aynı isimde "tutunamayanlar" başlığı da var
şükela:  tümü | bugün
2540 entry daha
  • kimse bahsetmemiş sanırım dizinin imtiyaz'dan sonra yeni kötü karakteri, irem'in liseden kalbi kırık arkadaşı gizem oldu.
    10. bölüm ve 11. bölümdeki farkı beni şaşırttı tipten ziyade harika bir karakter değişimi sergilemiş oyuncu. şimdiden adına başlık açılmış bile (bkz: gökçe aydın)
    her neyse baştan beri karakterleri hoş bir hikayeye dahil edemeyen senaristlerimiz yeni karakterler üzerinden bir hikaye geliştirebilirler belki? sadece bir fikir. o saçma kötülükleri altında hüzünlü bir hayat hikayesi olabilir mesela. ne bileyim senarist olan ben değilim arkadaşlar düşünün işte bir şeyler.
  • komedi,absürt komedi,korku... tür ne olursa olsun dram sahnelerini güzel yansıtmak gerekiyor.birinci bölümden beri tarık ve irem'in arasında geçen diyaloglar çok kötü.bu diyaloglar düzelse ve dizideki absürtlük düzgün yansıtılsa güzel olacak.
  • hikayesi olay örgüsü için izleyenlerin çok yanlış yerde olduğu dizi. böyle hikayesi kurgusu akan, merak uyandıran harika! dizilerimiz var sizi oraya alalım!
  • 11. bölümü izledim geldim, hicabi hocanın diziden çıktığını buradan öğrendim. bölümü izlerken ya nereden bu adam diye sormadım. nasıl sormazsın be adam! demeyin sormadım işte.

    --- spoiler ---

    11. bölüm sanıyorum en kötü bölümdü. çünkü dümdüz bölümdü. kötü karakterleri tanıtalım (bir araya getirelim) bunu yaparken de, ruh ikizi muhabbeti ile bir saati yiyelim demişler sanırım. ayrıca asuman dabak tiyatrosu esprisi yapacağınıza, kadına sinirli olacağı bir kaç diyalog verin de gülelim. 12. bölümün fragmanına biraz göz attım bu haftadan daha iyi bir bölüm gelecek gibi. bu hafta ki gibi tökezlemeler devam etmez umarım.

    --- spoiler ---.
  • cebinden ufak kese çıkartıp sonra o kesenin büyümesine mi yanayım. tarığın parası çekirdek aldıktan sonra periler konseyi çekirdeğe sponsor olduğunu öğrendiğime mi?
    kanatları sonradan aldım taktım dediğine mi yanayım kanatlarında tüy kopartınca canın acıdığını mı yoksa perilik gidince konseyde kaldığına mı? hatta konseydeki tüm perilerin kanatsız olduğuna mı? fişi çekmeyin izleriz böyle ama dizimizi döve döve. sizden ricam bize acımıyor iseniz dizimize acıyın. tutarlı geriye dönüp check etmeli. karakter analizleri herşeyi düzgün yapın. hatta taha ulukaya dan yardım alın.
  • cânıma bir merhaba sundu ezelde çeşm-i yâr
    şöyle mest oldum ki gayrın merhabâsın bilmedim.

    ezelde sevgili, gözleriyle bana bir merhaba dedi
    ben o an o bakışla mest oldum, sarhoş oldum
    o günden sonra da başkalarının merhabasını duymadım, bilmedim.

    keşke dizideki olay, gemide oturup birkaç dakika da olsa sohbet edebilmek gerçek olsaydı. bu kadar kanlı canlı olsaydı. ağır duygudur.
  • the last man on earth adında bir dizi vardı.
    ana karaktere o kadar gıcık olmuştum ki diziyi izlemeyi bırakmıştım.

    tutunamayanlar da benim için aynısı oldu.
    hiç leyla ile mecnun ile karşılaştırmasın kimse.
    biz l&m'da mecnun'u severdik, kah güler kah ağlardık.

    ben tutunamayanlar'da tarık çıkınca ileri alıyorum.
    yan karakterler için izliyorum diziyi.
    kurgusu falan o kadar çok boktan ki absürd komedi olarak bakmasak gerçekten izlenmeyecek durumda. devamlılık falan hak getire. her bölümü başkası yazıyormuş gibi.
  • bu karantina günlerinde home office çalışırken sırf evde ses oldun diye açtım izledim. yoksa izlenecek dizi değil gibi geldi bana.
  • hicabi hoca yani şinasi yurtsever'in diziden ayrılmasına üzüldüm. ancak ayrılığı da hissettim. tam hatırlayamayacağım lakin bir bölümde hicabi'ye bir gönderme yapılarak çok abartılı oynadığı vurgulanıyor, üstüne bir de bu göndermenin kime yapıldığı sorusu soruluyordu. bence hoş değildi bu sahne. zaten bir kaç bölüm sonra hicabi hocayı yıldırım çarptı ve hep tekdüze bir oyunculuk sergilemek zorunda bırakıldı.

    anladığım kadarıyla şinasi yurtsever'in hepimize artık normal gelmeye başlayan oyun tarzı bu ekibi rahatsız etti. bu arada diziyi beğenerek izlemeye devam ediyorum.
  • dizi çok katmanlı bir hikaye ile başlayıp neredeyse tek katmanlı bir dizi olmaya doğru bölüm bölüm ilerleyip gidiverdi.

    her şeyden önce şunu en baştan söyleyeyim: diziyi leyla ile mecnun ile kıyaslamamak neredeyse imkansız. yer yer l&m ile yer yer de kendi bölümleriyle bir kıyasa girerek kötü giden yönlere bakmakta fayda var.

