şükela:  tümü | bugün
  • osmanli'nin ecevit'iydi diyelim.
  • kendisi sadece indirilmemistir, oldurulmustur de. ve bogdurularak degil, hancerlenerek. yani eski bir turk-mogol gelenegi olan soylu kani akitilmamasi kurali cignenmistir. (hani bagdati ele geciren mogollar halifeyi halilara sardiktan sonra atlara cigneterek oldurmusler ya)

    bu kural cignenmis cunku alemdar mustafa adamlariyla saraya dogru yurumekte, padisah 4. mustafa'ninsa gotu atmakta (bu arada donemin veziri azaminin adi da mustafa, herkes mustafa o ara, nizam i cedidte gizli bir madde mi vardi neydi) ve hayatini garantilemek icin kendinden baska tum olasi padisahlari harcamayi dusunmekteydi. alemdar saraya girerken, patrona halil isyani sirasinda devrilmis 3. selim'in odasini basti adamlari (edit: yalan, kulliyen yalan. bozgezen isimli gizemli bir sahis duzeltme yapti, patrona halilde 3. ahmet koltugundan oluyor, selimse 20 kusur sene oncesindeki bir yeniceri ayaklanmasinda devriliyor. masallah 600 yillik baris ve istikrar tablosu), o sirada kitap okumakta olan adamcagizi alelacele hancerlediler. diger varis 2. mahmutsa guc bela bacadan cikarilip saklandi catida (bir de rulo yapip yigilmis bir suru halinin altina saklanmisti diye okumustum) ve sonunda padisah oldu.

    tarihin cilvesi, birkac sene sonra o da got korkusu yuzunden, zamaninda kendisini hancerlemeye calismis ve simdi tutuklu bulunan oz kardesi 4. mustafayi oldurtmustur. ama efendi gibi bogdurarak.

    olan, sarayin taslarini kaniyla sulayan tek padisah olan sair ruhlu ucuncu selim'e oldu yani.
  • bestekar ve güftekar olan iii. selim ayrıca sazende olarak iyi derecede tanbur ve ney çalardı. padişahların çoğu gibi mevlevi idi. "ilhamî" mahlasıyla bir de şiir divanı bırakmıştır. güzel şiirleri varsa da şairlik yanı bestekarlığı kadar iyi değildir.

    iii. selim çok büyük bir müzik koruyucusu idi. bu yüzden musiki tarihinde bir devir ve bir tarz "iii. selim ekolü" diye anılır. bu ekolün en büyük bestekârları sadullah ağa ve küçük mehmet ağa'dır. abdülbaki dede'ye ebced harfleriyle bir nota sistemi yaptıran da iii. selim'dir. abdülbaki dede "tahririye" adlı eserinde ebced notası ile padişahın birkaç eserini yazıp ona sunmuştur.

    iii. selim'in diğer bir merakı yeni yeni mürekkep makamlar yapmaktı. yeni makamlar yapmak bir marifet değildir. fakat eski bestekarların çoğu hiç olmazsa bir tek yeni makam yapmaya meraklı idiler. iii. selim bu hususta çok daha ileri giderek şu ondört makamı terkip etmiştir: acem-buselik, arazbar buselik, evcara, gerdaniye kürdi, hicazeyn, hüseyn-i zemzeme, ısfahanek-i cedid, neva-kürdi, neva buselik, pesendide, rast- cedid, suz-i dilara, şevkefza ve şevk-i dil. bunlardan yalnız evcara ve şevk-efza değerli makamlardır günümüzde* bile rağbetle kullanılmaktadır. fakat iii. selim en çok sûz-i dilara'yı terkip etmekle şöhret kazanmıştır. çünkü bu makamdan bir mevlevi ayini bestelenmiştir. bilindiği gibi mevlevi ayinleri türk müziğinin en büyük eserleridir.

    iii. selim'in 62 eseri bugün notaları ile elimizdedir. diğerleri unutulmuştur. bunlardan 17'si saz eseri, 1'i dini eser gerisi kâr, beste, semaî, şarkı, köçekçe gibi dindışı güfteli parçalardır. bu lâdinî** eserlerden birkaçının güftesi şöyledir:

    hüzzam yörük aksak şarkı:

    gönül verdim bir civane
    derdinden oldum divane
    gel efendim girme kaane
    ben seni vermem cihane
    kaçma benden gönül sende
    oldukça bu canım tende
    insaf eyle kuzum sen de
    ben seni vermem cihane

    şevk-efza aksak şarkı:

    ey serv-i gülzar-ı vefa
    niçün ettin bize cefa
    unutuldu, hayal oldu
    ettiğimiz zevk-ü sefa
    gel gidelim zevk edelim
    etme bana cevr-ü cefa

    ela gözün mestanedir
    aşık sana biganedir
    bilmez misin halim benim
    bu tegaafül cana nedir?
    gel gidelim zevk edelim
    etme bana cevr u cefa

