şükela:  tümü | bugün soru sor
  • ayrica paul verhoeven'in hollanda doneminde cektigi, cok basarili bir film. 'blade runner'in android'i rutger hauer basroldedir. filmin ismi turkish delight olmasina ragmen; konu kendisiyle pek alakali degildir. zaten konu oyle birden bire alakalandirilabilecek bir yapiya da sahip degildir. turkish delight'i filmde yalnizca, rutger hauer'in, eski kiz arkadasina sozu gecen tatliyi ikram ettigi (!) sahnede goruruz.
  • 1973 yapımı, paul verhoeven'in jean de bont ile birlikte çektiği film. başrolünde her daim hastası olduğum rutger hauer ve ileride de bont'un karısı olacak monique van de ven yer alır. en iyi hollanda yapımı film olarak adlandırılır. hatta bu durum 1999 yılında nederlands film festival'de best dutch film of the century (yüzyılın en iyi filmi) ödülünün bu filme verilmesiyle tescillenmiştir. film 1974 yılında en iyi yabancı film dalında da oscar'a aday olmuş; ama o sene ödül françois truffaut yönetimindeki day for night isimli filme gitmiştir.

    fonda oldukça dokunaklı ve yoğun bir aşk hikayesi işlenirken diğer yanda aykırı tiplerin, belki de biraz dozu kaçmış erotizmin ve garip bir mizah anlayışının yer aldığı, ilginç bir filmdir turkish delight (a.k.a. turks fruit)

    çok şey beklediğimden olsa gerek, fazla keyif almadığım hatta izlerken zorlandığım, yer yer kafamda boşluklar doğduğu için belki de bir daha izlememi gerektiren bu film için iyi konsantre olmak gerekiyor sanırım. ipin ucu kaçınca "ismet bu ne kısmet"ten bir farkı kalmıyor yazık ki.
  • best dutch film odulunu yalnizca hollandadan film cikmadigi icin aldi sananlar yanilirlar.cunku film gercek anlamda cok basarilidir.rutger hauer gibi filmin diger oyunculari da filmde super bir oyunculuk cikariyor.
    plastik sanatlar ilgilisi bir genc ve onun burjuva sinifindan gelen sevgilisi...
    mukemmel giden bir ask,evlilik ve cinsel yasamin(yasamin geneli); hayatin insan psikolojisi ve kaderle ilgili kismiyla kesistiginde nasil kabus bir hal alabildigini gorerek anliyoruz.
    ozgur insan vs burjuva fikrini yedikten sonra sindiremeden burjuva bireyleri uzerine eric(rutger hauer) gibi kusuyoruz.
    hollandanin soguk sokaklari bize direkt bir avrupa havasi asilarken,eric ve olga nin iliskisi icimizi sonrasinda bogucu kilmak uzere kismen isitiyor.
    film hollanda ile birlikte verhoeven in da en iyisi olarak nitelendirilmeli.
  • jan wolkersin 1969'da cikan kitabi turks fruit'tan esinlenerek cekilen film.
  • filmdeki orjinal sahneleri saymaya kalksam bitmez sanırım. 70'leri ne zaman eşelersem birbirinden güzel, birbirinden farklı ve günümüz filmlerine bin basacak nitelikte (kime göre neye göre) filmlerle karşılaşıyorum. yine boş çıkmadı. bunu verhoeven'den ciddi manada beklemiyordum. esasında heykeltraşlıkla ilgili filmler ararken(genelde beğendiğim filmler çıkıyor çünkü) rastladığım bu film bir de baktım ki ünlü yönetmenimizin filmiymiş.. yemeğimi henüz yeni yediğim için hazımsız bir entry yazdıysam kusuruma bakmayın, üzerinden biraz zaman geçsin filmi daha iyi konuşabiliriz sanırım.

    söylememe gerek var mı bilmiyorumda nedense gözlerim yaşardı bazı sahnelerde.
  • bu güzel filmin toots thielemans'a ait güzel soundtracki kesinlikle unutulmaması gereken melodilerin başında geliyor. sanatçısı tarafından icra edileni youtube'da bulunuyor. buyrun dinleyin : http://nl.youtube.com/watch?v=6cevfjmpw04

    filmdeki güzel ıslığı ise bulamadım.
  • jan wolkers'ın tüm dünyaya adını duyurmasına vesile olan kitabıdır. çünkü kitap uzun süre fazla müstehçen bulunduğu için bir çok yerde yasaklanmıştır. hatta bazı din adamları "bekarlar zinhar okumasın bu zındığın yazdıklarını" diye fetva bile vermişler.
    neticede bugün hollanda edebiyatının en çok dile çevrilmiş, en çok satan kitabıdır turks fruit. kısaca; debdebeli ve hazin bir aşk hikayesini hiç lafı dolaştırmadan, olanca çıplaklığı ve gerçekliğiyle anlatır jan wolkers.

    kızılşın bir olga ile delişmen bir heykeltraşın fena halde leman oluşuna tanık olursunuz....
  • paul verhoeven'ın müthiş stilize filmi. yağmur altında şarap içilen orijinal sahneler de; kurtlu, kusmuklu, boklu 'iğrenç' sahneler de görebileceğiniz bir film. yapı olarak; karakterler, olaylar ve diyaloglar da pek rasyonel bir çizgide seyretmiyor. olga ve eric'in arasındaki ilişki yakalanan ortaklık, herhangi bir çiftin çılgınlar gibi öldürdükleri yol filmlerini hatırlatıyor.

    ancak paul verhoeven'ın olayı başka, filmde sınıf farkı üzerine bir okuma da yapılabilirken aşk üzerine de pek çok şey bulabiliyorsunuz. ayrıca bahsettiğim mantıksızlık durumu da aşk mefhumuyla daha anlamlı görünüyor. aşikar ki yönetmenin bilinçli tercihi.

    örneğin eric'in olga'ya olan sevgisinin adeta içgüdüsel olması ve onu her şeyiyle kabul edebilmesi tam anlamıyla ütopik bir aşka işaret ediyor. nihayetinde aşık olunan da bir insan ve fizyolojisinde bok da var, kusmuk da. o yüzden diyaloglarla buraya yapılan vurgu oldukça dikkat çekici. ayrıca her ne kadar olga, eric'i sadece seks düşünmekle suçlasa da iyi bir kurgu numarasıyla, bu hamleyle filmin dramatik yapısı da oldukça değişiyor, filmin başında görüyoruz ki eric sevgilisini başka bedenlerde arıyor, ama yanılıyor. çünkü aradığı et değil, türk lokumu. dışarıdan sert görünen ama yenince çok tatlı olanı, ellerde beyazlık bırakanı arıyor... ancak yine bu arayış da insan olmanın bir gereği; tekrar aşık olmak, ölünce kurtlar tarafından yenecek olmak gibi.
  • birbirinin dilinden anlamanın filmi.