    ---dikkat spoiler içerir---

    şimdi şöyle ki:
    ilk bölümlerde yan karakterlerin de birer hikayesi vardı. diğer bölümlerde ne olacak düşüncesini izleyiciye aksettiriyorlardı.
    misal hicabi'nin bir okulu vardı ve burada ayrı bir hikaye dönüyordu. ana karakter tarık'tan bağımsızdı.
    keza aynı şekilde belgin abla ve yağız da kendi alemlerindeydi, belgin'in bir bebeği vardı (var mıydı yok muydu tam bilmiyorduk), villalarında ayşe çalışıyordu. ve hepsi tamamen ana karakterin hikayesinden farklıydı.
    hatta yağız'ın sürekli fakirlik arayışı bile her ne kadar baysa da farklıydı.
    irem de ailevi sorunlarıyla bambaşka bir hikayesi ile girmişti diziye.
    şair lütfi ile ilham perisi'nin olayı tamamen ayrı bir dizi niteliğindeydi.
    cemile ise çocuklarına iş bulmaları için baskı yapan, onların sürekli başını ağrıtan fettan bir kadın vardı.
    ayrıca ana karakterin bile farklı hikayeleri vardı: iş arama süreci - mahalle hayatı - ev hayatı

    peki sonra ne oldu?

    tüm yan karakterlerin kendilerine ait hikayeleri birer birer kapanıp tarık'ın hikayesi etrafında toplanmaya başladılar ve dizi bir anda tarık ve irem dizisi olmaya evrildi.
    bu arada yan karakterlerin hikayeleri azalırken replikleri de tekdüzeleşti.
    - nurdagül abla'nın ''duyuluyor ablam sağdan soldan''
    - belgin abla'nın ''cemiyetten çok kıymetli, çok değerli bir dostumuzdur''
    - cemile'nin ''tarık nerede''
    - yağız'ın ''fakirler nasıl yapıyor''
    repliklerini çıkardığınız an aslında bu karakterler de yok oluyor. yani diziye kattıkları sadece bu replikler gibi.

    hicabi'nin okulu kapanınca o da tarık'ın hikayesine katıldı.
    hatta ilk başta lütfi için gönderilen ilham perisi bile lütfi'yi bırakıp, tarık'ın hikayesine yönlendirildi.
    e dizide ne kaldı o zaman?

    biz salt tarık ve irem aşkını mı izleyeceğiz?
    tamam göndermeler var, güzel.
    hatta kieslowski'nin blue filminde juliette binoche'nin elini duvara sürtme sahnesini kopyalamaları bile bir hoştu.
    o sahne için bkz tutunamayanlar
    bkz three colors blue

    yine ilk bölümlerde tarık ve ablası annelerine karşı bir kardeş dayanışması içerisindeydi. sıcak geliyordu bu, ailevi bir şey vardı. bunu da sonra bozdular.
    tarık her olayda ablasına laf yetiştiren, onu bozmaya çalışan bir tipe dönüştü.
    böylelikle önceleri sempatik gelen, işsizliğiyle, mahallenin elemanı olarak bizden biri gibi gelen tarık, bir anda itici bir tipe, diziyi sırtlayacak süper star rolüne büründürüldü. ki doğu'yu da öncesinden itibaren severin tiplemelerini.

    leyla ile mecnun'da ise neredeyse her yan karakterin ayrı bir hikayesi vardı. hepsinin durumu diğer bölümde merak ediliyordu, her birinin anlattığı bir şey vardı.
    ama bu dizide yok o maalesef.
    bazı karakterleri çıkarsanız dizi ne kaybeder diye soruyor insan ister istemez.
    ilk bölümleri ardı ardına izledikten sonra diğer bölümü merak etmeyi bıraktım misal, ne olacak diye hemen bir hevesle izleyesim gelmedi.

    bir de bazı arkadaşların da belirttiği üzere senaryo ilerlemesinde bazı tutarsızlıklar söz konusu, onlara tekrar değinmek gereksiz.
    ama her bölümde bir vites düşüklüğü hissediliyor. belki de bu dizinin en büyük şansızlığı (en büyük şansı da olabilirdi) l&m ile kıyaslanacak olmasıdır.
    bu iki diziyi üreten akıllar arasındaki fark, tutunamayanlar tarafında hafiflik göstermekte.
    güzel bir konsept olan böylesi bir absürt dizi, daha fazla özeni ve zekayı hak ediyor diye düşünmekteyim.
14 entry daha