şükela:  tümü | bugün soru sor
  • futboldan az çok anlayan herkesin hak vereceği önerme.

    bu takımlar türk futboluna ne katmış ? altyapılarından kaç tane dünya çapında futbolcu yetiştirmiş veya genç yaşta alıp parlatmışlar ?

    avrupa'da ne başarıları var ? eyvallah gs bir ara uefa kupası, süper kupa almış ama onun da devamı gelmemiş. bu üç büyük(!) takımın avrupa başarılarını toplasan toplasan bir parma kadar etmiyor. bakın milan, liverpool, bayern falan da demiyorum parma ya. elin orta sınıf italyan takımı başarı konusunda bizim üç büyükleri üst üste koyup tokatlıyor. isterseniz parma yerine sevilla, marsilya falan koyun bir şey değişmez.

    elin avrupalısının büyük takım anlayışı barcelona, juventus, ajax, porto gibi gerçekten her anlamda dünya devi takımlar. hepsinin tarihi başarılarla dolu, yetiştirdikleri dünya çapında futbolcularla milli takımlarına bir ton başarı kazandırmışlar. bizde de fenerbahçe, beşiktaş, galatasaray gibi üçünü toplasan bir ajax etmeyecek dandik takımlara büyük deniyor. kim olm bunlar, edirne'den ötede kim sikliyor bu takımları ?
  • katıldığım tespit. büyük takım olmak ffp bizi sikmez inş deyip uefa’ya rapor vermekse, sattığın kadar al yoksa seneye avrupa kupalarını unut denilmesine razı gelmekse, futbolcu maaşlarını yüksek yüksek tutup sonra da geç ödemekse sizin ben aq, hepinizin. kendisini dev aynasında gören 3 kulüp ve onların mahalle yanarken saçına bakım yaptıran başkanları. hepsi de kendi işlerini kulüp üzerinden yürüten, reklamını kulüpleri üzerinden yapan zengin iş adamları olmasına ne demeli?

    değiliz büyük kulüp falan. ffp uyarısı almışken ve ne yapmaması gerektiğini çok iyi bilirken hala kulüplerini uefa cezası ile karşı karşıya bırakan hepsinin canı cehenneme. geçen sene düşen sunderland’in yayın geliri ancak şampiyon beşiktaş’ın yayın geliri ile denk düşebiliyorsa kim diyebilir bu ligde büyük bi takım var diye?

    kandırmayalım kendimizi. mantığın aldığı büyük kulüp yok burada, gönüllerin büyüğü, şampiyonu var sadece.
  • üç büyük kulüp o kadar da büyük değil eyvallah haklısın da. anadolu kulüpleri de şu lig için kale önüne otobüs çekmekten başka bir iş kıvırsınlar be kardeşim. biraz futbol oynamaya çalışsınlar, o kadar da büyük olmayan bu üç takımdan korkmasınlar anasını satayım.

    artık doksan dakikalık maçın son yirmi dakikasını yerde kıvranarak geçirmesinler mesela.

    üç büyüklerin o kadar da büyük olmamasının nedeni türk futboludur. işin içine türk futbolunu sokarsan da tüm kulüpleri sokarsın.
  • sikimsonik topçuları havalanında karşılayan omuzlayan taraftar olduğu sürece hayaldir büyük olmak.
  • 7 numaralı forma giyen ronaldo'nun aslında antalyalı olmaması.
  • bu ülkede hangi iş kolunda edirne'den dışarı çıkıldığında adını sanını öyle duyuran büyük kuruluş var ki futbol takımları büyük olsun.
  • küçük elma sepetindeki büyük elmalar.
  • bu 3 büyük avrupa'nın değil ülkemizin 3 büyüğüdür. hatta bence 4 büyüktür. ne kadar kupamızı verin diyen ergenleri görmek istemesek de fırtına olduğu dönemlerde trabzonspor adeta tek büyük kıvamına gelmişti.
    avrupa'nın 3 büyüğü real madrid, milan, barselona, juve olabilir.
    city, chelsea filan olamaz. biz avrupa'nın başaltı büyükleri dahi olamayız. onlar sevilla, inter, arsenal filan olur.
    ama ülkenin en büyük 3 takımı bunlar. büyüklük kriterim çok;
    bugün ülkeye inter gelince lan acaba kaybeder miyim endişesi yaşıyorsa yeterlidir.
    taraftarı iyi günde kötü günde bırakmıyorsa yeterlidir.
    şehrin çehresini değiştiriyorsa gündem oluyorsa yeterlidir.
    futbolcular orada oynamaya can atıyorsa yeterlidir.
  • konu hakkında çok zaman önce yazılmış bir yazı,

