şükela:  tümü | bugün
  • ingmar bergman'ın "through a glass, darkly" ve "winter lights" isimli eserleriyle bir üçleme oluşturan başyapıtı. filmin konusunu özetleyelim:
    iki kızkardeş birbirini sevmemektedirler. küçük olanın çocuğuyla beraber gittikleri bir tatilden dönüşte, dilini bilmedikleri bir ülkenin otelinde 1 geceliğine konaklarlar. bu arada büyük olan ölümcül bir hastalıktan muzdariptir. olaylar gelişmez, zira hepsi bundan ibarettir.

    filmin ismini atmosferinden almış diyebiliriz, zira neredeyse hiçbir sahnede bozulmayan, aktörlerin en fazla fısıldayarak konuşmak suretiyle bozmaktan çekindikleri bir sessizlik hakimdir filme. bu sessizlik öyle bir atmosfer yaratır ki, filmi izlerken gürültü yapmamak için nefesinizi tuttuğunuz anlar olur. özellikle çocuğun otelde dolandığı sahnelerde bergman seyirciyi* resmen alıp çocukluğuna götürür, kendinizi koridorlarda elindeki oyuncak tabancasıyla dolaşan çocuğun yerinde bulur, o heyecanı paylaşırsınız.

    hayatım boyunca izlediğim en güzel filmlerden birisidir, belki birincisidir. düşününce bile insanın içini heyecanla dolduran filmlerdendir. yavaşlığı ve sessizliğiyle kimilerine iç sıkıntısı verme ihtimalini gözardı etmemek gerekir ama.
  • ayrıca nuri bilge ceylan'ın bir röportajında "sinemaya gözlerini açan film" olarak andığı bir film. izledikten sonra bilge ceylan'ın filmden ne kadar etkilendiğini görmemek mümkün değil..
  • bazı yapıtlar vardır ki isimlerine mecburlardır. bu filme de başka bir ad verilmiş olsaydı eğer kan uyuşmazlığı olurdu, bünye atardı kaba dokuyu içinden, geride "sessizlik" kalırdı. o gerilim izleyicinin de damarlarına sızıyor. hep birlikte tansiyonumuz çıkıyor...
  • (bkz: the silence)
  • ingmar bergman’ın en sevdiği iki kadın oyuncusunu (bkz: ingrid thulin), (bkz: gunnel lindblom) abla kardeş rolünde oynattığı nefis film. ingrid thulin’in canlandırdığı ester’in uyumadan önceki mastürbasyon sahnesi, çok hızlı olup bitmesi dışında öylesine gerçekçiydi ki, röntgenci gibi hissetmeme yol açtı. oldukça ciddi alkol problemi olan ester’in, uyandığında hipogliseminin bütün belirtilerini göstermesi de aç karnına içkinin dibine vurulan gecelerin soğuk terle uyandıran sabahlarını anımsattı.

    tystnaden, ingmar bergman’ı sevenlerin de sevmeyenlerin de niye öyle hissettiğini anlamamı sağladı.
  • yeterli butun bogucu atmosfer ogelerine sahip bir filmdir. dilini bilmedikleri bir yerde birbirini sevmeyen iki kiz kardes. birisi egosunu ararken birisi cinsel gudulerini doyurma yolunda araniyor. bir suru karakter ve hepsinin kendi icinde sorunlari catismalari mevcut. film sizi rahatsiz ediyor ama gayet basarili bir film.
    --- spoiler ---
    buyuk kiz kardes hayatinin belki en onemli dakikalarini yasadiktan sonra koridordan bi avuc cucenin gecmesi bile rahatsiz edici bir ironiye sahipti kanimca.
    --- spoiler ---
  • sessizlik'in ötesinde seçici bir ses kullanımı olan filmdir, mrna beyin tanımıyla "algıda seçicilik". öyle ki otel odasına dışarının hiçbir sesi girmemektedir, yalnızca tankların ve uçakların sesi girer. pencere açıldığında da sokağın tüm sesini değil karakterlerin dikkatlerini yoğunlaştırdıkları nesnelerin ve olayların seslerini duymaktayız. bütün film boyunca nelerin seslerin verildiğine ve neden bunların verildiğine dikkat etmekten, kafa yormaktan beynim patladı. gecenin birinde beni bu esere maruz bırakan mrna'dan allah razı olsun. lakin belirtmem gerekir ki izlediğim en zihin açıcı eserlerden biriydi.
  • sözlük olmasa ester'le anna'nın kardeş olduklarını çıkaramadığım film.
  • ester'in aklı, anna'nın bedeni simgelediği film.
    bütün bariz benzetmelerin yanısıra harika ironik detaylar barındırır.

