şükela:  tümü | bugün soru sor
  • munciler
  • tutunanlar = tüm insanlar - tutunamayanlar - tutunmak istemeyenler
  • tutunamayanların çokça küçümsediği, bir o kadar da imrendiği çoğunluk olan kitle.

    edit: imla
  • büyümek sadece tutunanlara gerekir.
    oğuz atay
  • siki tutanlarsa aynı kapıya çıkanlardır.
  • zaten hiç düşmeyenler.
  • 'kıyamet kopmasın, her şey hep böyle devam etsin istiyorsunuz, gerçek ortaya dökülmesin, siz ortaya dökülmeyin istiyorsunuz, bunu benim için istiyor gibi yapıp kendiniz için istiyorsunuz. istiyorsunuz ki doğru bildiğiniz iki cihanda doğru olsun, siz buranın mamurları oranın müsteşarları olun. hem de burada seni işe sokan orada da şefaat etsin, 'bizden, bizden' desin. hani buranın ilmi müteak değildi, ( aşkın demek istiyorum efendim, gerçi ne desek sanki ayrı lisandan konuşuyoruz, ayrı sebepten yine anlaşılmıyor, ama şimdi burada aşkın maşkın hoş olmaz, müteal diyelim) - seninki nasıl iki dünyayı çepeçevre kuşattı? hani, tamam bitirdin üniversiteyi biliyorum, üstelik o zaman fotokopi çok pahalıydı, martin eden'i de okuyordun bir keresinde gördüm. yollarda çatallanan bahçe elinde gezdi durdu aylarca, kayboldu da kurtuldun, zavallı borges kaybolmadı da hani bir gün dayanamayıp haydarpaşa tren istasyonu'na doğru o köprüden fırlattın da oh dedin, sanki bilmiyorum, sanki görmedim, sanki bunu görmek için göze ihtiyaç var. halbuki gözlerini bir an kapamaya ihtiyaç var. hemen gözüne kestirdin bir şeyleri başkaları şaşkın ve kan kırmızı gözlerle etrafa bakarken, sana aydınlık ve ferahlık verecek şeyleri vakit geçirmeden keşfettin. hani oturduğu bile belirsiz, kalkıverecek gibi yapan bir yolcu gibi duracaktın, hani burası gölgelikti, hani garipliğin? tüm çabanı gariplikten kurtulmaya, ayağını yere sağlam basmaya harcadın. gariplik ne, bilmeyen bile karşında mecburen garip kaldı. hiç sıkılmadın bunları yapmaktan. kendini dünyanın tabii sahibi saydın; elde etmek istediklerini de tabii hakkın. sen her yere girip çıkarken ben mesela hep sokakta, tek başıma, evet seni küçümsüyordum, doğru bunu hakediyordun ama sen dünya vatandaşı diye bir söz duymuş, bunun peşine düşmüştün. bu söz sanki seni yer yurt sahibi yapmak için icat edilmişti. her duyuşta yeşil kart başvurusu gibi utanmadan sözü ve dünyayı taleplerinle aşındırıyordun, ben dünyanın bu sözden tiksindiğini gördüm, kulaklarımla duydum. ama sen hala başvuruyordun ve sonunda kabul olundun; dünyayı yıldırarak dünya vatandaşı olduğun. dünyayı gözümden düşürdün. senin vatandaşı oşduğun dünya, artık öyle erişilmez, anlaşılmaz değildi, daha iyi abanana kendini sunuyor, gel diyordu demek ki. dünyayı, hatta gökyüzünü gözümde soldurdun. senin, onun içindeki rahat haraketlerin ve onun buna ses çıkarmayışı beni dünyasız, göksüz ve vatansız bıraktı. dünya vatandaşı derken dilini şaklatıyorsun da, hayat kadını diyince neden dudak büküyorsun? bu maymunca bir şey değil mi? ne var, maymun insan değil mi, nesini beğenmedin? vatandaş oldun, aileni de kurdun, masaya muşambayı serdin keten görünümlü olanlardan, kız sana çekmiş, oğlan anasına, yani dünyanın böyle devam etmesi için elinizden, belinizden geleni yaptınız, sağlama aldınız. bırak o kumandayı elinden. ne? kandil mi bugün, hangi kanal veriyor? değil mi, doğru düzgün veren de yok. bu gece dua edeceksin hiçbir şeyin eksilmesin artsın diye.
    zamanın farkında / şule gürbüz
  • kağıt üstünde tutunamayanlar daha havalı, gerçek hayatta da bunlar.
  • hiç tutunanlarla tutunamayanlar bir olur mu? onlar zarardadır, onlar bilmezler.