    ***

    her takım, kendi taraftarı için büyüktür...

    ingiltere liglerinde geçtiğimiz hafta oynanan maçların izlenme oranlarına göz atıyorum. premier ligde manchester city’nin, portsmouth’u altı golle geçtiği maçta, taraftar sayısı 40,238. kuzey londra’nın white hart lane stadında, tottenham’ın wigan athletic’i ağırladığı maçta tribünlerde 35,808, ülkenin kuzeyinde, sunderland’ın middlesbrough’yu iki golle geçtiği maçta 38,388.taraftar.

    alt liglerde de durum pek farklı değil;

    premier’in bir alt ligi championship’de, norwich’in carrow road stadında, ev sahibi takımın sheffield united ile oynadığı maçı izleyenlerin sayısı 24,175. geçen sezon premier ligden düşen derby county ile cardiff city mücadelesinde 28,007.

    bir alt ligde, league one’da (üçüncü lig), millwall - cheltenham maçında 8009 taraftar.

    yukarda saydığım takımların ortak özellikleri, türk’ün tanımıyla, ‘küçük takım’ olmaları. hiç şampiyon olamamış, şampiyonlar ligine katılamamış, formasına üç beş yıldız takamamış, vs vs. oysa ikinci ligde oynayan leeds united’in kombine biletli taraftar sayısı, beşiktaş ve galatasaray’ın toplamından daha fazla. üstelik mazisi de üçünden de eski. işler kötüye gidince, istanbulluların tribünlerin nasıl boşaldığını daha önceleri izledik, peki ya leeds’in durumunda olsalar, tribün manzaraları nasıl olurdu acaba?

    ıkinci ligde mücadele eden derby county’nin kombine biletli taraftar sayısı 23,500. ıpswich town’nun 15,000, wolverhampton wanderers’ın 17,000.

    oysa bizde taraftarlık, televizyon ekranları karşısında. o yüzden, birinin 25 milyon, diğerinin bilmem kaç milyon taraftarı, garip durum dışardan bakınca...

    ***

    ‘üç büyükler’ edebiyatı türk futbolunun kronik hastalığı. türk’ün türk’e propagandası. peki onlar ‘büyük’ ise diğerleri ne oluyor merak ederim. sonu ta en başından belli kötü bir filmin ucuz figüranları mı yoksa?

    leblebi, çekirdeki mi, zengin sofrasının çerezleri mi yoksa ?

    olsalar da olur, olmasalarda mı yoksa ?

    üç büyükler!. bu nasıl büyüklükse. çok eskiden beri avrupa sahalarında yaşanan hüsranları düşününce. oysa büyük dediğin, büyük olmalı büyükler arenasında. arsenal’ın, emirates stadında maç başına geliri 3 milyon sterlin civarında, kombine biletli taraftar sayısı 40,000, kombine için bekleme sırası ortalama sekiz sene. manchester united’ın 56,000. barcelona’nın kombine biletli taraftar sayısı 90,000.

    ve gerçek büyüklerin başarıları ortada.

    ya bizim büyükler! mesela beşiktaş, büyüklüğü, dünya futbolunun neresindedir ki? hatırlayın, geçtiğimiz sezon şampiyonlar liginde. liverpool’un anfield stadında. kop tribününden yükselen (can we play you every week!) ‘her hafta sizinle oynayabilir miyiz” tezahüratı hala kulaklarımda. avrupa arenalarında en ufak başarısı olmayan bir takımın, büyüklüğüne bizden başka kimsenin inanmadığı gerçeği bir kez daha.

    üç büyükler! şampiyonlar ligi tarihinde, gurup maçlarında sıfır puan çekerek ilginç bir rekora imza atan fenerbahçe. her sezon har vurup harman savurduğu onca paraya rağmen, tarihinde yalnız bir kez, o da geçen sezon şampiyonlar ligi gurubundan çıkmayı başarabilmiş. bütçe olarak ülke takımlarının hayli üstünde, ama ya sportif başarı. ne uefa’da, ne şampiyonlar liginde…

    ve gelelim geçen sezonun şampiyonuna. 165 milyon dolar borç ile ülkenin en üst liginde mücadele etmesine izin verilen, kendi liginde şampiyon olduğu halde ön eleme oynamış, üstelik pek vasat bir takıma elenmiş galatasaray. bir kez uefa kupasını kazanmış, ama sonrasında avrupa arenalarında sürekli hüsranlarda. hala eli yüzü düzgün bir stadı bile olmayan, üstelik borç batağında.

    sarı kırmızılı takım ingiltere liginde oynasaydı, eksi kaç puanda başlardı acaba. 1904 senesinde kurulmuş, mazisi üç istanbullu’dan eski günümuzde league one’da mücadele eden ve bütçesinde ki açık yüzünden küme düştüğü sezon 10, bir sonraki sezon 15 puanı silinen leeds united taraftarlarına sormak gerekir sanırım bu soruyu.

    ve tabi, 2008-2009 sezonunun başında, yine borç yüzünden 30 puanı silinen luton town’u unutmadan.

