• nedense küçük yaşta daha sık görünür bu.
    yakın zamanda şahit olduğum bir olay ise şöyledir;

    counter strike serverlarında "abd" diye klan gördüm. açılımı ne bunun dedim, çocuk "amerika birleşik devletleri" dedi. üstüne yorum yapmaya gerek duyulmayan hadisedir.
  • iyisini türkler yapsında alalım diye bir kamuflesi vardır ki ağzınıza sıçıyım demek gelir insanın içinden.
  • genellikle kendi birseyler yapmaya calismaktansa yapana bir sekilde yamanma kaygisi da guder bu hayranligi tasiyanlar.

    yakinimda gozlemledigim ornekler cogunlukla "adam ne guzel yapmis , biz neden yapmiyoruz" ile baslayip zamanla "onlar yapar, onlar bilmemnereli(bilmenereye istedigniz ulke adini koyabilirsiniz)" seklinde bir evrim izliyordu. bu degisimin en son noktasi ise soz konusu yabanci ulkeden "bizim bilmemnerede bu isler soyle oluyor, boyle bitiyor (bilmemnereye yine istediginiz ulke adini koyabilirsiniz)" seklinde bahsetme olarak vuk-u buluyordu.
  • güçsüzün güçlüyü "mükemmel" zannetme hastalığının türkiye sürümü. türlü türlü aşağılık kompleksi (yabancı hayranlığı) vardır:

    - almanlar teknikte ve makinada mükemmeldir
    - fransızlar çok romantik ve çok hümanisttir
    - japonlar en çalışkan millettir
    - yahudilerden iyi tacirler yoktur
    - zencilerin penisi çok büyük olur
  • hayran olduğu yabancılarla belirli bir süre geçiren(turistik değil) her türkün bir süre sonra vazgeçtiği hayranlıktır. bunun daha aksini görmedim.

    hayran olacabileceğiniz tek nokta duygusal düşünen doğululara göre analitik düşünen batılıların organizasyon ve iş bölümü konusunda sergiledikleri "yetenek" olabilir. yoksa ne eğitiminiz ne kültürünüz ne yeteneğiniz onlardan farklı değildir.
  • üzücü ve mide bulandıran bir türk insanı gerçeğidir. öncelikle konuya şuradan bir girmek istiyorum:

    (bkz: türk erkeklerinin yabancı kız merakı)
    (bkz: türk kızlarının yabancı erkek merakı)

    fakat anlatacağım şey bununla ya da herhangi başka bir kız/erkek kıyaslaması ile alakalı değil. cinsiyet gözetmeksizin, tamamen türk insanından yola çıkarak anlatacağım bir durum. 2011'in ilk aylarında bir gazetede okuduğum röportajdan sonra gerçekten de böyle bir şey olduğu konusunda ikna oldum. okuduğum gazeteyi veya röportajı keşke hatırlayabilseydim ama ne kadar uğraştıysam da bulamadım.

    röportaj sanırım bir haftasonu ekinde yer alıyordu. konusu da biraz klişeydi aslında. yoğun iş hayatından ve baş döndürücü yaşam temposundan sıkılarak bir anda hayatını ve yaşama amacını sorgulayan iş güç sahibi bir adamın, bir anda işinden istifa etmesini ve minimum harcama yaparak bisikletle türkiye'yi gezmesinin ardından yaşadıkları anlatılıyordu röportajda. adam yer yer pembeliklere sahip çiğ beyaz teni ve sarı, düz, hafif uzun saçlarıyla tam bir alman/hollandalı/iskandinav turist tipinde. röportajın o şok edici kısmı hatırlayabildiğim kısmıyla şu şekildeydi:

