şükela:  tümü | bugün
  • bir zamanların* çocuk oyalamak için icat edilmiş oyunu. iki kişi karşılıklı durur, ellerini dizlerine, gögüslerine ve birbirine vurarak "tuz buz" derlerdi. öteki taraf da "buz tuz" demeliydi, bir tarafın aklı karışana kadar devam eden oyunun bitmesi ya da çocukların oyundan sıkılmasıyla yine yaramazlık başlardı. zavallı anneler onları durdurmak için yeni arayışlara* girişirlerdi.*
  • ikiden fazla kisi ile oynanacagi zaman herkese bir numara verilirdi. iki kere eller bacaklara vurulur, iki kere el cirpilir daha sonra iki kere parmak siklatilirdi. soyleme sirasi kimdeyse birinci parmak siklatmada kendi numarasini, ikincisinde baska birinin numarasini soylerdi ve sira, numarasini soyledigi kisiye gecerdi. yanlis yapanlar elenip iki kisi kalinca tuz-buz veya tencere-pencere kelimelerine gecilirdi. bu da boyle bir oyunumuzdu iste..
  • rakı;
    akdenizin yanan tuzundan toplayarak güneşi
    ve ellerim yakamoz kesiği
    iken oturmak..
    ileride bir yerde udun ya da aleksi zorbanın çaldığı santurun sesini dinlerken..
    güneyde,
    özlediğim kıyı şehrinde, günün tüm kekik kokularını çekmiş iken burnuma,
    damağıma yakışan yalnızca damla sakızlı yahut dallı rakıdır.
    sakiliği kime kalırsa ebe!

    şu hayatta yoksunluğunu her daim hissedeceğim iki şey var;
    buğusu yüzümü çizen bir kesme rakı bardağı ve sigara..
  • bu sonbaharda çıkacak olan cem adrian albümü. ayrıca içerisinde yine özledim gibi harika bir şarkı da bulunmaktadır.

    son birkaç albüm ismine ve içeriğine bakacak olursak, emir gibi bir albüm gelmeyecek. emir çok aşık bir albümdü ve nasıl yeni bir şey gelebilir bilemiyorum aslında.

    tuz buz da yalnızlık albümlerine eklenecek yani. zaten ne demişti cem adrian:
    "benim aşktan anladığım;
    taşla camı kırmaya çalışmak değil, camla taşı kırmaya çalışmak...
    işte tuz buz şarkılar bundan."
  • "benim aşktan anladığım;
    taşla camı kırmaya çalışmak değil, camla taşı kırmaya çalışmak...
    işte tuz buz şarkılar bundan."

    yukarıdaki bir yazarın bana hatırlatmış olduğu cem adrian sözü ile yazıya başlamak istedim. çünkü fazlasıyla anlam dolu.

    cem'i dinlemeye başlayalı yıllar oldu. çok zaman. ilk fazıl say sayesinde keşfedilen ince sesli adamı ilk başlarda hiç anlamazdım. ergen yıllar işte. zamanla, zamanın yaşattıklarınca anlamlanmaya başladı. sonra bir baktım aradan 9-10 yıl geçmiş. ergenlik platoniğimde de cem tutmuş elimden, hırs yapıp peşinde 2 senemi heba ettiğim kız için anlamsız üzülüşümde de cem tutmuş elimden, annem babam ayrıldığında da cem tutmuş elimden. hep elimden tutmuş ve hep kaldırmış beni cem. güçlü kalmayı öğretmiş. tanrıya inanmazken ''tanrı aslında sever hepimizi'' yi içime işlemiş. tanrı'nın elleri'ni hissettirmiş.

    -

    bu taştan hayatın içinde neden hep bu kadar hisli ve neden bu kadar kırılgan olduğumu düşünüp dururken. çok eskiden kendime derdim ki sen; karakterinin soğukluğuyla, kırılganlığınla, bir sarılmanın sıcaklığında çabucak yumuşamanla ve bazı konularda şanslı olup olmayışını bilmeyişinle ancak ve ancak bu evrende ''buz'' denilen maddeyi temsil ediyor olabilirsin. sonra aradan yıllar geçiyor ve cem bu albümü yapmaya karar veriyor; tuz, buz.

