şükela:  tümü | bugün
  • bir kadın savaş muhabirini anlatmak isterken bu kadar yüzeysel kalmış olması, detaysız sahnelerle ve klişe eş-eş, anne-çocuk, arkadaş-arkadaş diyaloglarıyla amerikan yapımı olmamasına rağmen sıradan bir amerikan ailesi hikayesine dönüşmesi filmi sıkıcı bir hale getirmiş. ben sıkıldım ve "vaktim boşa geçmedi" diye kendimi kandırabilmek için filmi izlerken bir yandan kitap okudum. izleyecekseniz siz de öyle yapın, tavsiyemdir.
  • film konu özeti ile bile sizi bildiğimiz kadın-anne-eş ve iş tartışmasına götürebilecek bir film.

    yol hikayelerinin hep erkek üzerinden sinemada anlatılması gibi bkz: into the wild, on the road, motosiklet günlükleri, one day, savaş muhabirliği, savaş fotoğrafçılığı, yazarlık vs hikayeleri ve çıkan çatışmalar da gerilimler de hep kadın üzerinden anlatılıyor bknz: hours, slyvia path, jane eyre, pride and prejudice.

    işin en sinir tarafı ise bu yol hikayeleri filmlerin hiç birinde esas oğlanların seçim yapmak zorunda oldukları şeyler baba-eş vs. olmak üzerinden değil. daha çok modern dünyanın kölesi olmak mı? yoksa istediği gibi yaşamak mı?, devrim yapmak mı? ayrımı üzerinden tartışılması.

    konu esas kızlara geldiğinde, bu filmde olduğu gibi esas kızın hikayesi hep ailesi, çocukları ve evi ile istediği işi yapmak üzerinden anlatılıyor. dahası bu seçim filmin hikayesinde en başta tek doğru ile veriliyor. kadın annedir, çocukların anneye, kocanın eşe ihtiyacı vardır. tabi ki filmler bunu açıkça dile getirmiyor ama esas kızlar üzerinde öyle bir baskı yaratıyor ve film boyunca biz esas kızların kendilerini "kötü" anne olmaları üzerinden yorumlamalarını, sorgulamalarını izliyoruz ki eminim pek çoğumuz "kızım görmüyor musun çocuklar ne halde sana ihtiyaçları var" diye haykırıyoruzdur.

    halbuki film boyunca esas kadınların kendi istedikleri hayatı, kendi istedikleri gibi yaşayamamalarının, iş ve ev yaşamı arasında kocanın da eşlik etmesi ile pek ala kurulabilecek dengenin yoksunluğundan kendi istediği işi yapamamasının sancılarına şahit oluyoruz. ancak pek çok film doğru yolu bulmuş, huzuru ve mutluluğu evinde, çocuklarında ve ailesinde bulmuş, ne kadar büyük bir hata yaptığının farkına varmış kadınlar olarak bitiveriyor.

    tabi ki bu gerilimli aile ilişkilerinde kadınların da hatalı davrandıkları kısımlar vardır. ancak filmlerde öyle bir hikaye kurgusu kuruyor ki tek suçlu kadın oluyor çünkü o kadın olmanın doğal getirisi olan görevlerini yerine getirmeyen ve kendi için yaşayan bencil, kötü bir anne.

    bu tartışmaya dahil olmak için illa da savaş muhabiri kadın olmaya gerek yok. kendi evimizde, komşumuzda çalışan bir kadın olmaya bakmanız yeterli. bknz: double burden, glass ceiling, mobing, esnek ama güvencesiz iş, kayıt dışı iş, ücretsiz ev içi emek.

    bu filmde bu anlatıdan çok uzak değil.
  • fotoğrafçılığı ve aileyi merkezine alan bir erik poppe filmi. savaş fotoğrafçılığı yapan bir kadın ve ailesinin onun mesleğiyle yaşamaya çalışması var.
  • illa ki savaş muhabiri filmi izlenecekse "twice born" filmini oneririm.. buysa klişe bir bati filminden başka bir şey değil
  • izlerken sıkılmadığım bir film.nasıl sıkılınabilir onu da anlamadım.bazı noktalarda daha derin,vurucu olabilirdi belki ama yine de ilginç bir senaryosu ve oyuncuların da başarısıyla güzel bir film ortaya çıkmış.

    --- spoiler ---

    özellikle film ilk başladığında olan sahneye paralel çekilen son sahnedeki küçük kızın intihar bombacısı olmasına annenin kızgınlığı,öfkesi etkileyiciydi.
    genel anlamda filmdeki sahnelerin birçoğu zaten fotoğraf karesi gibiydi.fotoğraf çeken insanların olduğu filmlerin en büyük avantajlarındandır.

    unutmadan steph ile annesinin kenya dönüşündeki kavgalarından sonra annesine ''sen ölsen hepimiz sadece üzülürdük'' diyişindeki hırçınlıktan sonra makinayı eline alıp denklanşöre 1500 defa basıp annesini ağlatması da değişik bir sahneydi.
    --- spoiler ---
  • filmin detaylı kritiği için buyrun.
  • --- spoiler ---

