şükela:  tümü | bugün
  • doug wright'ın yazdığı, buğra koçtepe'nin çevirdiği , marquis de sade'ın hayatından esinlenilen oyun.

    (bkz: tatbikat sahnesi)
  • provaları devam eden ve kadrosu, konusu, içinde yer alacağı yeni oluşum tatbikat sahnesi ile oldukça heyecanlandıran oyun. zeynep ekin öner, durukan ordu, buğra koçtepe ve mithat erdemli gibi ankara devlet tiyatrosunun en iyi oyuncularını aynı oyunda izliyor olabilmek bile başlı başına mutluluk sebebi. uzun soluklu olması ise en büyük temenni.
  • 19 mayıs'ta genel provasını izlediğim muhteşem oyun. sıkıcı devlet tiyatrosu oyunlarıdan sonra ilaç gibi geldi vallaha.

    zaten küçük olan tatbikat sahnesi tıklım tıklımdı, insanlar merdivenlere koltuk aralarına bile oturdular.

    durukan ordu... onu anlatmaya kelimeler yetmez. eğer bu oyuna muhteşem diyorsak, onun sayesindedir.

    gidin izleyin efendim, tabii yer bulabilirseniz...
  • oyundaki delileri canlandıran kızlardan uzun boylu olanının isminin ne castte ne de başka bi yerde yazmadığı oyun.

    bilen eden varsa bi yeşillendirin. çok güzel kızdı lan.
  • quills, doug wright tarafından yazılan ve edebiyatın en aykırı isimlerinden birisi olarak kabul edilen marquis de sade'nin hayatının bir bölümünü anlatan oyun. ilham yazar rejisiyle, ankara'nın yeni oluşumu tatbikat sahnesinde bu sezon gösterime giriyor. 2000 yılında çok başarılı bir sinema uyarlamasına da konu olan oyunun ismi "tüy kalemler" anlamı taşıyor. tatbikat sahnesi ilk duyurularında oyunun ismini "tüy kalemler" olarak duyurmuş olsa da sonraları, oyunun orjinal ismini kullanmayı tercih etmişler. zaten quills, tüy kalemler demek.

    oyunu önceki gün seyircili genel provada izleme fırsatı bulduk. oyuna dair notlara geçmeden evvel, biraz da vikipedi bilgisiyle olsa dahi marquis de sade hakkında bilgi verelim.

    marquis de sade, 18. yüzyılın sonları ve 19. yüzyılın başlarında yaşamış dönemin en aykırı yazılarını yazdığı kabul edilen, yazdığı yazılardaki unsurlar nedeniyle hayatının pek çok bölümünü hapishanede veya akıl hastanesinde geçirmiş bir yazar. yazılarının erotik ve pornografik içeriği kadar, kimi çevreler kendisine 'sadizm'in babası' lakabını da koymuş durumda. günün ahlaki ve dini değerleri karşısında yazdığı yazılar çok sert tepkiler almış, bu da marquis de sade'nin özgür bir hayat yaşamasına engel olmuştur. sodom'un 120 günü isimli eseri bugün hala edebiyat çevrelerinde önemli bir eser olarak kabul edilmektedir.

    quills, marquis de sade'nin charenton akıl hastanesinde geçen son dönemini sahneye taşıyor. öncelikli olarak sahne yerleşiminden bahsetmenin başlangıç için iyi olacağını düşünüyorum. izleyiciyi düz bir italyan sahne karşılamıyor koltuklara oturduklarında. karşılarında yükseltili ve böylece farklı bölümlere ayrılmış bir sahne var. sahne değişimi yapılmaksızın aynı anda sahnenin farklı bölümlerinde oyun akıcı olarak ilerleyebiliyor. örneğin marquis'in hücresi ile doktorun odası aynı anda sahnede farklı yerlere kurulu. işık kullanımıyla beraber sahne geçişleri için yoğun bir çaba harcanmadan ve vakit kaybı yaşanmadan oyun çok akıcı bir çizgiye bürünüyor. karşımızda sadece bir sahne değil, yaşayan bir akıl hastanesi görüyoruz. çünkü o anda rolleri olmasalar da arka planda, izleyiciyi rahatsız etmeyecek şekilde hareketler devam ediyor. örneğin doktor ile rahip konuşurken marquis kaskatı kesilmiyor, ya da arka planda yer alan diğer hastalar bir şekilde hareketlerine devam ediyorlar. sahnenin bu yerleşimi oyuna çok başarılı bir akış kazandırıyor, oyun neredeyse hiç duraksamadan devam ediyor bu da izleyicinin oyuna ilgisini arttırıyor.