    ***

    ilginç bir istatistik, rekabet yoksunu ligimize dair. türkcell süper liginde bu sezon anadolu takımlarının, üç istanbul takımı ile oynadıkları karşılaşmalarda macı 11 kişi tamamlamayı başarmakta zorlandıkları gerçeği. istanbul takımlarının bu sezon yaptığı ilk 12 maçta, rakip takımlardan 8 futbolcu kırmızı kartla oyun dışı kalmış olması. oynanan 12 karşılaşmada sadece fenerbahçeli futbolcu volkan demirel’in kırmızı kart görmesi. şasırmamak gerek, zira bizim futbolumuzda sistem çoğunluğun mutlu olması adına. koskoca bir ülkeyi yalnızca bir şehirden ibaret sayınca, futbol denilen güzelim oyunu iki,. bilemedin üç takıma endekslemek de kaçınılmaz oluyor nasılsa.

    üç kişilik paranoyak bir aşk masalı türk futbolu. her sezon ayni teranenin içinde, ayni tek düzeliğin içinde yuvarlanıp gittiğimiz. ta en başından sürekli ‘üç büyük’ edebiyatı ile yoğrulan, tüm yaşamlarında taraftarı oldukları takımın stadını dünya gözü ile bir kez bile göremeyenlerin diyarında.

    yenenin değil, yenilenin sürekli konuşulduğu pek vasat bir lig bizimkisi. sevimsiz ve adaletsiz. futbol programlarında sürekli sadece üç takımın tartışıldığı. yine çoğunluğun ilgisini çekme adına. o yüzden yense de yenilse de, hep baş köşede üç istanbullu. gazetelerin spor sayfalarında, televizyon programlarında. haliyle neredeyse her doğan çocuk istanbullu ‘güzel ve yalnız’ ülkemde.

    malum, çocuk ne görürse onunla büyür bu yaşamda..

    bilir misiniz, son yıllarda ingiltere futbolunda dört takım zirve yarışını parsellemiş olsa da, son 25 senede 7 takım kaldırmıştır şampiyonluk kupasını. futbol liginin kurulmasından bu yana, 28 takım şampiyonluk yaşamıştır. ingiltere ikinci liginin (championship) izlenme oranı bizim ‘kurşunlu’ süper ligimize fark attığı da meselenin diğer bir boyutudur…

    ***

    turk futbolu, haksız rekabet üzerine kurulu, ‘üç büyükler’ edebiyatında eriyip gitmekte. ama hangi büyük? sahada oynanan futbolun kalitesi ortada. har vurup harman savurdukları onca paraya rağmen avrupa arenalarında aldıkları sonuçlar da.

    adalet, eşitlik ve rekabetten yoksun, kurulduğundan beri yalnızca 4 şampiyon çıkarabilmiş. üçlü oligarşinin bir heyula misali üzerine çöktüğü. filler tepişirken, karıncaların hep ezildiği.

    hemen her avrupa macerasında tepetaklak çöplüğümüze döndüğümüz…

    nacizane düşüncem, takımın küçüğü büyüğü olmadığıdır. her takım, kendi taraftarı için büyüktür. ‘hangi takımı tutuyorsun?’ sorusuna verilecek cevap mutlaka üç takımdan biri olmamalıdır. futbolun beşiğini örnek almak gerekir. ve diğer kaliteli ligleri. türk futbolunu yeni seslere, yeni renklere, heyecanlara ihtiyacı vardır.

    nihat kahveci’nin forma giydiği villareal, 49,045 (2007 sayımı) nüfuslu küçük bir kasabanın takımıdır. maçlarını 25,000 kapasiteli madrigal stadında oynar.

    ve yine hatırlatmakta yarar vardır;

    ‘üç büyükler’ edebiyatı, türk’ün türk’e masalıdır…

    yoksa siz hala inanıyor musunuz bu masala?