    erik poppe'nin senaryosunu yazıp yönettiği 2013 norveç yapımı etkileyici film. adrenalin bağımlısı haline geldiği için cepheden cepheye koşan bir savaş fotoğrafçısı kadının ailesiyle yaşadığı sorunlar ve gördüğü inanılmaz olaylar üzerine kurulu sürükleyici bir film. temposu yavaş ve biraz sıkıcı ama öyle bazı sahneler var ki gerçekten insanın içine işliyor. afganistan'daki küçük kızların canlı bombaya çevrilmesi sahneleri örneğin bayağı ürpertici. başrollerde juliette binoche ve nikolaj coster-waldau yer alıyorlar. bazı sahneler hakikaten savaş muhabirliğini sorgulatan cinsten. yani insanlar yerde can çekişirken onların fotoğraflarını çekmeye ve bu sayede tiraj almaya çalışmak ahlaki açıdan önemli bir çelişki... ancak filmde binoche'un canlandırdığı karakter ve sonradan kendisiyle beraber kenya'ya gelen kızı, bu durumun doğru olduğunu zira bu sayede dünya kamuoyunda o çatışma bölgesine yönelik ilgi oluştuğu için yardım ve müdahalelerin hızlandığını düşünüyorlar. ancak ben bu konuda biraz şüpheciyim... şöyle ki; bugün filistin'e bombalar yağarken bunu kendi cumhurbaşkanlığı adaylıkları için bir koz gibi kullanan politikacıları ya da facebook'ta sahte gözyaşları dökerek tribüne oynayan destekçilerini gördükçe, insanlığın dip noktasında olmaya devam ettiğimizi anlıyorum. öyle bir dünyada yaşıyoruz ki insanlar kendi çıkarlarından başka hiçbir şey düşünmüyorlar. dünya politikasını enerji ve silah şirketleri yönlendirmeye devam ettiği sürece de böyle olacak. komünizm kötü bir rejim olabilir ama en azından bazı insani değerleri içerisinde barındırıyordu.

    --- spoiler ---
  • oh be ne güzel hayat. ölüm de cennet de olmasın mümkünse.

    irlanda kırsalında eşin ve geleceği garanti zürriyetin seni sıktığında atla uçağa patlat bir güneşli, egzotik, dönünce "vaay bee!" dedirteceğin acı fotoğraflar çekebileceğin, acılı ülke bul ve git gel.

    neymiş? insanlar fotoğraflarıma bakarken keyifleri kaçsın istiyorum. yalan kuyruklu yalan. zefk alıyorsunuz tarifi bile olmayan cinsten. hatta en büyük korkunuz sorunsuz savaşsız dünya.

    aynı ablamız o orman kıyısında ev yaparak afrikadaki kabile çatışmalarından daha çok zarar veriyor dünyaya. koca bir rakun ırkını yok ediyor.
  • kim neresinden bakıyorsa orada kalan bir film.
    aile kutsallığı, evlilik, iş, çocuklar, kariyer, savaşlar, mücadele edenler, haksızlıklar vs. derken ay off içi şişiyor insanın.
    ablamız savaş muhabiri, heyecanı seviyor alışmış. evlenmiş, 2 tane çocuk yapmış. eşi olan beyimiz öğretmen ve yıllarını çocuklarına vermiş, saçlar süpürge...
    bir an geliyor diyorsun; 'evet abla haklı yahu gitsin sevdiği işi yapsın hem aktivist falan'...sonra adamı görüyorsun 'adama da yazık, karısı savaş alanlarında havalara uçuyor, kızları öyle tv'den annelerini izliyor.' bunların akıllarını toparlamaya çalışırken çocukları sorgulamaya başlıyorsun; 'gurur duydukları anneleri, üzgün ve yalnız babaları, onlar'...huffff
    bir kadın olarak izlerken yoruldum...
    hepsini bir arada yapıp yaşayabileceğimiz bir dünya yok mu?
  • pek bir olayi olmayan bir film.

    guzel goruntulere sahip ve iyi oyuncular oynuyor ve ciddi meselelerle ilgileniyor. ama o kadar. asagida ayrintilarini yazacagim vasat bir finali var. karakterlerin inandiriciliktan uzak, mantiksiz tercihleri ve tepkileriyle ailenin icinde bulundugu durum dramatize edilmek isteniyor:

    --- spoiler ---

    filmin sonunda marcus ve steph'in anneye olan tepkileri gereksiz ve sacma.

    marcus acisindan bakarsak, kizi ve rebecca'yi kendi cesaretlendiriyor kenya'ya gitsinler diye ve orada baslarina gelen beklenmedik olaydan dolayi rebecca'yi sucluyor. onceden sirf bu seyahati ayarlayan adamin sozune kanip guvenli olduguna ikna olmasina ragmen rebecca'ya "hani guvenliydi gittiginiz yer" gibisinden sorular soruyor. ee be kardesim, "guvenli yer" afrika icin ayri avrupa icin ayri anlama gelir, o kadar tepki verecegine bunu kizini ve karini cesaretlendirmeden dusunecektin.

    hem steph hem de marcus acisindan bakarsak, steph cocuktur diyip gececegimiz bir durum yok diye dusunuyorum. o kadar da kucuk degil. o da babasiyla birlikte annesini sucluyor "hani artik savas fotografciligini birakacaktin" diye. kadin bu sozu vermisti, dogrudur; ama beklenmedik bir olay geliyor baslarina, guvenli diye gittikleri yerde bir saldiri oluyor ve rebecca bu firsati degerlendirmek istiyor. catismayi fotografliyor. orada iken bunu istemesi manasiz degil, anlasilmaz da degil. sonucta kadin savas alanlarina gitmeyecegim diye soz verip, sonradan gelen bir teklifle dogrudan savas fotografciligi icin seyahate cikmiyor. beklenmedik bir durum oluyor falan... zaten oradaki yetersiz guvenlik onlemlerini gordugu icin de biraz son dakka foto cekmeye karar veriyor ki filmin sonunda bolgeye ek guvenlik onlemleri alindigini goruyoruz.

    --- spoiler ---

    kisacasi anlamsiz bir duygusallik var filmin sonunda zaten cok iyi olmayan senaryo kalitesi iyice olmasa da biraz daha dusuyor filmin sonunda. ben 5/10 verdim.