    şehnaz aksak şarkı:

    bir nev-cuvana dil müpteladır
    her hal u kâri cevr u cefadır
    versem yoluna canım fedadır
    nazik-tabiat bir dilrübadır

    suz-i dilara nakış yörük semaî:

    ab-u tab ile bu şeb haneme canan geliyor
    halvet-i ülfete bir şem'-i şebistan geliyor
    perçem-i ziveri duş u nigeh-i afet-i hûş
    dil-i sevdaya silsile-cünban geliyor

    (kaynak: tahsin tunalı, bestekar padişah iii. selim, hayat tarih mecmuası, 1. sayı - şubat 1965)
  • "leh kralına derhal para gönderile, para almaya alışan buyruk almaya da alışır" kelamını etmiştir kendisi
  • haremde ney üflerken ele gecirilen, kendini elindeki neyle savunmaya calisirken isyancilar tarafindan kanı dokulerek oldurulen (gelenege gore osmanoglu soyundan gelen birinin kaninin dokulmemesi gerekirdi) islahatci ve iyi bir muzisyen olan osmanli padisahi.

    (duzeltmeler icin kahverengibotlutirtil'a ve lathyrus spera'ya tesekkurler.)
  • osmanlı padişahları zaman zaman tebdili kıyafet edip halkın arasına karışır ; onların dertlerine , şikayetlerine bizzat tanık olurlardı. üçüncü selim de bir ramazan günü tebdili kıyafet dolaşırken , bir kalabalığın fırınlar yeterli ekmek çıkarmadığı için ekmek bulamamaktan yakındığına şahit olur. saraya döndüğünde , vezirine durumun çaresine bakması için bizzat kendi eliyle şöyle yazar:

    ''benim vezirim
    bugün tebdilen geçerken divanyolu'nda fırın önünde kalabalık gördüm. herifin biri de yiyecek ekmek bulamıyoruz diye feryat eyledi. allah biliyor ki üzüldüm. şunun bir çaresine bakasın. zira ramazan-ı şerif'te halka zahmet çektirmek layık değildir. alemlere rızk veren allah inayet ihsan eylesin. çaresi ne ise fırınları fazla ziyade işletmek ile mi olur , hasılı dikkat eyleyesin.''

    ocak 1801
  • katledilişinin üstünden 200 sene geçen san'atkâr sultan. kendisini, iskender pala'nın "musikişinas bir şair sultan" başlıklı yazısı ile yâd ediyoruz:

    "eski çağlarda krallar ve sultanlar insanlardan üstün yaratılmış gibi telakki edilir, halka öyle sunulurlardı. bu anlayış, zihinlerde, onların yalnızca allah'a karşı sorumlu oldukları fikrini yerleştirdi.

    ama aralarında çizgi dışı olan öyleleri de yaşadı ki kendilerini allah ile birlikte halka karşı da sorumlu hissettiler. osmanlılar arasında selim-i salis bu konuda en hassas olan hükümdarlardan biridir. öyle ki, bir başkasına ait hayata kıyamadığı için sonunda kendi hayatına kıyılacaktır.

    babası iii. mustafa, tıpkı yavuz sultan selim gibi celalli bir devlet adamı olmasını umut ederek ona bu adı vermişti. umulan olmadı ve onda bu ismin tarihteki anlamından ziyade sözlükteki anlamı tecelli etti, yumuşak huylu, fazlaca şefkatli ve merhametli bir sanatkâr ortaya çıktı. babası cengaver olmasını istemişti, o çalgıcı oldu, şiir yazdı, besteler yaptı. cengaver olamadı ama sanatkâr oldu. o kadar ki kaynaklar, "hilm ü selâmet-i tab'da ve mekârim-i ahlâkta sânî-i cenâb-ı zinnûreyn idi (güleryüzlü ve güven veren yaratılışı ve güzel ahlakı ile ikinci bir halife osman zinnureyn idi)." diyorlar. hz. osman'ın dillere destan şahsiyetini bilenler, sanatkâr selim'i anlayacaklardır.

    sultan selim, evet şairdi. ilhamî mahlasıyla seçkin manzumeler meydana getirmiş ve devrinin önde gelen söz ustaları arasında sayılmıştı. küçük yaşta şiir yazmaya başlamış ve en sıkıntılı zamanlarında ya musıkî, yahut şiirle kendini ifade etmiş, duygularının bütün yoğunluğunu şiirlerine yansıtmıştı. şiire kafes arkasında tutulduğu günlerde başlamış, manzumelerinde ince ve hassas ruhunun tabii terennümlerini anlatıp görüş ve düşüncelerini bir sanat üslubuyla dillendirme yolunu seçmişti. içindekini dışa vurma konusunda şiiri bir vasıta bilmiş ve sultan olarak söyleyemediği her şeyi şair olarak söylemişti. hatta bazen saltanatı adına bile konuştuğu olurmuş. işte onun tahta çıktığı günkü duyguları:

    taalallah nasîb etti bu bir taht-ı süleymân'dır
    uyan ki hâb-ı gafletten ki kişver çün perişândır
    cihâna gönlünü verme uyup nefs ile şeytana
    emanet eyle halkı ki sana settâr nigehbândır

