şükela:  tümü | bugün
  • bir nevzat çelik şiiridir. safak türküsünde olduğu gibi adamın durduk yere canını yakan anne vurguları vardır.
    evet, anneler oğullarının kirli gömleğini koklar. ve evet kirli gömleğin en değerli olduğu an o andır.
  • yiğidim yiğit olmasına yar
    yanık türkülere vurmayın beni
    tutuşur dizelerim sonra
    her biri yıldız kendi halinde.

    geceleri inen sessizlik
    umarsız açan eski yaradır
    işte gene yükseldi duvarlar
    etme gözlerin koru kendini

    sayıklasam dizelerimden
    acıyı örtmüş duvar nemini
    kirli gömleğimi koklarmış annem
    koklasın şiirimi sıcak bir ekmek gibi.
  • "cinnet mustatîli, yılanlı kuyudan", zindandan bir sadâ; özgürlüğünü sadece özgürce düşünmesinden dolayı kaybetmiş yiğit düşünce adamlarına ithaf edilmiş olduğunu düşündüğümüz şiir/şarkı.

    aksiyonu "kendi gibi düşünmeyenleri yaşatmamak" olan bir eyleme asla dönüşmemiş, dönüşmeyecek öz düşünceleri yüzünden "içeri" alınmış, dışarıdan tecrit edilmiş, medrese-i yusufiye talebeleri için. "yedi kol demiri inince yedi kapıya"; katillerle, hırsızlarla, şerefsizlerle, vurguncularla aynı bodruma tıkılan; "hayattan muhacir, eşyadan öksüz" kalan tefekkür ve eylem sahipleri için. "akşam erken iner mapushaneye" ve "hırsla çaktığı kibritle" tutuşur dizeleri şairlerin. ruhları mısra çeken; hasrette karar kılan ve dışarısını sigara gibi "bir seferde içine çeken"ler için. dışarıda anne var, yâr var. nasıl "yanık türküler"le anılmaz insan?

    şairin; "isyan şiirleri bilirim sonra/ kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden/ harfler harp düzeni almıştır mısralarında" dizeleriyle anlattığı formda bir şiirle, isyanın kapkaranlık sularına dalmaktansa, yâd eder seven sevileni türkülerinde; sessizliğin içindeki sesi duyanlar için, o ses "beyin zarında sülük"; "iğneli fıçı", "yaraya basılmış tuz"dur; her gece içini acıtan, tekrar tekrar kanatan. duvarların berisinde kalanların, gölgesini de ekleyince üstüne daha da yükselen duvarların.

    kuyudaki yusuf'un gömleğidir yakub'un içini sızlatan. kanla kirletilmiş gömleği gözyaşlarıyla yıkayandır yakup... anneler de onun gibi yapar; hasretle koklar acının örtüldüğü nem kokan yılları. yalnızlık kokan, sessiz geçen, yılları.

    ve tabiî nevzat çelik dizeleri; ahmet kaya'nın müstağni şarkısıdır dillerde; tutuşur dizelerim:

    ...

    yiğidim yiğit olmasına, yâr;
    yanık türkülere vurmayın beni.
    tutuşur dizelerim sonra,
    her biri yıldız kendi halinde.

    geceleri inen sessizlik,
    umarsız açan eski yaradır.
    işte gene yükseldi duvarlar,
    etme gözlerin koru kendini.

    sayıklasam dizelerimden;
    acıyı örtmüş duvar nemini,
    kirli gömleğimi koklarmış annem.
    koklasın şiirimi sıcak bir ekmek gibi.
    ...
  • galatasaray taraftarlarının ahmet kaya'nın seslendirdiği bestelenmiş halini yeni sözlerle söyleyip, akışıyla da bir miktar oynayıp youtube'tan paylaştığı türkü, şiir.

    https://www.youtube.com/watch?v=yuq_taqlpr8
  • geceleri yalnızken loopa alındığında insanı tutuşturma potansiyeline sahip ,pek bilinmeyen ahmet kaya şarkısı. gece sessizlik indiğinde nedensiz hüzünlenirsiniz ve yine duvarların yükseldiğini hissetmeye başladıysanız ,dizeler kafanızın içinden geçmeye başlar ;içinizden etme gözlerim koru kendini dersiniz.
  • "kafama sıkar giderim ve/ya da suskunlar ahmet kaya'cıları" tarafından pek bilinmese de, her şarkısını ayrı ayrı kutsal değer kabul edenler tarafından bilinen, dinlenen, ağlanan şarkı.

    http://youtu.be/w6tyobusk3k
  • bestesi ruhi su'nun mahsus mahali'ne benzeyen ahmet kaya eseri. yanık kokulu leziz bir parçadır.
  • ağbi, senin dizelerin tutuşuyor ya?

    bizim yüreğimiz yanıyor.
  • ihtimal ki, ahmet kaya'dan sonra kimsenin sesinden yorumundan böyle tüyler ürperten bir direngenlik fısıldamayacak sözlerdir. ki sözlerden ötedir aslında ezgi ve yorum. yoksa ezgiyi çıkarıp oku, aynı şekilde işlemez mesela insanın içine.

    cidden tutuşur mu insanın dizeleri?
    sevdiğinde, umudu göğün göğsünde kızıl bir alev gibi ışıldadığında, acısı gelip böğrüne paslı bir demir gibi saplandığında belki en çok.
    ama sevdiğinde başka türlü güzeldir, oturup başına, ellerini ısıtmak o tutuşan ateşin karşısında.