    bu noktada hemen ışık kullanımına da dikkat çekmek istiyorum. işıklar gerçekten çok başarılı. yukarıdaki sahne bölmenin en temel sıkıntısı, ışıkların aynı anda hem o anki sahneyi hem de diğer sahneleri aydınlatma olasılığıdır. fakat quills'de izleyici o an görmesi gereken yeri görüyor sadece. diğer sahneler mutlak bir karanlıkta ve yukarıda da belirttiğim gibi yapılan hareketler rol çalmayacak düzeyde izleyici ile buluşuyor. işık kullanımı güzel olduğu kadar aykırı olduğu yerler de var. eğer oyunun içeriğine bakmayacak olursak bazı ışık kullanımları bence sahneye yakışmayacak şekilde fakat oyun içeriği, marquis de sade'nin hayatı, oyunda kullanılan müzikler bir bütün halinde düşünürsek bu ışıkların aykırılığı rahatsızlık vermiyor aksine oyunla bir bütünlük taşımış oluyor. müzikler konusuna da kısaca değinecek olursam, oyunla bütünlük içerisinde olmuş ve kesinlikle oyunun atmosferini çok başarılı yansıtıyor.

    oyunların veya filmlerin en temel problemi, oyunculuk, reji'den öte bir konsept yakalayamamasıdır diye düşünüyorum. pek çok oyun her anlamıyla başarılı olur ama genel olarak bir atmosfere sahip değildir. quills'de ise marquis de sade'nin aykırı hayatına bağlı olarak o atmosferin çok başarılı şekilde yakalandığını düşünüyorum. yer yer bazı karakterlerin absürt davranışları veya konuşma tarzları, radikal ışık seçimleri ve korku müzik efektleri yerine kullanılan sert parçalar. bence bu oyunun en büyük artısı bu. yakalanan atmosfer. hele ki sadece bir şeyler yapmış olmak için değil oyunun içeriğine de uygun bir şekilde yakalanmış olması. bu da hiç kuşkusuz başta yönetmenin başarısı.

    marquis de sade rolünde durukan ordu var. isabetli bir seçim olduğunu söylemeye gerek bile yok herhalde, bu rolü layığıyla yerine getirebilecek bir isim düşünüldüğünde kesinlikle akla ilk gelen isimlerden. ordu, kendine has tarzı ile çok başarılı bir performans ortaya koymuş. ortada sadece başarılı bir oyunculuk yok, ortada çok başarılı bir karakter tasviri var. marquis de sade dönemin öne çıkan aristokratlarından olarak görülse de, biz bu aristokrasiyi hiç görmüyoruz, fakat bu bir eksiklik değil aksine bir artı. zira izleyicinin salonda bulunduğu 2.5 saat boyunca karakteri tanıması için çok bir zaman yok. durukan ordu, tarihe geçmiş bu karakterin aykırılığını ama bir yandan da insani yönünü çok başarılı tasvir ediyor.

    rahip rolüyle buğra koçtepe bana kalırsa hikayenin asıl süjesini oluşturuyor. hem kendi içinde bir metamorfoz yaşıyor hem de farkında olmadan bir yandan doktor tarafından manipüle edilirken bir yandan da bu manipülasyona altyapı oluşturan marqius de sade'nin eserlerini bilinçsizce içselleştiriyor. bilinçli bir tercih mi bilmiyorum ama koçtepe'nin oynadığı rahip karakteri, konuşma tarzı ve tavırlarıyla oyun boyunca en gerçekçi çizgide yer alıyor. diğer karakterler doğrudan veya ucundan yukarıda bahsettiğim o absürtlük ile oyunun 'akıl hastanesinde' geçen ve marqius de sade gibi aykırı bir kişiliğin anlatıldığı atmosfere katkıda bulunurken, rahip burada sanki sürekli bir kurtarıcı ama aynı zamanda cezalandırıcı rolü üstleniyor. rahip'in bütün bu atmosfere ve diğer karakterlerle her türlü etkileşimine rağmen izleyiciye karşı olan doğal ve gerçekçi oyunculuğu bir yandan bizim bir masal izlemediğimiz gerçekliğini yüzümüze vururken diğer yandan karakterin yaşadığı evrimi daha kabul edilebilir kılıyor.

    doktor rolüyle mithat erdemli, ankaralı tiyatroseverlerin alışık olduğu görünümünden farklı bir görünümle sahneye çıkarken başarılı bir oyunculuk ortaya koyuyor ve hikayenin antagonist'liğini, klişe tabirle kötü adamlığını sahneden seyirciye aktarıyor.

