şükela:  tümü | bugün
  • kırmızı,mavi,yeşil - fiziğin ana renkleri
  • ayşe teyzenin, fatma yengenin ve osman amcanın oturduğu binanın karşısında, herkesin herşeyin üç renk olduğu bir mekandaydık; turuncu, mor ve turkuaz... turuncu pencereden esen rüzgar, o'nun siyahlıktan bir nebze olsun ödün vermeyen saçlarını savururken ben sadece gözlerindeki turuncu ışık yansımalarını görüyordum...

    etraf, babanın yüzüne "pufff" diye üflenen sigara dumanının turuncu pusuyla kaplıydı ve çevremizde bir sınıf dolusu insanın dışarı bakan gürültüsü dönüyordu... ıçeri giren herkese "18 yaşından küçükler giremez" deniyordu. ben sadece o'nun sesini duyuyordum oysa ki...

    sisi ters okuyarak gidilebilecek bir bar ve iki arkadaştı önceki günün konusu... şu ansa sadece iki kişilikti, arkayı dörtlemek gibi bir şansımız yoktu. muavin iki kadeh kırmızı olmayan -beyaz hiç olmayan; çünkü herşey üç renk, şaraplarımızı getirmişti ve yeni bir paketten yakılmıştı hayatta ilk içilen lise sigaraları...

    beyaz renkten sayılmamıştı bu yerde, ne sigaranın kağıdı ne de giyilen gömleklerin düğmeleri beyazdı... gömlekler, doğumgünü kutlamak için gidilen, ilk lise yıllarının barlarının ışığında mor'ca parlıyordu ve zaman sa turkuaz'dı... turkuaz'ın akıcılığı ile geçip gidiyordu. zaman ilerledikçe; turkuaz, bir kum saatinin içinde tane tane dökülürken, büyükanne pencerede torununun yolunu gözlemek için yerini alıyordu... oysa ki elindeki iki valizle sadece "şöyle bir bakmak için" uğramıştı...

    ıstanbul, iki sene boyunca evlenilmeyecek bir yerdi, oysa ki bazı şehirlerde hemen evlenmek gerekiyordu... zaman, ızmir'i ıstanbul geçmişti... oysa konuşulacak çok şey, tartışılacak çok renk vardı. ama burada sadece üç renkte konuşmuştuk ve birer kadeh şarap -ben ikinciyi de içtim, içmiştik..

    lisenin son gün son zili çalmıştı, artık evlere gidilmeliydi. daha sonra tekrar görüşülecekti. üç rengin dışında her şey soğumaya başlamıştı. eve giderken üşürse diye hırkamı alabilirdi... üşümediğini söylemişti. zaten eve turuncu otobüsün mor olmayan, rahatsız edici koltuklarında ve rengi hiç bir zaman turkuaz olamayacak yıldızların altında gidilecekti.

    ayrılırken bir yaprak, hafifçe tutunduğu dalından yavaşça kayarak ve havada hafif kavisler yaparak düştü... aynı yaprak cüzdanından çıkardığı parayı turuncu otobüsün muavinine uzattı ve ağaç rüzgara karşı koyar bir edayla doğrularak yaprağı kopan dalını salladı... otobüsün içinde mor bir ışık yanıyordu ve arka planda çalan fon müziği turkuaz'dı...
  • (bkz: rgb)
  • resimde ana renklerdir (kırmızı-mavi-sarı)
  • kadıköyde bir türkü barın adı.
  • (bkz: sarı/@sirkencubin)
    (bkz: mavi/@sirkencubin)
    (bkz: yeşil/@sirkencubin)

    sirkencubin pir'miz kendini ışınladı. cismi gitti ismi kalsın, diye silmedim. "sarı" başlığına yazdığı entry sözlükteki en edebî entry idi.
  • rize'de dizayn edilmiş, üç farklı ürünü tek elbiseye sığdırmış elbiseye verilmiş isim. ilginç bir aksiyon filmi ile de tanıtılmış:

    http://www.webolay.com/…e-uc-renk-kiyafet-tanitimi/