şükela:  tümü | bugün soru sor
  • "seni tanımadan önce ağaçların çiçek açtığı ve yaprak döktüğü mevsimleri hep kaçırırdım derdi resim yapmayı sevdiğim halde denizin mavisini bilmezdim yaprağın yeşilinin her mevsimde değiştiğine dikkat etmemiştim seni tanıdıktan sonra o güne kadar tabiat resmi yapmayı sevmediğim halde bir ağaç bir yaprak ve küçük bir ot bile çizmiş olmadığım halde ve daha çok kitaplardan kopyalar yapmakla yetindiğim halde ve insan resimlerini fotoğraflardan kareyle büyütmeyi kolayıma geldiği için tercih ettiğim halde seni tanıdıktan sonra gözleri yeni açılmış bir küçük hayvan gibi çevreyi şaşkın ve hayran bakışlarla insanı ve insan olmayanı ayırmadan incelemeye başladım ve kalemi iğne uçlu mürekkepli kalemi ve resim kağıdını alarak kırlara açıldım ve eskiden kurşunkalemle çalıştığım zamanlardan yani tarihlerden önce çizgilerimdeki kararsızlık yüzünden kağıdı sonsuz çizgilerle silip tekrar çizdiğim çizgilerle silgi izleriyle kararttığım halde doğrudan doğruya çini mürekkeple çalışmaya başladım hiç silmeden seçtiğim ağaçları evleri gökyüzünü yolları otları hele bu kadar ilgi çekici olduklarını ve büyük bir sevgiyle çizilebileceğini düşünmediğim otları ve toprağı yeni bir gözle daha doğrusu ilk defa çizebileceğimi hissettiğim bir gözle görmeye başladım ve ilk anda ışık ve gölge meselelerini hallettiğim söylenemezse de duyuş bakımından ve her şeyi sanki onların
    arasındaki gizli ilişkiyi sezmişçesine sürekli bağlantılarla yerleştirme bakımından kağıda geçirmeyi becerdiğim söylenebilirdi ve bunu sevginin bana kazandırdığı üçüncü göz olarak adlandırdığımı ifade ettiğim zaman bana kızmış ve alay ettiğimi senin duygularını hafife aldığım için uydurduğumu söylemiştin oysa bendeki tutukluğun senin yanında nasıl azaldığını bilsen evet senin yanında korkularımı benim dışımda var olan ve her zaman benden gizlenen şeyler karşı duyduğum korkuları onların yabancı ve düşmanca bir inatla bana sırlarını vermemelerinden duyduğum belirsiz sıkıntıları unuttuğum doğrudur derdi"*
  • joyce'un ulysses'indeki penelope bölümünden ayrı olarak noktalama işaretinin bulunmadığı bölümde noktalamayı kendi kendinize yerleştirmenizi ister sizden oğuz atay. öyle hissetmiştim okurken. bunu yaparken okura noktalama işaretlerinin nerede nasıl kullanılması gerektiğini öğretir. yani ben noktayı ya da soru işaretini ya da üç noktayı özellikle koymuyorum sen bul koy bakalım der gibi. joyce da ise olay daha farklı. noktalama koy koyma yine bi bok anlamıyorsun okurken maalesef.
  • noktalamasını kendi kendime tamamladığım bölümdür. anlamsızlaştı metin. ne değişir diye bakmak içindi. sonuç: yazarın üslubudur dedim, geçtim.
  • kitabın en en en en sevdiğim bölümü.

