şükela:  tümü | bugün
50 entry daha
  • 9 sezon fenerbahçe'de 4 sezon da istanbulspor'da olmak üzere toplam 13 yıl türkiye'de futbol oynamıştır. bildiğim kadarıyla türkiye'de en uzun süre forma giyen yabancı futbolcudur. gerçi yabancı futbolcu diyerek haksızlık etmeyelim kendisinin bir adı da deniz uygar'dır. bu arada zebellah gibi adama deniz ismini kim uygun gördü, o da ayrı bir merak konusu.

    uche deyince birçoğumuzun aklına jes hogh, ebru gündeş'le oynadığı klip ya da rambo'nun sahaya girip ona sarılması gelse de onunla ilgili en unutulmaz kare beşiktaş maçında ayağının kırıldığı andır. ayağı, çoğumuzun bakamayacağı kadar feci bir şekilde kırılmış olmasına rağmen uche her zamanki rahat ve soğukkanlı tavrıyla bir yandan sakızını çiğnemeye devam ederken, kenara da ben kalkamıyorum, size zahmet beni değiştiriverin anlamında bir işaret yapmıştı. o kadar rahat görünüyordu ki, sağlık görevlileri hemen gelmese tek ayağının üzerinde sekerek kenara gelecek diye korkuştum.
  • "uche soğan sarımsak çok seviyo, sonra sakız çiğniyo ama koku gitmiyo." repliğiyle hafızalara kazınmış bi isim. oynadığı reklamda sarımsak yedikten sonra bi boruya üflüyodu, borunun diğer ucundaki kadın da nefesini sakızdan önce ve sonra değerlendiriyodu. talihsiz bi kadındı o da.
  • kendisini -benim gibi- özleyenler için gelsin:

    http://www.ligtv.com.tr/…et_resim_15927_uche001.jpg
  • ola ki karşı karşıya gelsek elini sıkmaktan korkacağım bir adam.
    orta asya'nın ücra köşesinde danimarkalı bir şirket için çalışıyorum, hani neredeyse tamamı danimarkalı ve rus olan çalışanlarla aramızda baya bir futbol muhabbeti dönüyor diyebilirim. özellikle högh, nielsen gibi isimlerden ötürü zaman zaman fenerbahçe muhabbeti yapmıyor değiliz, zaten kopenhaglı direktörüm çocuklarını türkiye'de doğurtmuş deli bir fenerbahçeli. ne alaka bilemiyorum... en azından durumdan memnunum.

    neyse, direktörümün en yakın arkadaşlarından biri -ki adını veremeyeceğim- zamanında uche ile aynı dönemde brondby forması giymiş eski bir futbolcudur. kendisi zaman zaman kazakistan'a geldiğinde yemeğe çıkılır, tüm anıları dinlenir. bu anılardan en unutalmazı ise brondby takımının soyunma odasında nasıl soğuk rüzgarlar estiği üzerinedir.

    bir maç sonrası duş almak için hazırlanan oyuncular uche'nin takımlarıyla yüz yüze kalır ve bu efsaneyi tüm danimarka'ya yayarlar.
    bizim elemanın söylediğine göre bugüne kadar sayısız kulüpte sayısız oyuncunun takımlarıyla deplasmanda aynı duş ve odayı paylaşmak durumunda kalsa da asla uche'ninki gibi ayrı pasaport taşıması gerektiğine inandığı bir takıma denk gelmemiş.

    duyduğuma göre uche'nin takımları pasaportuna çocuklar kısmında ayrıca işlenmeliymiş.

    edit: atip tutma meselesine gelirsek... baska bir is firsatindan oturu turkiye'ye geri donus yaptim ancak hikayedeki karakterlerle olan iliskim devam ediyor. uche'nin takimlarina olan bu ilgi zamanla mitlesmis ve cesitli hikayelere konu olmus olabilir ancak bu entrydeki hikaye brondbyli takim arkasi tarafindan bizzat anlatilmistir. evet, buyukmus amk. en az edebi boyle anlatiliyor.
  • inanılması zor ama ilk golün sahibi kişidir.

    http://www.youtube.com/…zei1vm8ceaq&feature=related
  • şimdi çıkıp gelse fenerbahçe defansını toparlar, iddia ediyorum. hiçbirşey yapmasın sahada dursun yeter. sahada onun kadar kendine güvenli şekilde duran oyuncu göremedim açıkçası... kulübün* ve ülkesinin* efsane futbolcularından biridir okechukwu uche, nam-ı diğer deniz uygar.
  • benim için fenerbahçe'ye gelmiş en iyi yabancıdır.
  • ülkede daha yeni yeni palazlanan "siyahi futbolcu transferi" akımının en başarılısıydı. evet, o zamanlar gelen siyahi futbolculara göre daha kariyerliydi, çok daha iyi futbolcuydu ama dominic iorfa'da, mapeza'da, makalele'de, onda, bunda, şunda olmayan bir şey vardı : bu adam bildiğin karizmatik bir adamdı.

    o karizmasıyla çok kadınla yakın ilişkiler kurdu. ebru gündeş'le aşk yaşadığı ortaya çıkınca da, "sikiyle ilgili espriler" aldı başını yürüdü. ebru gündeş'in beyin kanaması geçirmesini bile, uche'den bilenler oldu.

    o dönem her ne hikmetse, tüm dünya işi gücü bırakmıştı, uche'nin koca sikiyle ilgili dört bir yandan haber geliyordu. danimarka'daki oda arkadaşından, rahmetli başkan kennedy'den, almanya'daki gezisinden, nijerya'da bağlı bulunduğu klandan, türrkiye'deki bir hamamdan,vb. herkes uche'nin sikiyle ilgili yorum yapıyordu. (sözlükte de örnekleri görülebilir)

    aslında yapılan yorumların "ken'le ryu kardeşmiş, lan" "mustapha türkmüş" "vega ibneymiş" gibi ateri salonu efsanelerinden farkı yoktu ama uche çıkarıp masaya vurmadığı için, bu şehir efsanesini doğrulatamadık.

    neyse tek kelime türkçe konuşmadan türkiye kariyerini sonlandırdı, gitti. bence fenerbahçe tarihinin en iyi defans oyuncusuydu, högh'le beraber gelmiş geçmiş en iyi tandemi oluşturuyordu ama bazılarına göre sadece yarım metre sikten ibaretti.
  • ali şen'in yeniden başkan adayı olmayacağını açıkladığı, alişan'ın da gaza gelip "ne olur gitme, ali şen / ne olur, ne olur, yalvarırım" diye şarkı bestelediği dönemde, arsenal kendisi için 12 milyon dolar + bir futbolcu teklif etmişti.

    ali şen gider ayak fenerbahçe'nin direğini satan başkan olarak anılmak istemedi, uche'yi satmadı. uche ise bu durumu sessizce sakız çiğneyerek geçiştirdi.

    eğer o gün uche satılsaydı, okocha ve baliç bonservis geyiklerine uche de eklenecekti, murat şahin tarafından bacağı kırılmayacaktı, "sen allah'ın bir lütfusun" klibinde hiç oynamayacaktı, mardin kapı şen olacaktı.
65 entry daha

hesabın var mı? giriş yap