şükela:  tümü | bugün
  • belki de ebedi bir, kölelik, kulluk...

    - nazlı yarim, sana karşı ubudiyet doluyum...
    - bilmediğim şeylerle dolma bana doğru... seks mi istiyosun, bu mu mesele ?
  • sevdalanma hali.
  • saygı belirtir bir teslimiyet halidir. abide kökünden gelir netekim. (arapça kelimenin kökü mü olurmuş, asıl kök bd)
  • delicesine bağlı, aşık olmak anlamında kullanılır.
  • "yonetene baglı olmak" anlamında da kullanılır.

    (bkz: kral)
    (bkz: padisah)
  • uydumculuk, biat.
  • ibadet= allah'ın emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmak.

    ubudiyet= aczini yani güç sahibi olmadığını(la havle ve la kuvvete illa billah); fakrini yani varlık sahibi olmadığını(la ilahe illallah) ve kusurunu(sübhanallah) bilmektir. bir kimse çok ibadet etse de, ubudiyeti olmadıkça marifet sahibi olamaz. bu anlamda kişinin kusurunu bilmesi, marifet alanında terakki etmesi için önşarttır.

    elbette işin gerçeğini bilmeden bu manalar kişide hâsıl olmayacaktır. o zaman bir örnekle açıklamaya çalışayım:

    elimizde bir ayna olduğunu ve güneşin de saf nurdan şuurlu bir varlık olduğunu farz edelim; çünkü nur canlı ve bilinçli bir varlıktır ve dahi bir tür melektir. nurdan bir şeyin aksi ve gölgesi dahi, maddi varlıkların aksine, aslı gibi yine canlı ve bilinçli olur. elimizdeki aynayı güneşe tutuyoruz. orada aynanın kabiliyetince bir güneş sureti oluşuyor. bu oluşan suret dahi canlı ve bilinçlidir ve güneşin özelliklerini taşır.

    güneş mutlak varlıktır; yani allah'a bir misaldir.

    ayna bedenimizdir,

    aynada oluşan güneşin sureti ise kendine ben ile işaret eden ve bilinçli birer varlık olan bizleriz. böylece bu noktada, allah'ın insanı kendi suretinde yaratmış olmasının da manasını çözmüş oluyoruz. kainatın diğer varlıklarında ise güneşi doğrudan yansıtacak kabiliyet yoktur. onlar ancak, kendi istidatları oranında, güneşin ışığının zımnen barındırdığı renkleri parça parça yansıtabilirler; bütünü yansıtamazlar. o renkler ise esma-i hüsna'dır, ilahi isimlerdir.

    dikkat edilirse, gölgelerin(akislerin) "asla" mutlak bir bağlılığı vardır. gölgelerdeki her değişim ve hareket gerçekte aslın hareketidir. ayndaki görüntü hareket ettiğinde, konuştuğunda gerçekte "asıl" konuşmuş ve hareket etmiştir.

    bu durumda biz bir bakımdan, o'nun aynısı olmuş oluyoruz; ama diğer bakımdan o'ndan başkayız. çünkü o asıl, biz gölgeyiz.

    işte bu noktada ubudiyetin gerekleri ortaya çıkmaktadır.

    biz aciziz; çünkü gölge varlığımızın gücü yok. tüm güç aslın elinde.

    biz fakiriz; çünkü gölge varlığımızın gerçek bir mevcudiyeti yok.

    biz kusurluyuz; çünkü kemal(olgunluk) mutlak manada o'nun ve kimseye pay vermemiş ve de işin aslı, pay alacak kimse de zaten yok.

    not: belki fark etmişsinizdir ama ben her ihtimale karşı yine de söyleyeyim: gözlerimizden bakan o....
  • sanırım, insanlara iyi davranmadığımız sürece (bizi sevmeyenlere de) tam olarak kulluk yapmış olamıyoruz. her işin başı insanlara karşı takındığımız tavırdan geliyor. hele edep... edepsizlik huzurdan kovulmaya sebep oluyor... siz siz olun, karşınızdaki kişiye allah için hep iyi davranın, hep saygı gösterin. karışımızdaki her kişi bir sınav bizim için aslında... o sınavdan kalınırsa neticeleri çok ağır olabilir, herkese sabredip, itiraz etmeden davranmak kulluğu açığa çıkarıyor, bu kişi şikayet de etmemiş oluyor hem... doğrusunu allah bilir.