aynı isimde "tutunamayanlar" başlığı da var
şükela:  tümü | bugün
1750 entry daha
  • zaman zaman güldüren diyalogları olan dizi

    karakterler kafede yeni bir iş kurmak üzerine konuşmaktadır. bu arada şair lütfü kafede çalışan eyleme kafede bulunan kitaplarından satılıp satılmadığını sorar. eylem yine hiç kitap satılmadığını ama dergilerin iyi sattığını anlatır ve diyalog devam eder...
    şair lütfü: -dergi mi ne dergisi?
    eylem: -şu popüler edebiyat dergileri var ya...
    tarık: popüler !?!
    eylem: -hıı
    şair lütfü: -var mı? görmedim hiç öyle bir şey.
    eylem: - vallahi peynir ekmek gibi gidiyor. her ay geldiği gibi bitiyor.
    şair lütfü: biz ne kadar uzak kalmışız edebiyat dünyasından. o zaman bir nüshası varsa getir, okuyalım ha...
    eylem: haa irem seviyor... okuyor onları... belki ayırmıştır gelince sorarız.
    şair lütfü: tamam...
    (eylem uzaklaşır, tarık sözü alır.)
    tarık: ne istedin? "nüsha" mı istedin?
    şair lütfü: kopye !
  • merakımdan başlayıp zafer algöz dolayisiyle takılı kaldığım dizi. zafer algöze epey gülüyorum. onun dışında doğu demirkol da bir miktar güldürmekte fakat diğerleri maalesef. zamanla bir şekle bürünür diye umuyorum. l&m'nin ilk bölümlerini hatırlamıyor olabilirsiniz fakat onda da başlarda karakterler henüz oturmamıştı ve gülemiyorduk. ha ilerki zamanlarda da güldürmezse izlemeyiz canım çok mu zor?
  • bu dizinin uzun soluklu olmayacağını düşünüyorum. çünkü insanların bir komediye gülmesi için en olmazsa olmaz faktör inandırıcılıktır. her ne kadar absürt komedi yapılıyor da olsa ilk önce insanları yarattığın kurguya inandırman gerekiyor. absürt komedideki temel düzen önce yaratılan dünyayı kabul ettirmek ve sonra o dünyaya ait normlara karşı gelişen hızlı ve ters durumlarla güldürü üretmektir. leyla ile mecnun'un başarılı olmasının sebebi çok doğal ve inandırıcı bir mahalle ortamı yaratarak izleyiciyi kendine inandırmasıydı. bu inandırıcı mahalle ortamına yaslanarak bir çok absürt sahneyle "punch line" oluşturulmuştu. tutunamayanlar da aynı matematikle tasarlanmasına karşın bu sefer bir kaç tık daha uyumsuz bir mahalle yaratılarak inandırıcı olma özelliğini kaybetmiş. insanların diziyi tutuk bulmasının sebebi dizi ortamını inandırıcı bulmayışı. inandırıcı olmamasından dolayı diziden sürekli absürt sahneler bekleniyor ve beklenilen yoğun absürt patlama ya olmuyor, olsa da sönük kalıyor. dolayısıyla bu dizinin devamı için ise ya mahallenin biraz daha doğal bir çizgiye çekilmesi ya da izleyicinin sabır ederek zamanla ortamı benimsemesi gerekiyor. maalesef ikinci ihtimalin gerçekleşmesi türkiyedeki dizi sektörünün yapısı göz önüne alındığında pek mümkün gibi gözükmüyor. bunun için senaristin mahalledeki bir kaç karakteri ve unsuru törpüleyerek senaryoyu daha güçlü bir seviyeye taşıması lazım.
  • beni benden alan şiirin yer aldığı gayet kaliteli dizi.

    şair lütfü

    --- spoiler ---

    susuz, soğuk dudaklardan döküldü birkaç hece.

    bak, gökyüzü berrak, yağmur var ve ıslandım.

    her dervişin dimağında yer eden bir bilmece.

    yıl 57, yer nedim divanında bir gece.

    huzurlu bir ses yükseliyor sıla-i rahim'den.