    mesela anna'nın sekse olan düşkünlüğü açık bir şekilde işlendiği halde, seçimlerinden zevk almadığnı, bunu zevk almak için yapmadığını gözlemliyoruz.
    fakat sonrasında frijit, seksten tiksindiğini ima eden bir kadın olup, aynı anda mantığı temsil eden ester'in hastalığının da euphoria olduğunu öğreniyoruz. euphoria insanların kontrol dışı haz, mutluluk hissetmesiyle oluşuyır. (hatta bazı insanların cinsel haz alırken euphoria tecrübe ettiğini de okumuştum). sonuç olarak bedeni simgeleyen kadının çabalayarak alamadığı zevk ve mantığıyla yaşayan kadının tamamiyle beyninde yaşadığı euphoia bu karakterleri zıt yönlerden delliğe doğru sürüklüyor. aradaki nefretin nedeni de bu aslında. birbirlerinde sahip olamadıklarını görüp, kontrol edemedikleri kıskançlığın son raddeye gelmesiyle hastalığa dönüşmesi. okuduğum bazı forumlarda da rastladığım(ingmar bergman filmlerinde de sık sık acaba dedirten) "acaba ensest bir ilişki mi var?" sorusunun cevabı da aslında yine burdadır. ekranda ester'in anna'ya aşıkmışçasına yaklaşımı, kıskanması kesin bir sevgili uslubuyle ele alındğı halde, işin aslı esterin asla tamamiyle ulaşamadığı akıl-beden bütünlüğüne olan haseti, hastalığıdır.

    anna* ise, ester'in* ölmesini diler. çünkü ester ayaklı bir mantık abidesidir, çok iyi eğitim almış zeki bir kadındır. onun temsil ettiği şeyleri görmek anna'yı eksik hissettirir. haz alamamasının nedenini bilinçaltında buna bağlar. ester ise anna'nın vücuduyla bu kadar barışık olmasına, ondaki cinsel kimliğin güçlülüğüne tahammül edemez, ki ne zaman kızkardeşi odadan çıksa, onun birisiye sevişeceğini bilip yataklara düşer.

    fimin en güzel detayı da son sahnededir.
    bilinmeyen ülkede, bilinmeyen bir dilde gelişen olaylar neticsesinde yeğenine verdiği sözü tutan ester (tercümandır kendisi, yeğeni johan'a tatilde öğrendiği birkaç kelimenin anlamını yazmaya söz vermiştir), "yabancı dilde kelimeler" diye bir başlık altına sadece "ruh" kelimesini yazar. anlarız ki tek başına beden yada akıl... aslında birbirlerinden çok, ruha muhtaçtır. ruh ise ester ve anna'ya uzak bile değildir; yabancıdır.

    dilin ismi verilmeden "yabancı dilde kelimeler" olarak yazılması ise muhteşem bir detaydır. nacizane fikrimce...
  • enterasandir. film oysa tepeden tirnaga bir ithamdir. zira tanri 'sessizlik'le itham edilir. filmi hatiri sayilir yonetmenlerle calisan amerikali bir arkadasla izledik. bana donup,

    +hade bakim meczup, nedir bu tanrinin sessizligi, diye sordu
    -ona divine silence diyoruz yavrum dedim. kapak oldu, bu kapagi bir filminde kullanacakmi$.