şükela:  tümü | bugün
  • kaynak linki : http://tr.wikipedia.org/wiki/tütün_rejisi

    osmanlı borcuna karşılık, ülke içerisindeki tütün kontrolünü başka bir özel şirkete devretmesi durumuna verilen isimdir.
  • düyun-u umumiye ile doğrudan bağlantısı bulunan doğu hindistan şirketi'ne benzer özellikler gösteren sömürge şirketidir. osmanlı ülkesinin borçlarına dayanılarak kurulmuş ülkede yetişen tütünün alımını ve satışını gayrimeşru yollardan tekel haline getirmiştir. başında fransızlar vardır ve türkler'den oluşan bir kolluk kuvveti mevcuttur. bildiğiniz afrika sömürgelerinde olduğu gibi köylüler kendi köylüleri yoluyla baskı ve zora maruz bırakılmıştır. osmanlı'nın yarı sömürgeleştirilmesi ve mali emperyalizmle karşı karşıya gelişinin en bariz örneğidir. bana kalırsa doğrudan sömürgecilik ama yediremiyoruz bir dönem doğrudan sömürge oluşumuzu. 20.000 insanın katilidir ayrıca bu şirket. kolcular vasıtasıyla tütün kaçakçılığı yapan 20.000 insan çeşitli şekillerde öldürülmüş, ne kadar tuhaf değil mi? hala kaçakçılar öldürülüyor ve kimse garipsemiyor. muhtemelen bu duyarsızlık o dönemden kalma. daha ayrıntılı bir okuma için rıfat önsoy'un düyun-u umumiye makalelerine bakılması önerilir.
  • evet, rothschild ailesi bu işe de bulaşmış. malum tütün rejisi, avusturya, ingiltere almanya ve osmanlı hükümetini temsilcisi olarak da -fransız sermayesinin hakim olduğu- osmanlı bankası, dolayısıyla fransa'nın dahil olduğu bir şirket. hatta orijinal ifadesiyle memalik-i şahane duhanları müşterekül menfaa reji şirketi (societe de la regie cointeressee des tabacs de l'empire ottoman). yani tütün rejisi aslında uluslararası sermaye gruplarının oluşturduğu bir finans denetim kurumu. rothschildlerin de dahil olmadığı uluslararası sermaye olmadığından ve rejideki bütün gruplarla ortaklığı olduğundan aslında tütün rejisi=rothschild .
  • osmanlıcılara anlatılması gereken rezilliktir.
  • (bkz: reji idaresi)
  • 19. yüzyılın ortalarında osmanlı bir rus savaşından ötekisine savrulup florance nightingale üsküdar topraklarına bastıktan sonra yani tam olarak osmanlı savaş harcamalarının getirdiği ağır yükler için deli gibi borçlanıp gelen parayı har vurup harman savurduktan sonra borçları verenler istanbul'a geldi. bugün istanbul erkek lisesi olan binayı " lan adam gibi borcunu ödeyeceksen öde, yoksa ben senin tüm geliri alırım" merkezine çevirdiler. adına da düyun-u umumiye dediler. allahtan nezaket sahibi insanlardı da adına sömürge valiliği demediler.

    osmanlı'nın en önemli üretim gelirlerinden biri olan tütüne el atmaları uzun sürmedi. ülkede tütün ekimi izmir, lazkiye, bitlis muş gibi birçok bölgede yapılsa da tütünün en önemli miktarı ilginçtir ki samsun ve trabzon gibi karadeniz bölgesinde ekiliyordu. bafra ve çarşamba ovalarının bereketi özellikle tütüne ayrılmış ve samsun limanı ticaretin merkez olan istanbul ve selanik limanlarına düzenli tütün sevkiyatı yapıyordu. işte reji yönetimi elini ilk samsun limanına attı.

    samsun limanında bir karargah kurup tütün üretiminin miktarını ve kalitesini artırmaya ve tütün kaçakçılığını önlemeye çalışmaya başladı. yani en azından gerekli ayrıcalıkları alabilmek için osmanlı'ya söylediği politik olarak doğrusu bu idi. osmanlı ağır borçların altında ezilirken ne karşı çıkabilecek hali, ne de gücü vardı. açıkçası ticaret serbestisi olan bir ülke içinde samsun'dan adana'ya neden tütün kaçakçılığı oluru da düşünecek kadar vakit yoktu. oysa gerçek o kadar yalın ve gözönündeydi ki.