    -

    yine özledim.
    bu kez kapımı çalan; çabucak ellerimden kayıp gidecek veya senelerce belki sonsuza dek avuçlarımda kalacak olan bir şey. bu kez aşk. tamamen cem sayesinde tanışmakta olduğum o dünya'nın en ince bedeni ve ruhu hayatıma girmiş bulunmakta. onunla düşüncesiyle yatıp, onun düşüncesiyle kalkmak. yastıklara sıkı sıkı sarılmak, aradaki kilometreler nedeniyle ''özlemek'' çok özlemek, ''yine özlemek''. işte bu albüm resmen bir mesaj niteliğiyle geliyordu bana. lan nasıl! nasıl tutturdun sen? bu şarkının sözleri ona aktarmak istediğim tüm güzelliği ve tüm özlemi nasıl bu kadar içerebilir ki?

    *
    bir gün biri, değerse kalbine...
    ısınırsa o küçücük ellerin...
    inanırsan yine, yeryüzündeki cennete...
    tutunabilmeyi başarabilirsen, bir ele...

    içinden gelirse, bir şarkı söyle...
    kendin için, gülümse her güne...
    eğer ki olursa hep iyi hatırla...
    karanlıkta sana uzanan ellerimi, unutma...

    özledim, evet evet yine özledim...
    sen giderken, ben hep yağmurları dinledim...
    özledim, evet evet yine özledim...
    benden büyük bir aşkı, nerelere gizledim?

    özledim, evet evet yine özledim...
    ben üşürken uzakta, hep seni düşledim.
    özledim, evet yine özledim...
    koskocaman acıları, nerelere gizledim?

    bir bilsen...
    *

    bir gün biri değerse kalbine, değerse benim gibi değsin olur mu? çünkü ben kendi kırılganlığımı unutmadan sana daha ince değmeye çalıştım. ellerim, sana hiç kıyamayarak uzandı...
    ben ankaradan giderken, yağmurları dinleyen sendin. bu şarkı yine bir bütünlük durumuydu. bu şarkı duygularımızın düeti gibiydi.

    -
    seni seviyorum

    *
    en çok ben razıyım düşmeye
    en çok ben seninle
    hiç kimsenin çıkmadığı bir yerden dünyayı izlemeye
    en çok ben razıyım yanmaya
    en çok ben alev alev
    hiç kimsenin geçmediği bir ateşten adım adım yürümeye
    seni seviyorum,
    çok seviyorum
    bir kar tanesi gibi elinde yavaş yavaş eriyorum
    seni seviyorum hep çok seviyorum
    vurulmuş bir gemi gibi önünde ağır ağır batıyorum
    en çok ben razıyım düşmeye
    en çok ben seninle
    hiç kimsenin çıkmadığı bir yerden dünyayı izlemeye
    seni seviyorum,
    çok seviyorum
    bir kar tanesi gibi elinde yavaş yavaş eriyorum
    seni seviyorum hep çok seviyorum
    vurulmuş bir gemi gibi önünde ağır ağır batıyorum
    biliyorum ilk söyleyen hep kaybedermiş
    birileri söz verirken hep vazgeçermiş
    kelebeğin kanatlarına dokunmak gibiymiş
    oysa hep aşk mahvetmek demekmiş
    biliyorum ilk söyleyen hep kaybedermiş
    birileri söz verirken hep vazgeçermiş
    bi çocuğun yalanlarına inanmak gibiymiş
    oysa hep aşk kaybetmek demekmiş
    seni seviyorum,
    çok seviyorum
    bir kar tanesi gibi elinde yavaş yavaş eriyorum
    seni seviyorum hep çok seviyorum
    vurulmuş bir gemi gibi önünde ağır ağır batıyorum
    *

    onunla iyice özlemekten geberir durumlardayken bu şarkı 14 şubat hediyesi olarak karşımıza çıkıyor. tam olarak artık kendimi tutamayıp ona ''seni seviyorum'' diye haykırma isteğimin olduğu zamanlardayken çıkıyor. sözlerinde ''biliyorum ilk söyleyen hep kaybedermiş'' olmasına rağmen korka korka seviyorum diyorum sana. kilometreler sanki yok oluyor aramızdaki. seni çok özledim, yine özledim ve seni çok seviyorum ''kıymetli incim''.

    teaser versiyon olarak çok kısa kesitlerin paylaşıldığı ''tut elimi'' ve ''gidemem'' 'in etkileyiciğili zaten ayrı konular. onlara olan yorumlarımı albümü dinledikten sonra gireceğim analizli entrymde yapacağım.
    yine bir diğer teaser ve esas teaser olan ''tuz buz'' parçası.

