şükela:  tümü | bugün
  • orhan kemalin** romani.
    ayrica (bkz: uckagitci)*.
  • 1981 yapımı, kemal sunal, ali şen, turgut özatay ve renan fosforoğlu'nun başrolde oldukları natuk baytan filmi.

    edit: düzeltme için petekdoku'ya teşekkürler.
  • andrew dewis 'in steal big steal little filminin tükçe ismi.
  • kişinin karakter özelliğine dair olmak üzere yapılan, lâkin son zamanlarda dilimizden çıkmak üzere olan bir sıfatlandırmadır.

    bir vakitler, henüz türkiye'mizde enseye tokat göte parmak ilişkiler yokken, halk olarak çok az kullanırdık bu sıfatlandırmayı. o sıralar aramızda pek üç kağıtçı olmadığından olsa gerek, o dönemde yayınlandığı vakit yaptığı entrikalarla hepimizin elini ağzına götürüp "abovvvv" diyerek seyrettiğimiz dallas dizisinin jr tiplemesi için kullanacak kadar yabancıydık bu deyişe mesela. çünkü o vakitlerde bir söz verdiysek, o söz senet yerine geçerdi.* hayatımızda görüp görebileceğimiz en dolandırıcı karakter de -henüz- o dizideki jr efendi idi. hepimiz bu adama sinir olur, "pis üç kağıtçı!" diyerek yaptığı her bir davranışı şaşırarak, hatta şaşkınlıktan ağzımız açık kalarak izlerdik. dolayısıyla o vakitler bizde üç kağıtçı sayılan tipler, gerçekten sokaklarda "bul karayı, al parayı" cinsi oyunlar düzenleyen geniş paça pantolon giyip, pala bıyık uzatan adamlardı. sonra zaman geçti, devran döndü; daha sık kullanır olduk bu lafı. hem de apartman komşumuz için, iş arkadaşımız için, en yakın dostumuz, arkadaşımız için kullanmaya başladık. derken alıştık buna. üç kağıtçılığa, dolandırıcılığa alıştık. ve buna o kadar alıştık ki, üç kağıtçılık her birimizin karakter özelliği gibi yapışkan bir şey haline geldiğinden kişilerin ayırt edici, kötü bir özelliği olmaktan çıkıp, doğal-normal bir karakter özelliği gibi benimsenmeye başladı tarafımızdan. işte o nedenlerledir ki, kişileri ayırt etmede kullandığımız bir sıfat olmaktan çıktığı içindir ki; artık çok az kullanıyoruz bu tanımlamayı. bu deyiş sözcük hafızamızdan silindi neredeyse. pek az insan, pek az insanı tanımlarken bu sıfatlandırmayı yapıyor artık. tabiidir ve ne yazıktır ki bu, toplum olarak ahlâk yapımızın düzelmesinden kaynaklanan bir güzelleşme değil. toplum olarak topumuzun ve her birimizin bir şekilde üç kağıtçılıktan nasibini alması ve hatta bu sıfatlandırmayı üzerimize almayı da pek güzel ve rahat bir şekilde kabullenmemizden. alavere dalavere çevirmeye yatkınlaşan yapımız, o jr'ı geride bırakacak derecede tütsülendi artık bir kere. "gelişmiş" birer modern çağ insanı olduğumuzdan; kazık yiye yiye kazık atmaya alışıp, bunu doğal ve olağan bir şey saydığımızdan farkında olmadan üç kağıtçı da olduk. nereden mi biliyorum? sürekli alış veriş yaptığım bakkalım demin bana kazık atmaya çalıştı da, oradan biliyorum. sözlerimi ne yazık ki bu da böyle bir anımdır diyerek bitiriyorum. demirbank tarihin 17 ocak 2005 olduğunu da söylemiyor artık radyoda.
  • natuk baytan ve kemal sunal işbirliğinin en güzel örneklerinden biridir.filmde bir çok komik sahne ve sosyal içerikli mesaj vardır,tabii anlayana.

    filmin en komik sahnelerinden biride şöyledir:satılmış ağa,rıfkı'yla girdiği iddiayı kaybeder tüm altınlarını köylüye dağıtmak zorunda kalır.kahvede tüm köylü toplanır.satılmış ağa elleri titreyerek altınlarını sırayla köylüye dağıtır.en son sırada satılmış ağa'yla işbirliği yapan sabri amca vardır.ona gelince rıfkı müdahale eder.gözleri şaşı olan sabri amca şaşkınlık içinde rıfkı'ya bakarken rıfkı lafı patlatır:''sabri amca'ya altın verme satılmış ağa,baksana zaten gözleri bir ömre bedel''
  • rıfkı'ın şu gün şu saatte ölüyorum diyip, ölüm saati yaklaşınca herkesin geri sayıma başlaması; geri sayım biterken rıfkı'ın yavaştan koltuktan aşağıya kayıp "allahaısmarladık" diyip aşağıya düşmesi ve akabinde ölmemesi sanırım filmi özetlemiş, olayı bitirmiştir.
  • güzel bir kemal sunal filmi. ilginç bir sahne vardır filmde. rıfkı belediye başkanı seçildiktem sonra kötü karakteri canlandıran ali şen belediyenin çaycısına romatizma ilaçı verir ve bunu günde üç kere kemal sunal'a içirmesini söyler. sonunda kemal sunal çaycıya tesekkur eder ilaçları içtiğinden habersizce. ihlamurun ona iyi geldiğini söyler. bunun üzerinide çaycı ihlamurun iyiliğinden falan bahseder "başkanım ihlamur her derde devadır" diye. buraya kadar herşey normal görünüyor ama dikkatli bakıldığında çaycı her seferinde ilaçı çaya koyuyor karıştırıyor ve yine her seferinde ihlamur götütüp veriyor. ne gariptir ki gözden kaçmış ama önemli bir ayrıntıdır.
  • filmin son sahnelerindeki geri sayimda neredeyse hic bir dublaj goruntuyle uyusmaz, cesitli kisiler goruntude "oonn, on bees dokuuuz" diye sayarken dublajda " beees, dooort" gibi alakasiz sekilde gider. yine son bolumde hoperlorden olmedigini aciklayan rifki'ya sabri amca(bkz: nizam erguden) muhtesem bir cevap verir;

    rifki: sayin vatandaslarim sizden ozur dilerim, ben olmedim.

    sabri amca: niye olmedin teres?

    hoperlorden konusan kisiye duyamayacagi kadar uzaktan cevap vererek "zeki muren de bizi gorecek mi?" sorunsalina kendince dahil olan sabri amcanin, bu replikteki seslendirmesi muhtesemdir. cok icten kurar bu cumleyi cunku hevesi kursaginda kalmistir.

    ayrica rifki'nin olecegini ogrendikten sonra kendince kotuluk etmeye calismasi ama her kotuluk etmeye calistikca birilerini iyilestirmesi tipik bir natuk baytan filmi ogesidir. hatta filmin tamami "oha dedirtecek tesadufler" uzerine kuruludur. herseyin otesinde turk filmi meraklilarinin dagarcigina "niye olmedin teres?", "niye x teres?" kalibini sokarak gundelik hayatimizda yer eden bir film olmustur.
  • doğallığı ve köydeki sıcak görüntüleriyle en sevdiğim kemal sunal filmlerinden biri olmasına rağmen eşeği tıraş etme sahnesindeki yavanlık beni her zaman rahatsız etmiştir.