    durum şundan ibaretti. eğer bir köylü tütün ekmek isterse reji yönetiminden ruhsatname almak zorunda idi. ruhsatname ücretsiz di ama öyle ilginç yan masraflar çıkıyordu ki, köylü kendinden beziyordu. dilekçe için ayrı, dilekçeyi yazacak için ayrı ücret gerekiyordu. bunun yanında pul parası, damga vergisi konaklama ve ulaşım masrafları köylünün belini büküyordu. ruhsatı aldıktan sonra ekimini yapan köylü hasat vakti ürününü yönetime eksiksiz teslim etmek zorunda idi. uzmanlar tarafından kalite kontrolü yapılan ürünler, uzmanın belirlediği göreceli ve sıkıntılı fiyatlar üzerinde köylünün ödemesi belirli bir zaman içinde yapılıyordu ve takdir edersiniz ki bu uzmanlar yönetimin maaşlı elemanlarıydı. ve köylüden çok yönetimin çıkarını düşünüyorlardı. ve bundan sonrası bile belalıydı. köylü ürünün yönetimin depolarında tutmak zorundaydı ve bu depolar sadece altı aylığına ücretsizdi. sonrası için yönetimin belirlediği bir ücret köylüye ödenen tütün parasından kesiliyordu. özetle köylüye ölmeyecek kadar belki biraz daha az bir ödeme yapılıyor. ve tütün üreticisi kelle koltukta yaşıyordu.

    sonuç olarak göze alabilenler kaçakçılığa başladı.

    göze alabilenler diyorum çünkü malesef reji yönetimin kolluk gücü vardı. başıbozuklardan, hapishane kaçkınlarından kurulu bu kolluk gücünün tam yetkisi vardı. yani bir köylünün elinde kayıt dışı bir kilo tütün görse revolverini çekip köylüyü alnın ortasından vurabiliyordu. ve kimse de bir şey diyemiyordu. üstelik jandarma kaçakçı avı bahanesiyle bu kolluk kuvvetlerine yardımcı olmak üzere görevlendirilmişti. her ne kadar emir altındaki subayların ellerinden bir şey gelmese bile çoğu zaman kaçakçılar ile reji yönetiminin çetesi arasındaki dengeyi korumaya çalışmış ve mümkün olduğu kadar kaçakçıların yanında durmaya çalışmışlardır çünkü köylüye yapılan eziyet ve zulüm görülmeyecek gibi değildir. yabancı ülkelerin çıkarı için ülkesinin sömürüldüğünü gören farkeden subaylar şartları mümkün olduğu kadar zorlamışlardır.

    bu kadar eziyetten sonra bafra ovasında martini tüfeklerinin ünü öyle artmıştır ki amerikadan ithal edilen bu tüfekler, bafra ovasında hemen hemen her köye ulaşmıştır. çoğu zaman köylüleri öldürmekte kullanılan tüfekler zamanla reji yönetiminin kolluk kuvvetlerine karşı da kullanılmıştır elbet. 1883'ten, cumhuriyet yönetimi tarafından satın alındığı ( yani kovulduğu) 1925'e kadar devam eden reji yönetiminde onlarca köylü ayaklanması olmuş, belki binlerce kişi ölmüş veya sakat kalmıştır. borç içinde yüzen osmanlı aciz olduğundan sesini çıkaramamış belki de çıkarmamış ve vatandaşlarının katline seyirci kalmıştır.

    hep böyle olur zaten. politikacılar bir karar alıp bu kararın sefahatini sürerler. bedelini de hep işçiler ve köylüler öder.
  • 1883 yılında kurulmuştur, osmanlı devleti'nin en önemli gelir kaynağı olan alkol, tütün ve tuz vergileri fransız sermayeli, yurdumuzda tekel haline gelen tütün rejisi'ne bırakıldı. o dönemde anadolu köylüsü bu rejiden habersiz tütün ekip biçemez, hatta kendi içeceği tütünü bile saklayamaz haldeydi. bir dönemden sonra halk baskıların sonunda kaçakçılığa başladı, reji ise silahlanarak kaçakçılığı önlemeye çalıştı. adam vurmaya yetkisi olan kendi kolluk kuvvetinin 20.000 köylüyü katlettiği bilinir. çökertme zeybeği'nde geçen hikayede bahsedilen bodrum'lu halil'de bir tütün kaçakçısıdır ve bitez yalısında rejinin kolluk kuvvetiyle girdiği çatışmada hayatını kaybetmiştir.

    izmir iktisat kongresi'nde alınan kararla, 1925 yılında bu reji dağıtılıp alkol, tütün ve tuz devlet tekeline alınmıştır.