkler böyle şeyleri severiz)
    (bkz: siz türkler ne zaman akıllanacaksınız)
  • eğitimsizlikten kaynaklı gelişmiş bir bakış açısıdır. zira eğitim görmüş kişi gidip de tarihi eserin üzerine yazı yazmaz, bu ne diye vık vık etmez. özellikle eğitilmiş de olabilir bu kişi o zaman da "şiir ne la" demez okur ve sever, tarihi esere de aynı muameleyi yapar. kültürümüzden gelen bir "lan gelin ağzına sıçalım şu tarihi eserlerin" demiş halimiz yok. sfenks'in burnunu kırmaktan da dem vurucaksak, napolyon ağzına sıçtı avrupanın, quadriga'yı söktü götürdü, ama fransa full tarihi eser dolu. mevzu bahis eğitimden geçiyor. tarihi eser nedir, tarih nedir, sanat nedir azcık öğretilse ve eğitimli insan toplumu etkilerinin de getirisiyle "hayvancıl" göze batan hareketlerimizi sergilemeyiz sanat eserlerine. ancak bi kere kanda olmadı mı siksen neo-klasik dönemin eserlerine saygı duyduramazsın, ayrıca başka bir teze göre de öyle avrupadaki eserlere saygı göstermeyen bir biz değiliz. aslında tarihi eserlere cidden özen gösteren bir tek avrupa var. geri kalanı bizim kadar olmasa da öküz biraz. o nedenle eğitimden kasıt ciddi bir eğitimdir. ama dediğim gibi avrupalının bu saygısı kökten gelio, bu bahsettiğim kök de çok derin deil. daha derinde onlar da hayvan. günlük yaşantılarından görüyoruz. başka bir maya var, bi şekilde yoğrulmuş yüzyıllarca, toplumsal dikteler ve gelenekler var. orayı burayı gezip tarihi eserlere özen gösteriyorlar bundan kelli. japonlar da avrupalı gibi kültürlü olucam falan olayında. ancak bakalım, böle avrupalı "sanat sever" kisvesi dışındaki olaylara. illa sevmeseler bile bi saygı var. bi koruma var. adamlar en başta tarihin milletin kimliği olduğunun farkında. ya da göt korkusu, turizm'den yenecek paraların merakı. bizim en büyük eksiğimiz de orada çıkıyor, tarihimizin kimliğimiz olduğunu bilmiyoruz. bildirilmiyoruz. bu yönde eğitilmiyoruz, bu yönde eğitilmediğimizden de geniş etkili bir gelenek olamıyor tarihe ve sanat eserine saygı. yazık...