şükela:  tümü | bugün
  • genelde 18 kişilik kadroya giremeyen ancak 1. ve 2. kalecinin sakatlığı durumunda yedek soyunabilecek hatta anormal bir durumda ya da hazırlık karşılaşmalarında kaleyi devralabilecek pek yetenekli sayılamayacak file bekçisi ..
  • spor tarihinde adlarına rastlanmayan, yaptıkları iş son derece önemli olmasına rağmen kimseler tarafından tanınmayan hatta zaman zaman yok varsayılan herhangi bir futbol takımında sahaya dahi çıkamayan müzmin yedek kimselerdir. bir takım için üçüncü kaleci elzemdir, tüm profesyonel takımlarda tüm şartlar göz önünde bulundurularak belki de hiç bir zaman forma giyemeyecek dahi olsa mutlaka bir üçüncü kaleci vardır. bu kaleciler sadece antrenman maçlarında kaleyi korurlar. adları kendi taraftarlarının bile büyük çoğunluğunca bilinmez. sessiz ve kimsesizlerdir. tek bir şans yakalayıp sahada yeteneklerini gösterebilmek için ömür tüketirler. içlerinde hiç as kaleciliğe yükselemeden ve hatta doğru dürüst kaleye geçemeden emekli olanlar vardır.

    hiç kimsenin yedek beklemeye tahammülü yoktur evet ama takımlar için üçüncü kaleciler bu durumdan muaftırlar. onların görevi bir bakıma yedekliğe tahammül etmektir. tüm büyük kaleciler de bir zamanlar üçüncü kaleciydi şeklindeki pembe yalanlar mevcut olsa da tüm büyük patronlar bir zamanlar vasıfsız işçi konumundan yükselmediği gibi her as kalecide kariyerine üçüncü kalecilikten değil ya yıldız milli takımlarda kendini gösterip büyük takımlarda ikinci kalecilikten ya da bir küçük takımda as kelecilikten başlarlar. zira üçüncü kalecilik bir nevi görünmezliktir. onlara pek güvenilmez, sadece olağanüstü durumlar için emniyet supabı gibi bakılır, yeteneklerinin sınırlı olduğuna dair bir önyargı hep üstlerindedir.

    üçüncü kaleciler nadiren yaşlı ve tecrübelidir, zaten belli bir tecrübeye sahip kaleciler (eğer kendilerinden diğer kalecilere antrenörlük yapması beklenmiyorsa) üçüncü kaleci olarak transfer edilmez. dolayısıyla üçüncü kaleciler mütemadiyen ensesine vur lokmasına al tarzında yetiştirilen genç kalecilerdir. şanslı olanlar kariyerinin ilerleyen dönemlerinde ancak ikinci kaleciliğe terfi eder ve maalesef pek azı daha da sonra ancak son dönemlerinde as kaleci olabilir. sözün özü üçüncü kalecilik bir sporcu için tahammül edilmesi en zor durumdur, ve mucizevi durumlar olmadığı takdirde mutlu sonla bitmez..
  • fm 2013'teki bursaspor kadromda faruk yılmazer isimli kişinin kadroda bulunduğu statüdür.
  • simdiki aklim olsa ne yapip edip olmak isteyecegim meslektir ucuncu kaleci. antreman yap saglikli yasa. kupa kazaninca, sampiyon olunca sana da madalya versinler. takim sicsa ve taraftar herkesin tek tek annesine kufretse kimse adini hatirlayip da sana ilismesin. oyle as kaleci gibi on mac super oynasan da bi mac cuvallayinca hemen tefe koyulma durumu da yok. ikinci kaleci de riskli bak, adam senede iki maca cikar ve bi hata yapinca aaa cemisgezekspor un yedek kalecisi bu olmamali sesleri duyulur. ama uc oyle mi ya? sira gelmez. gelse bile kimse siklemez, amaan ucuncu kaleci iste der. uzun sureli bi ucuncu kalecilik kariyeri icinse yapilmasi gereken 25 yasina kadar hevesli, ogrenmeye calisan, armaya canim feda triplerinde takilan bi elema olmak. sozlesme donemi buyuklerim ne derse o tarzi aciklamalar yapmak. 25 yasindan sonra ise bi abi moduna gecmek, takimdasligi saglayan adam olmak, yine camianin evladi ve sozlesme hususunda eski beyanlara devam etmek. bu kadar.
  • on şu at dokuzunu yerim ama en büyük hayalim.

    şöyle büyük takımda falan oynayacağım, bir de dursun özbek başkan olacak off! bir milyon garanti.