    oysa ben neler istiyorum
    neler istiyorsun canım
    insanların üstüne dünyanın bütün yıldırımlarını yağdırsam da sevilmek özlenmek istiyorum bütün gürültümün çocukça olduğunu aslında sevgiden ilgiden geldiğini anlamalarını öyle sanmalarını istiyorum peki diyorlar neden yapalım bütün bunları neden öyle sanalım kimsin sen diyorlar reisicumhurbaşkanı mısın sen diyorlar evet reisicumhurbaşkanıyım evet aslında bütün temel atma törenlerine bütün açılışlara resmî geçitlere şenliklere resmî kabullere ziyafetlere balolara düğünlere kokteyl partilere anma törenlerine beni çağırmalısınız kaç para eder sizin reisicumhurbaşkanlarınız benim yanımda hangisi benim kadar yürekten katılır sevincinize heyecanınıza adamın işi başından aşkın bir de sizinle mi uğraşacak birçoklarına da gelmez gelse de baştan savma bir konuşmayla hayal kırıklığına uğratır sizi özene bezene hazırladığınız yiyeceklerinizin üstüne elinin parmağının ucuyla şöyle bir dokunur bütün endişeleriniz boşa gider yemekler kalır hiçbirinizin doğru dürüst elini sıkmaz törenin düzenlenmesinde emeği geçenler şöyle bir uzaktan görür onu oysa beni çağırsanız bilseniz ne memnun kalırdınız her birinizle ayrı ayrı meşgul olurdum ne kadar beğenir ne kadar çok yerdim yemeklerinizden sevinçten şaşkına dönerdiniz
  • şu anda o bölümü okuyorum.
    ağzıma sıçtı.
    bölüm 76 sayfa.
    ben bu kadar sayfayı bi kerede oturup okuyacak adam değilim.
    bunu zaten biliyodum.
    ama bu bölümde iice anladım.
    vakit yaratıp 76 sayfanın hepsi bi kerede okunmalı.
    yoksa olmuyomuş.
    demedi demeyin.
  • okurken ne gariptir ki hiç farketmediğim bir bölümdü. arkadaşım bahsettiğinde inanmayıp "vay anasını sayın seyirciler" cümlesi eşliğinde uzun uzun incelemişliğim vardır.. bu sebepledir ki ne kadar şuursuz okuduğumun bir kanıtır bu kısım. bu deneyimden sonra daha dikkatli okumaya başladım oğuz atay ı. o değil de insan nasıl farketmez yahu. bir sayfa da değil ki. neyse bu da böyle bir anımdır.
  • bir nefeste, tek kerede okunması gerekir. bittikten sonra çığlık atmanız işten bile değildir.

    "ölümler kazalar genç yaşta başa gelen amansız hastalıklar hangi birine üzülelim duymaya yetişilmiyor değil değil anlatmak istediğim bu değil susuyorum artık konuşmayacağım zaten kelime haline cümle haline getirince olmuyor oysa bir bilseniz ben düşüncemde dünyayı nasıl idare ediyorum aslında sizin dünyanız da fakir geliyor bana ancak bugünkü düzende birtakım imtiyazlar sağlayabilirsiniz bana ya geçmiş yüzyıllar onları nasıl yaşayacağım hayır bütün istediklerimi yaşamaya hayatım ve sizin imkanlarınız yetmez oysa ne kadar iyi olacaktı tabii siz anlamadıktan sonra değeri yok benim gibi olmalı herkes o zaman da bana haklı muamele edilmez elbette çok şey beklediğimi biliyorum her zaman da bekledim her yeni tanıştığım insandan tanışır tanışmaz neler bekledim o daha adımı öğrenmeden ben onunla ilgili hayaller kurdum ümit etmeye başladım hemen ve o insan yanımdan bir dakika bile ayrılınca ben öyle yerlere varmıştım ki hayalimde bu ayrılmayı bir ihanet saydım gücendim hayır benimle başa çıkılmaz bırak beni"
  • " bilinç akışı " dır. james joyce'un ulysses kitabında da aynı şekilde bölüm vardır. buradan esinlendiğini biliyoruz. o bölüme gelecek olursak, ulan çok güzeldi 60 70 sayfa falan sürüyor. 460. sayfadan başlıyordu sanırım. yani harbiden okuyup gidiyorsun. ya bak yine hatırladım bir hoş oldum.
    " fazla bir şey bekleme çok sevimsiz bir odadır birtakım hayaller saklar doğmadan ölen çocuklar gibi "
  • (bkz: wall of text)
  • bilinç akışı tekniğinin şiirden sonra (bkz: orhan veli) düzyazıda da ruhi otomatizm ile birleşmesinin sonucu ortaya çıkan kısımdır.