şükela:  tümü | bugün
1132 entry daha
  • milas’tan sabiha’ya uçacağım uçaktayız, uçağın kalkmasını bekliyoruz üç beş dakika kalmış. kulağımda kulaklık müzik dinliyorum derken uçak kalktı ama farkındayım yanımdaki bey rahatsız bişeylerden derken hostesi çağırma butonuna bastı ve uçak kalkarken telefonu kapatmıyor diye beni şikayet etti. ya iyi hoş ta dayı aramızda 5 cm yok niye bana söylemiyorsun. (bkz: moron)
  • özellikle asya ülkelerine yaptığım uçuşlarda yanımda oturan adamın pis olması, pis kokması, şappur şuppur yemesi içmesi, sürekli bir şeyleri devirmesi, zırt pırt kalkıp iki sıra öndekilerle muhabebte gitmesi ya da oturduğu yerden bağıra çağıra oraya muhabbet etmesi, 15 dakikada bir tuvalete kalkması.

    ama business öyle mi canına yandığım. onda da sıcak havlunun esprisini çözemedim henüz.
  • içki içip kafayı bulan insanlar. biz de içiyoruz ama insan gibi içiyoruz.
    üç buçuk saat süren bir yolculuk sırasında, önümüzdeki arkadaş grubunun bitmek bilmeyen kahkahaları, konuşmalari tüm yolcuları bezdirmişti.
  • dirseklerini ve bacaklarını nereye koyması gerektiğini bilmeyen tipler.

    kardeşlerim, ağabeylerim, ablalarım, dünya'nın dört bir tarafında kabul görmüş bir kural vardır; cam kenarında oturan cam kenarına sahiptir, koridorda oturan koridora sahiptir dolayısıyla ortadaki de kolluklara sahiptir.

    yok ama, bizim milletimiz vallahi bilmiyor bunu. her yolculukta uyarmaktan dilimde tüy bitti. önce dirseğimi koyuyorum, değiyor, ona rağmen çekmiyor. ondan sonra terlemeye başlıyor, yine çekmiyor, sonra kulaklığımı çıkartıp uyarmak durumunda kalıyorum. bir de cam kenarında çapraz oturup babasının evindeymişçesine yayılanlar var ki, tokat manyağı yapmak istiyorum.

    keza bacaklar için de aynısı geçerli. kardeşim o bacaklar öndeki koltuğun çizgisinin dışına çıkmamalı. ama uzun boy falan? ben de gayet 185 boyundayım ve pegasus'tan, anadolujet'e kadar hepsine gayet rahat sığıyorum. yani o da yalan.
  • kış mevsiminde uçmak. havalanırken, havalandığınızda, gökyüzünde oluşan şimşek ve gök gürültüsünü iliklerinize kadar hissetmek. ve bu durumu uçağa ilk kez bindiğinizde yaşamanız. dahası bu ilk yolculuğu tek başınıza çocuk yaşta yapmanız. kabin ekibi beni sakinleştirebilmek ve korkumu yenmem için türlü şaklabanlık hareketler sergilemesi beni thy'ye aşkla bağlamıştı.
  • bebegin aglamasi.
  • uçaktayım. yanımdaki teyze soruyor: “sen de mi enteb’e gediyng?” teyze, diyorum, antep uçağındayız ya ikimiz de, başka nereye gideceğim? "ne biliym" diyor, "demek sen de enteb'e..." bir yandan kolçak kavgası veriyoruz teyzeyle. ben esasen kolçağı eşit paylaşma taraftarıyım; ama teyze, bu oyunu bir tür "winner takes all" oyununa çevirmek istiyor. bu dirsek metro turizm’den idmanlı, yaman bir dirsek... ben “tövbe estağfurullah” çekerken uçak kalkışa geçiyor. gece tepeden bakınca ankara bile fena görünmüyor gözüme. kulaklığı takıyorum. teyze bana sesleniyor. duymazdan geliyorum. tekrar deniyor, oralı değilim. kulaklık kullandığı için duymuyor herhalde deyip vazgeçer diye bekliyorum. vazgeçmiyor. dirseğiyle kolumu delerken bana pencereden dışarıyı gösterip büyük bir merakla soruyor: “ankara mı bu?”
  • kulakların tecavüze uğraması.
  • istanbul - konya uçağında, yanımdaki adamın "hemşehrim yolculuk nereye?" diye sorması. otobüs mü bu? uçak konya'ya gidiyor işte.
  • cama kafayı yaslamış uyumak üzereyken yandakilerin dışarıyı izlemek için resmen üzerinize yatması
1 entry daha