    - türkiye geziniz sırasında başınıza gelen en ilginç, yaşadığınızda en çok şaşırırdığınız olay ne oldu?
    + yaptığım gezi sırasında insanların gerçekten ne kadar yardımsever olduğunu gördüm. bu gezinin amacı para harcamamaya çalışarak, minimum masrafla türkiye'yi gezmekti. gezi boyunca hikayemi anlattığım insanlar da ikramdan ve yardımdan hiç kaçınmadılar, hatta evlerinde ağırladılar. fakat beni en çok şaşırtan ve sanırım üzen şey, türkçe konuşmama rağmen sohbet sırasında sorulduğu zaman türk olduğumu söylediğimde, karşımdaki kişinin yüzünün bir anda asılır gibi olması, hemen ardından da sohbete ve bana olan ilgisinin, samimiyetin dağılması oldu. hatta ısrarla türk olduğuma inanmak istemeyenler oldu.

    bu durumu oturup düşündüm ve şu sonuca vardım. genel olarak bütün insanlarda olan bir durum ama özellikle türk insanı "anlatmak için yaşayan" bir karaktere sahip. o kişi türk değil atıyorum isveçli olsaydı:
    "off kızımm yaaa... geçen gün bir isveçli ile tanştım, görsen nasıl var ya... türkiye'yi geziyormuş bisikletle. çok çılgındı. telefon numaramı istedi bir de offf. isveç'e gelin giderim artık"
    "lan oğlum isveçli elemanın biri geldi geçenlerde bizde kaldı. sabaha kadar bir geyik yaptık sorma. lahmacun söyledik eve bir de, hayran kaldı civciv kafalı. sonra fasıl açtık, eşlik etmeye çalışıyor ama görsen ne biçim güldük ya"

    kişinin türk olduğu öğrenildikten sonra da eminim ki şöyle olmuştur:
    "kızım geçen starbucks'ta oturuyorum, yan masada bir tip ama nasıl hayvan gibi bana bakıyor. üstü başı da leş gibi. zorla geldi yanıma oturdu. bisikletle türkiye'yi geziyormuş. parası pulu yok herhalde. bir de telefonumu istedi terbiyesiz. ne yavşaklar var dünyada ya. zor kurtardım valla kendimi"
    "abicim geçenlerde bizim ev arkadaşı bir arkadaşını getirdi eve. türkiye'yi geziyormuş bisikletle dallama. mutfakta da kalan yemekten ikram edelim dedik ayıp olmasın diye ama bütün yemeği bitirdi hayvanoğlu hayvan. kıtlıktan mı çıkmış nedir. sabah da 45 dakika banyo yaptı pis herif"

    eminim ki herkes böyle değil ama genele vurduğumuz zaman çıkan tablo bu. belki biraz sert bir eleştiri oldu ama bence az bile yazdım.

    yaklaşık 2 sene ardından gelen edit: haberi buldum, şuradan okuyabilirsiniz. arkadaşın adı hasan söylemez. bahsettiğim kısım ise yazının en son paragrafında. virgülüne dokunmadan buraya koyuyorum.

    "artvin’in şavşat ilçesi’ne bağlı cevizli köyü’nde yaşlı bir teyzenin misafiri oldum. teyze, evinin yanındaki arsanın tapusunu getirerek hiçbir karşılık beklemeden, bana vermek istedi. sadece bir şartı vardı, orada ev yapıp, ona komşu olmam. iyi niyetliydi ve bunu gönülden istiyordu. kabul etmedim ama ona söz verdim, bir gün mutlaka onu yeniden ziyarete gideceğim. bir de sürekli beni gösterip, “hanım türkçe konuşan turist geldi” diyenler vardı, komikti? maalesef ülkemizde bir yabancı hayranlığı var. bazen benim turist olmadığımı anladıklarında, suratları asılıyor, moralleri bozuluyor ve az evvel gösterdikleri ilgiden eser kalmıyordu. hatta yürüyüp gidiyorlardı"
  • her zaman az bulunan arzulanır. her yerde böyledir.
  • türk insanına özgü bir durum olmadığı kanaatindeyim. birçok kültürde insanlar, kendilerine benzemeyen millet ve ırklara karşı görece fazla bir ilgi içerisinde oluyorlar.