    zeynep ekin öner, marquis de sade'nin eşi olarak çok başarılı. zaten öner sahneye çok yakışan bir isim. ayrıca çizdiği karakter yukarıda belirttiğim atmosfer hususuna 10/10'luk bir katkı yaratıyor. aykırı, deli-dolu, absürt. hem giyimiyle hem konuşma tarzıyla. ama yeri geldiğinde ufacık bir sekansta dahi olsa pişmanlığı, ne yaptığını bilmemezliği, üzüntüyü çok başarılı aktarıyor. hiç bir zaman marquis'i gerçekten sevip sevmediğini, ondan ne kadar etkilenip etkilenmediğini bilemiyoruz ama amacına ulaşmanın mutluluğunun her daim derin izler taşıyacağını marquis'in kesilmiş kafası ve organlarının olduğu kutularla yanlız kaldığında hissedebiliyoruz. belki o an o da fark ediyor ki marquis gibi bir figürün ölümü bile yazdıkları kadar dehşet saçıcı nitelikte oluyor.

    burcu özberk madelaine rolü ile harikalar yaratmış. oyun sonunda herkesin konuştuğu madelaine idi. bu karakter bence de hem hikayeye dair hem de marquis'e dair çok önemli bir noktada bulunuyor. yaşamı ve varlığı, kadınlığı, marquis'in yazdıklarına ve ona olan hayranlığı belki de marquis'e ilham kaynağı olurken ölümü hem rahip'in dönüşümüne hem de marquis'in içinde tutsak kalmış daha insancıl hislere ön ayak oluyor. marquis'in erotik ve pornografik olarak kabul edilen yazdıklarını sahnede 'anlatıcı' olarak anlatmaktan farklı olarak göstermek de madelaine üzerinden olduğu için sadece aykırılık veya şiddet değil, oyunun cinsellik atmosferini de üzerinde taşıyan karakter oluyor.

    mimar rolüyle melih efeçınar, tim burton filmlerinden fırlamış gibi. kısa ama çok başarılı bir performans. yer yer sinir bozucu ama doktor'un seçimlerini etkileyici bir karakter. doktor'un karısı rolüyle buse kara, efeçınar'a başarılı bir eküri oluyor. diğer hastalardan birisi olan mertcan semerci ise belki de oyunun zirve anında madelaine'i işkence ederek öldürerek o andan itibaren marquis'in sonu ve rahibin yaşayacağı değişimin başlıca mimarlarından olurken, madelaine'e hiç bir şekilde cinsel bir saldırıda bulunmadığı bilgisi izleyiciye geçerek belki de bu ölümden marquis'in sorumluluğunu en azından izleyici gözünde aklıyor.

    ve tabi oyunun süprizi güzel noktası, kendini kuş zanneden bir hasta rolüyle karşımıza çıkan, oyunun yönetmeni ilham yazar. kendisine hem başrol verip hem de oyunu yöneten, yönetmenlerden farklı olarak küçücük bir rol ile izleyici karşısında. sürekli sahnede, ama arkaplanda. belki ülkemiz sinema ve tiyatro kültüründe hiç bir şekilde yeri olmayan cameo kavramının tiyatro adına ilk örneği. küçücük rol ile bile sahneye çok yakışmış, umarız yönetmenliği kadar oyunculuğunu da izleme fırsatı buluruz.

    biraz metine de değinmek istiyorum. metin genel hatlarıyla başarılı fakat yer yer yetersiz. örneğin marquis de sade'nin kim olduğu, düşünceleri hiç bilmeyen birisine başarılı aktarılacak seviyede değil. marquis'in yazma isteği güzel bir şekilde veriliyor, kalemleri elinden alınınca kendi kanıyla yazması, o da olmayınca dışkısıyla yazması gibi. fakat bunların sözcüklerle verilmesi o an aynı etkiyi yaratmıyor izleyicide. marquis de sade'nin bende yarattığı en büyük şok, yazacak bir şey bulamayınca, çırılçıplak kaldığı hücresinde dışkısıyla duvarlara bir şey yazmasıydı. bu hem karakterin aykırılığını hem de büyük bir karakter trajedisini aynı anda anlatan çok çarpıcı bir bilgi. metinde çok hızlı geçiliyor.