    ölmenin tam zamanı hazır hava güzelken.

    çeşminden dökülmüş doğarken kıvırcık saçların,

    bir ezanla fısıldanmış en güzel isim; adın.

    --- spoiler ---
  • 6. bölümde (bkz: ayhan sicimoğlu) nu (bkz: immanuel kant) rolüyle konuk oyuncu olarak almasıyla gönüllerdeki yerini daha da sağlamlaştırmıştır.
  • şu dizide cidden bir tane tutunabilen karakter yok. tarık işsiz, lütfü'nün kitapları satmıyor, ilhan işe yarar ilhamlar veremiyor, irem'in hiçbir girişimi işe yaramıyor, yağız bir türlü fakir olamıyor, belgin ne kadar uğraşırsa uğraşsın gündeme gelemiyor, eylem kimse tarafından anlaşılamıyor, hicabi üniversitesini işletemiyor, ayşe psikolog ama çocuk bakıcılığı yapıyor, hikmet kafesinde sadece kitap okunup çay içilmesini istiyor fakat bunun harici her şey yapılıyor, yurdagül'ün çocuğu olmuyor, cemile hiçbir şeyden memnun olamıyor, vildan ise tarık'ı seviyor ama tarık onu sevmiyor, fehmi de zaten ne bulursa ondan nasipleniyor.
  • leyla ile mecnun remake olmuş adeta, onu seven bunu da sever. ben sevdim mesela. ama önce ön yargılı yaklaştığımı belirtmem lazım. trt'de oluşundan bir de bu leyla mecnun taklidi söylentilerinden dolayı uzun süre izlemedim ama sağdan soldan birkaç övgü gelince merak edip açtım ve arka arkaya 3 bölüm izleyivermişim. sarıyo yani.

    çok tatlı karakterler var ve oyuncu marifetiyle yazıldığından daha iyi hale gelmiş karakterler var. mesela benim favorim şair lütfü. çok iyi oynanan ve karakteri olduğundan iyi gösteren bir oyunculuk var. keza ilhan abi, zafer algöz zaten büyük oyuncu, bunlar hem karakterleri hem de diziyi yükseltiyor.

    mesela o fakir olmak için yanıp tutuşan zengin çocuk. tam bir absürt mizah karakteri, ona çok gülüyorum.

    ve tabii ki ayşe... adeta ateş ediyor. o da dizinin göz okşayıcı kısmını hallediyor derken ortaya gayet izlenesi, hoş vakit geçirten bir yapım çıkıyor.

    doğu demirkol'u bilerek sona bıraktım zira dizi komple onun üstüne kurulmuş, başrol de değil yani bildiğin hikaye onun üstünden yürüyor ve o da bu yükü mükemmel taşıyor. nuri bilge ceylan yapımında da böyle bir absürt komedi de başarıyla oynamak iyi oyunculuk belirtisi. bu çocuk çok yetenekli ve ekran ışığı çok fazla.

    bu tarz yormayan mizah sevenler için son derece eğlenceli bir dizi. tavsiye ederim.
  • yavaş yavaş kendini bulmaya başlayan dizi.
    ayhan sicimoğlu'nun konuk oyuncu olarak gelmesi de kimin fikri ise son derece isabetli bir karar.
    bu arada dizi hakkında şöyle farklı bir bakış açısıyla bir yorum yapılmış ilgimi çekti.
  • komik olmayan komedi dizisi. tumblr sayfası gibi ünlü yazar alıntılarıyla ve çay edebiyatıyla harmanlanmış yapım.
  • son bölümü önceki bölümlere göre çok iyiydi. karakterler iyice oturmaya başladı ve kadro biraz daha genişleyebilir. senaryo olarak sıkıntı olmazsa uzun soluklu olacağını düşünüyorum.
291 entry daha