    öndeki iki kaleci aynı anda ziksen sakatlanmaz, kupa maçlarında da zaten genelde ikinci kaleci oynuyor. çok da darda kalırsam elimi ayağımı sakatlarım amk! zaten mukaveleler kafadan dört yıl oluyor, dört yıl öyle takılsam, büyük takım damgasıyla 2.lig'de de iki yıl takılsam, benden kralı yok usta.

    başkan mapusa falan düşerse, bir de goy goy çekerim. sakal makal bırak, kapılarda falan yat off!

    ortamlarda soran olursa da büyük takım kalecisiyim çekeceksin. işe gel ya!

    bak yine aklıma düştü,
  • dünyaya bir daha gelsem yapmak isteyeceğim meslek. özelliklede büyük bir kulüpte.
    -3-5 yılda bir maça çıkıyorsun
    -güzel para kazanıyorsun+bonuslar
    -arada bir kupa kazanıyorsun
    -iyi futbolcular ile hem antrenman yapıyorsun hemde vakit geçiriyorsun

    hatta geçen sene chelsea’nin üçüncü kalecisi olan robert green üçüncü kalecilik hakkında şu açıklamalarda bulunmuştu: “maçlardan önce as ve yedek kaleci ile ısınıyorum, ardından maç başladığında çayımı alıp tribünden maçı takip ediyorum”

    https://www.google.de/…helsea-keeper-rob-green/amp/
  • kalecilik yaptığım dönemde bizim takımdaki muadilini çarşıda gördüğümde gür bir sesle " yedeğimin yedeğiiii.. ne haber? " diye az takılmamıştım.
    gel zaman git zaman takım hocası değişti, beni de fazla kilom yüzünden üçüncü kaleci yaptı, bu elemanı da yalnız bir maça as kaleci olarak çıkardı. o hafta çarşıya çıktığımda arkamdan hönkürerek "yedeğimin yeddeğiii!!" diyen bir ses duyduğumda ağlamaklı olmuştum.
    avel as kaleci olduğu ilk maçında leblebi gibi gol yemesine rağmen geldi benimle eğlendi ya la, hatta diğer hafta yedek soyundurulduğu maçta bunu hiç umursamamış halde yedek kulubesine gelirken tribünde beni görüp avazı çıktığı kadar bir "yedeğiiiiim napıyoonnn" diyişi vardı ki sormayın. hatta maç devam ederken bu avel yedek kulübesinden bağırırdı bana "yedeğiiim haydi biraz bağır da destekle takımı bari" diye...
    bu deyyus yüzünden psikolojim bozuldu, bir sonraki hafta hocaya yaptığım gider yüzünden kadro dışı kaldım. kaleci olmak istemiyorum diyip kalecilerle düz koşu yapmayı reddettim, hoca da attı beni takımdan...
    neyse yaz geldi ben başkana diyorum gidicem, ben bu morukla çalışmam, daha genç takımdayız menajer falan hak getire sözde amatör transferle birine satacam kendimi. başkan da mohti laz rahmetli küfür ede ede saçma sapan hareketler yapma diyor. ama ben kafaya koymuşum yazın sahadan çıkmıyorum, işte hem bizim klüp hem diğer klüp oyuncularıyla kendi aramızda sözde antrenman yapıyoruz derken bir kel geldi katıldı. meğersem oynadığımız gruptan birilerinin genç takım antrenörüymüş. ben bunu duyunca buffon kesiliyorum ve kendisinin sol çatala attığı ivmeli bir topu çıkarmamla o ana kadar beni transfer için araştırdıklarını öğreniyorum... sezon başlamasına yakın yeni takımla antrenmanlara çıkıyorum, bizim başkan küfrediyor "lan lisansın bizde hareketlere bak" diyor bana boşta yakalayınca. yeni klübün başkanına söylüyorum bizi, adam da meğer mafyaymış basıyor eski klübümü başkana reddedilmez teklifini yapıyor. antrenmanlara artık rahat rahat çıkan ben eski takım hocamı da arada bir görüp nisbet yapıyorum elbette ama maç kadrosunda kendimi göremiyorum bir türlü. soruyorum hocam benim lisans ne oldu, halledecez diyor ben idmana devam...
    bir gün söylüyorlar hafta başı il merkezine gideceksin transfer için başvuru yapacaksın falan, zifiri karanlıkta yola çıkıyoruz eski takım arkadaşımla yola. ona da cesaret gelmiş meğer o da ayrılacak takımdan. giriyoruz binaya bir menajer "fatih akyelin transferini halledip geliyorum" diye bir şeyler geveliyor telefonda.. neyse işleri hallediyoruz transfer gerçekleşiyor, o sezon iyi işler çıkarıp a takımla idmanlara çıkmaya başlıyorum. gene kilo fazlam var ama bu sefer iş ciddi, a takım hocası 3-4 sene evvel hakan arıkanı türk futboluna kazandırmış derken kondüsyon antrenmanlarında ben başlıyorum kendimi aşmaya. genç takım antrenörü ana avrat sövüyor "lan bizim idmanlarda böyle koşmazsın" diye...
    a takım kadrosuna giriyorum, ilk maçımda meğersem önceki sezondan kavgalı olunan bir deplasmana çevik kuvvet ve jandarma eşliğinde gidiyoruz. o soyunma odasında çekilen bıçaklar, tuvalete soteleniyor maça çıkıp elbette kaybediyoruz, kazansak öldürecekler zaten.
    velhasıl kelam bu ortamı görünce soğuyorum futboldan, eski başkan kalp krizinden ölüyor, bizim başkanın kardeşi adam yaralamadan tekrar hapse giriyor falan, neler neler.
    ıyi oldu be, üçüncü kaleci olarak kaldım zamanla a takımda, unutuldum dolayısıyla...
  • (bkz: cenk gönen)
  • (bkz: dream job)