    rahip'in dönüşümü çok ani oluyor, marquis'e daha ılıman ve iyiniyetli yaklaşan rahip, doktor'un manipülasyonuyla bir katile hatta ölü tecavüzcüsüne dönüşen histerik bir adam oluyor. rahip'in marquis'in eserleriyle olan ilişkisi, bunların ne kadar etkisi altında kalıp kalmadığı, bu dönüşüm'de kafalarda soru işareti bırakıyor.

    doktor'un hikayesi de biraz eksik kalmış. karısının onu aldatıp mimar ile kaçması yüzünden mi tüm bunları yapıyor yoksa zaten içindeki kişi mi böyleydi ya da farkında olmadan marquis gibi aykırı düşünen birisi mi oldu bunlar yanıt bulmayan sorular. karısının mimar ile kaçması oyunda önemli bir şekilde vurgulanıyor, buna binaen bir şekilde travma etkisiyle vahşileştiğini söylemek ne kadar doğru olursa olsun bu dönüşüm çok inandırıcı gelmiyor izleyiciye.

    blog'u takip edenlerin bileceği, bu satırlarda defalarca yazıldığı üzere (yastıkadam, mojo) ilham yazar, ülkemizdeki en yenilikçi, çağdaş rejisörlerin başında geliyor. bu oyunda da hem kendini tekrarlamadan, hem de farklı bir bakış açısı katarak ortaya çok başarılı bir reji çıkarmış. sahne yerleşiminde bahsettiğim üzere, karşımızda tek bir sahne yok. aynı anda birden çok sahne var. bu birden çok sahnede de ışık geçişi olmadan akan bir oyun var. bu akıcılık'ta reji başarısı çok büyük. örneğin rahip'in madelaine'in ölüsü ile yaşadığı gerçeküstü sahne muazzam bir reji örneği. bu oyunda en çok beğendiğim sahne idi.

    oyun ve perde başında tüm oyuncuların alışagelmişin dışında verdikleri poz, selamdaki süpriz, oyun ekibinde ve tiyatro'da yer alan diğer insanların oyun boyunca taşıdıkları heyecan (sahnede izleyicinin gülmeyeceği ama defalarca prova alınmasından ötürü sadece oradakilerin anlayacağı komik bir şey olduğunda gülme, ki bizim gibi amatör tiyatrolarda çok vardır bu) bu ekibin ve tiyatronun ne kadar samimi, doğal ve işlerini severek yaptıklarını gösteriyor. sonda bahsettiğim husus çok önemli zira artık ödenekli veya özel tiyatroların bir çoğu soğukluktan geçilmiyor. burada ise sanki bir üniversite topluluğunda oyun çıkarmanın heyecanı varmışçasına işlerini başarılıyla yapan profesyonellerin olması her şeyden önemli.

    gelelim yazının sonunda eksikliklere, bazı sıkıntılara.

    öncelikli olarak genel prova olmasından ötürü normal karşılanacak kimi replik unutmalar, bir kaç ışık problemi haricinde oyunda problem yoktu. fakat oyunda kullanılan "öfkeyle kalkan zararla oturur" tarzı bir kaç ifade oyunun o başarılı atmosferine çok aykırı ve hatta yer yer yabancılaştırma görevi görmüş.

    tatbikat sahnesiyle ilgili de gözlemlediğim bir kaç sıkıntı var. izleyici girişleri bina dışarısından olması bu oyuna özgü müydü bilmiyorum ama bu sahnenin güzelliğine yakışmamış. izleyici koltuklarının olduğu bölümdeki akustikle alakalı bir sorun da mevcut olabilir, kimi reaksiyonlar çok ham haliyle bütün sahnede yankılanıyor. ve pek tabi bilet fiyatları ankara standartları için çok pahalı. pek çok özel, ödenekli ve butik tiyatronun olduğu istanbul'da bu bir rekabet yarışı iken, standartların çok üzerinde başarılı işler yapan tatbikat sahnesi ve ankara'da bu fiyatlar biraz aşırı. yeni kurulan, gideri çok olan bir yer için şimdilik bu husus görmezden gelinebilse de umarım bilet fiyatları konusunda iyileştirmeye, daha çok öğrenci bileti satmaya, koltuk satın alma ve kombine bilet uygulamalarına umarım devam ederler.

    ankara'daki herkesin görmesi gereken bir tiyatro, tatbikat sahnesi. sadece mezarsız ölüler veya quills değil ileride yapacakları tüm işlerin güzel olacağı şimdiden belli.

