şükela:  tümü | bugün
  • aradım mamafih bulamadım. en gıcık olduğum şeydir özellikle sinema ve edebiyat alanında ortaya çıkar. 50 karakter sınırı nedeniyle kuşa çevirdiğim ifadeyle türkçe ve ingilizce dışındaki bir şey için onun ingilizce karşılığını kullanmaktır aslen anlatmak istediğim. örnekle açıklayayım.
    "time of the gypsies hayatımın filmidir" ulan filmin asıl adı dom za vesanje hadi bilmiyorsun türkçesi çingeneler zamanı, time of gypsies nerden çıktı.
  • ingilizce biliyorum kaliteli yaşıyorum insancıkları tarafından başvurulan, farklı olduğunu göstermeye çalışma durumudur.
  • ingilizce bilip almanca öğrenen, özellikle dil edebiyat okumaya çalışan insanların, kimisinin uzun yıllar almanyada yaşamaktan dolayı türkçeyi, kimisinin tamamen türkiyede yaşmaktan dolayı almancayı doğru dürüst konuşamamasıyla, anlaşmak için illa başvurmak zorunda kaldıkları yöntemdir...
  • türkçe adı tutunamayanlar olan filme voksne mennesker yerine dark horse demek de bunlara bir örnektir. üç anlam da üç dilde farklı şeyler ifade etmektedir.
  • hable con ella demek yerine, talk to her demektir. tamam ispanyolca bilmiyorsun*, belki de bok atiyorsun bu guzelim dile, o zaman dumduz konus onunla de. talk to her deyince almodovar bir sonraki filminde seni oynatacak sanki...
  • bu eylemin failleri,abd'yi duyunca gozunu kisan, kafasindaki "turkce disinda herhangi bir dil" kavraminin karsiligi olan kelimenin "ingilizce" oldugu insanlardir. baska bir dilin bilinebilecegini tahayyul edemezler. ankara, istanbul, izmir gibi buyuk koyler disinda yasayan insanlarda bulunan ve son zamanlarda turkiye'nin dogu komsularina fazlaca isci gondermesiyle degismekte olan turkiye disindaki ulkeleri topluca "almanya" kelimesi ile ifade etme durumu, geneli turkiye'nin buyuk koylerinde yasayan ve baslik konusu aliskanliga sahip insanlarda yerini "amerika"ya birakmistir. bu insanlara "amerika"nin dunya'daki kitalardan biri oldugunu, amerika icinde bircok devlet oldugu gibi baska kitalarda da cesitli devletlerin var olabileceginin cok da kucumsenecek bir iddia olmadigini anlatmak, onlarin herhangi bir dili ogrenmelerinden daha zordur.

    bu insanlarin (cok sakaci, cok dalgaci, pek arrogant) kanaat onderleri bazen tvde, bir dilde 1000-1500 kelime bilindigi takdirde bunun, o dilin orta seviyede bilindigi anlamina geldigi iddiasinda bulunurlar. bu sebeptendir ki orta avrupa ulkelerine turkiye'den "ingilizce biliyorum" sanrisi ile, 1000-1500 ingilizce kelime ezberleyip bogazici university proficiency test'i gecip gelmis heyecanlilar, bazen pandomim, bazen fransizcadan turkce'ye gecmis kelimeleri ingilizce'ye yamamaya calisma, zaman zaman da susma yoluyla insanlarla iletisim kurmaya, kendi iddialarina gore bilimsel calismalarda bulunmaya curet gosterirler. turkiye'ye donduklerinde ise mutlaka "ucuncu dildeki seyleri ingilizce ifade etmek" gururunu yasarlar.

    entellektuel loserligin turkiye'deki adidir.
  • bu eylemin sözlükte de azımsanmayacak çoklukta temsilcileri var. misâl, sözlüğün ahbap filozoflarından nietzsche'nin bi sözünü yazacak. adam almanca konuşmuş, yazmış. bizimki geliyor, sözün ingilizcesini yazıyor. lan şunun mantığını, biraz olsun varsa, biri açıklasın bana. harbiden asap bozan eylemdir.
  • en igrenc sözlük kliselerinden biri.

    orijinali almanca, fransizca, italyanca, vs. olan alintilari, ingilizce yapinca, yapan gözümde sifirlaniyor. üc bes kelime ingilizce bilen, üc bes kitap okumus, ciddiye alinmak icin ingilizce kullanan bir tip canlaniyor kafamda.

    "ahah cok dogru tespittir. sartre'in da felsefesinde dedigini tam anlayabilmek icin: being is. being is in-itself. being is what it is."

    "kapitalizm igrenc bir seydir. marx'in, capital'in commodity fetishism bölümünde belirttigi gibi..."

    "dante'yi de unutmamaliyizdir. the divine comedy'den gelsin:
    'turn, beatrice, o turn your holy eyes upon your faithful one,' their song beseeched, 'who, that he might see you, has come so far. out of your grace, do us this grace; unveil your lips to him, so that he may discern the second beauty you have kept concealed.' o splendor of eternal living light, who's ever grown so pale beneath parnassus' shade or has drunk so deeply from its fountain, that he'd not seem to have his mind confounded, trying to render you as you appeared where heaven's harmony was your pale likeness-your face, seen through the air, unveiled completely?"