    *
    tuz buz...
    tuz buz...
    kalbim tuz buz...
    tuz buz...
    artık yok olsanda,
    yokluğun bile aşktır bana.
    tuz buz...
    tuz buz...
    kalbim tuz buz...
    tuz buz...
    artık hiç olsanda.
    hiçliğim bile aşık sana... (bu kısımdaki ''hiçliğim'' mi, ''hiçliğin'' mi onu tam algılayamıyorum ama muhtemelen böyle.)
    *
    sanırım önce bir incelikle başlayıp, sonrasındaki kırılgan ayrılığı sezeceğimiz bir albüm olacak ve tuz, buz olan kalpleri hissettirecek.
    umarım bu çokca anlamlandırıp, benzettiğim benim hikayem ve bu albümün ilişkisi daha fazla devam edip, finalini albüm kadar tuzla buz olmuş şekilde yapmaz.

    ve okuyorsan...
    cem yine ne yaptın sen? tüm albümler yıllardır ruhuma işlerken sanki bu kez tamamen bir kişiye ait tüm duygularımı birleştirip bir albüm yapıyorsun. sanki bu albüm yıllar boyu onu her özlediğimde dinlemek, anmak veya onun için her gözümden süzülen damlayı silmek için var olacak. belki daha kimlerin hikayesi olacak yine. yine kimler ''gidemem, gidemem'' diyecek, kimler ''yine özledim'' diyor olacak ve kulaklarında çınlayacak tüm sözler. hepimiz kendi hikayemizin içinde kilitliysek eğer, bu albümün -buz-'u benim. belki de fazla anlam yüklüyorum ancak zaten bir anlam denizinin içinde yüzmüyor muyduk? yine benimle olacaksın cem, ne olursa yine kulağımda olacaksın. yine düşerken hayatın ellerinden yine tutmaya çalışacak gibisin. ''umut'' umut tekrar bizimle kalabilir ve tüm çatlaklarımıza sızmayı başarabilir umarım çocuk. yoksa; yapmam gereken şey ve yeri bileğimde kazılı.

    belki buradaki -buz- benim ama sen... ama sen asla ''tuz'' olamayacak kadar ince ve tatlısın mavi kalplim.

    ''eğer ki olursa hep iyi hatırla...
    karanlıkta sana uzanan ellerimi, unutma...''
  • cem adrian'ın çarşamba günü yayınlanacak olan yeni şarkısı. kasım ayında yayınlanacak olan albümünden.

    kaynak: https://www.instagram.com/p/bztyrlegxcl/

    aha da çıktı: https://www.youtube.com/watch?v=iadcsg4edog
  • cem adrian'ın yine "tuz buz" isimli albümünden bir şarkı.

    ilk defa yeni çıkmış olan bir cem adrian şarkısını heyecanla bekleyip, en sonunda yayınlanınca açıp, yarıda kapattım.

    yarıda kapatma sebebim ise bok gibi olması, kalitesinin düşmesi gibi eleştirel şeylerden değildi. ilk defa o karanlığı kaldıramayacağımı, henüz ilk dakikasındayken hissettim. elimi ve kendimi ne yapacağımı bilemez halde bulup, bir şekilde kapattım.
    tek yapabildiğim sigara içmek ve daha da sessiz bir yer aramak oldu.

    albümün bütünüyle satışa çıkınca alıp kenara koyacağım galiba, dinleyecek cesareti buluncaya kadar çekmecemdeki siyah kutumda, eski albümlerle kucak kucağa saklayacağım.

    bu albümle ilgili daha önce de ufaktan yazdım, konuştum, anlattım; beni parçalayacağını biliyorum, biliyordum.
  • soğuk bir sonbahar gecesinde dinleyicilerine sunulan cem adrian eseri.
    cem'in yeni hikayesinin, hikayenin adını da taşıyan bölümü.
  • "artık hiç olsam da, hiçliğim bile aşık sana..."