    http://artaudundefteri.blogspot.com.tr/…ahnesi.html
  • ilham yazar'dan gene harika bir reji ile son gün ucundan yakaladığım tatbikat sahnesi oyunu..en arka k2 gayet başarılı bir yer seçimi olurmuş, önde kimse yok, sahnenin de ortasına denk geliyor..ben oyunun herşeyini beğendim, reji, oyunculuklar, ışık, sahne, dekor, müzikler..durukan ordu tabii ki gene döktürmüş, bize de hayran hayran izlemek düştü, ayrıca burcu özberk i tanımıyordum, pek başarılı.
  • bugün görme mutluluğuna eriştim bu oyunu. verdiğim paranın tüm kuruşu helal olsun diyerek oyunu ne kadar beğendiğimi baştan yazayım.

    söz konusu marquis de sade olunca, onunla ilgili vurucu, sarısıcı bir metin olmaması imkansızdır herhalde. oyuna bunun farkında olarak gittim, zaten oyunun metni, rejisi, oyunculukları beni şaşırtmadı. oyun ile ilgili belki de en güzel şey bu oldu sanırım, her şey oldukça dozundaydı. evet vurucu bir metin, evet ağır ama tam ayarında. marquis de sade'ın kendisi değil, hayatından bir kesit olduğunu unutmamış yazarı.

    marquis de sade okumadım, sanırım ömrüm boyunca da hiçbir zaman okumam gereken kitaplar listesinde yer almayacak bir yazardır. kendimce birçok sebebim var. ancak oyun sırasında da, kitaplarından pasajlar sık sık yer almasına ve beni koltuğumda rahatsız rahatsız kıpırdatmasına rağmen bir kez bile oyundan çıkmak istemedim. metin aşırı güzel değildi ama gülümseten, düşündüren birkaç güzel cümle bana yetti. rejisini haddim olmayarak başarılı buldum. çeviri yanılmıyorsam buğra koçtepe'nin, yine haddim olmayarak başarılı buldum, sadece günümüz türkçesine ait fazla sözcük kullanılması oyunun atmosferini biraz bozdu. sadece böyle bir eleştirim olabilir. ve oyuncular...

    figüranlardan tutun başrole dek herkesin önünde eğilip teşekkür ediyorum. inanılmaz bir emek vardı. bu oyunu oynamak eminim zordu ama altından oldukça güzel bir şekilde kalkmaları onlardan çok beni gururlandırdı. çok iyiydi.

    --- spoiler ---

    özellikle burcu özberk'in şeytanlı sahnesi (allahım o ne demekse) ve durukan ordu'nun kafası ve elleri müthişti. resmen bir görsel şölendi.
    --- spoiler ---

    alkışlar rejisör ve oyuncu ilham yazar'a, melih efeçınar'a, mithat erdemli'ye, oyunun çevirmeni ve oyuncusu buğra koçtepe'ye, güzelliği ve oyunculuğuyla gerçekten bir sultan sıfatını hak eden * burcu özberk'e, ve tabii ki inanılmaz performansı ile durukan ordu'ya. onu izlemek gerçekten büyük bir keyif, mutluluk.

    ha bir de, yanımda oturan, az çok tanınmış bir oyuncunun, bu performansı gösteren meslektaşlarını herkes ayakta alkışlarken, ısrarla oturması beni çok üzdü. burayı okuyorsa kendisinden bahsedildiğini anlar zaten. hiç hoş durmadı.

    edit: ya ben nasıl unutmuşum? oyuncu kadrosundan zeynep ekin öner'e de teşekkürlerimi sunuyorum elbette.
  • tatbikat sahnesi'nin nefis oyunudur. özellikle durukan ordu'nun göz dolduran performansı sayesinde ankara'da bu sonbahara iyi bir oyun izleyerek başladık sayesinde.
  • az evvel izlediğim, o gazla cinnah caddesi'ni yayan tırmanmama sebebiyet vermiş oyundur. oyuncuların performansları; sahne, ses ve ışık tasarımı beklentilerimin çok üzerindeydi. oyun öncesi mümkünse quills'in izlenmesini önemle rica ederim, uyarlamalardaki farkları kavramak ve hikayedeki boşlukları doldurmak açısından.

    hiç kuşkum yok ki tatbikat sahnesi ankara için uzun zamandır ihtiyaç duyduğu bir can suyu oldu. umarım böyle devam eder.
  • ilham yazar yastık adam'ı devlet tiyatroları'nda yapmıştı, tatbikat sahnesi'nde marquis de sade ile neler yapabilir, bi düşünün. düşünemediniz di mi? o zaman gidin ve izleyin. söyleyeceklerim -şimdilik- bu kadar.