    (...)

    bu dünyaya dayanıp olma sen gâfil ki ilhamî
    sana da baki kalmaz hem döner bu çerh-i devrândır

    bu bir süleyman tahtıdır ki onu sana allah taala nasip etti. uyan, gaflet uykusundan gözünü aç ki askerler (nizam bakımından da, başarı bakımından da) perişan vaziyettedir.

    sakın nefsine ve şeytana uyup da dünyanın eğlence ve boş işlerine gönlünü kaptırma. halkını gözetip kolla ki settar olan allah da seni gözetip kollasın.

    ey ilhamî, varlığa ve devlete güvenip sakın gaflete düşme ki, dünya sana da kalmaz, ve devranın çarkı hızlıca dönüverir.

    selim-i salis bestekârdır ve elbette bestekârlığı şairliğinden öndedir. o kadar ki divanında diğer şiirlere oranla en ziyade şarkı güftesi (105 adet) yer alır. daha şehzadeliği döneminde musıkiye heves etmiş, amcası i. abdülhamid ona kırımlı ahmet kâmilî efendi'nin ses bilgisi dersleri vermesini sağlamıştı. (şehzade selim, bilahare sultan olunca ahmet efendi'yi ii. imam olarak saraya tayin edecektir.) bu derslerin ardından en eski türk sazlarından sayılabilecek tambura ilgi duymuş ve ortaköylü meşhur isak'tan tambur meşk etmiştir. yaratılışındaki musıki yeteneği onun hızla ilerlemesine kapı aralamış ve daha genç yaşta iken makamlara bazı yeni ve duyulmamış terkipler ilave etmeye başlamıştı. söz gelimi ünlü bestesi olan "mevlevî ayin-i şerif"i böyle doğmuştu. müzik tarihimize muhteşem bir makam hediye etmişti: sûz-ı dilârâ.

    kaynaklar makamlara dair onun pek çok terkipler meydana getirdiğini, bir kâr ve bir murabba ile muhtelif fasıllarda ustaca tertiplenmiş şarkıları olduğunu yazarlar. yaptığı sanat değeri yüksek besteleri arasında, sûzidilârâ mevlevî ayini, "âb u tâb ile bu şeb hâneme cânân geliyor" mısraıyla başlayan nakış yürük semaîsi ve "aşkınla hevâlandım, bîgâneliğim gel gör" diye başlayan büzürg bestesi ünlüdür.

    sultan iii. selim yalnızca kendi ibda eylediği eserleriyle değil çağındaki musıki ortamının gelişmesine sağladığı katkıyla da müzik tarihimizde önemli bir yere sahiptir. o çağda yeni icad edilmiş nadide ve güzel eserleri ortaya koyan vardakosta ahmed ağa, arif mehmet ağa, hızır ağa, abdülhalim ağa, sadullah ağa, edvar (musıki nazariyat kitabı) sahibi abdülbaki nasır dede, galib dede, yusuf sineçak gibi yetenekler hep onun oluşturduğu renkli ve çiçekli bahçede şakımış bülbüllerden idiler.

    sultan iii. selim, osmanlı padişahları içerisinde en fazla resmi yapılan kişidir. ben bunu, sanki onun sanatkâr kişiliğine bir ihtiram gibi anlarım.

    2008 yılı onun şehadetinin iki yüzüncü yılıdır. yıl bitti bitecek, henüz onu hatırlayan kurumlar, tarihçiler, müzikologlar, edebiyat araştırmacıları ortaya çıkmadı. bakalım yıl sonuna kadar kimler onu hatırlayacak!?.."
  • trt tarafından sunulan portresinde elinden tespihi alınan osmanlı padişahı.

    trt müzik dairesi başkanlığının çıkardığı "gönül saraylarında bir sultan" adlı cd'nin içinde üçüncü selim'in meşhur portresi yer almakta. lakin orjinalinden farklı olarak padişahın elindeki tespihi burada göremiyoruz. fotoşopla yok edilmiş çünkü.
    (sultan'ın elindeki bu tesbih, doksan dokuzluk bir tespihtir ve hakk'ı zikretmekte kullanılagelmiştir.)
  • katledilişinin 200. yıldönümü gecesinde topkapı sarayı babüssaade kapısı önünde besteleriyle anılan sultan...

    ilber ortaylı 'nın güzel deyişiyle "ikiyüz sene sonra merhum padişahın ruhu şadoldu."
  • topkapı sarayı'nın gülhane parkı'na bakan odasında yanağına gelen kılıç darbesinden dolayı saatlerce can çekişip yaşamını yitiren yenilikçi ve vatanperver osmanlı hakanı. devrik padişahın cesedini arz odası önünde gören alemdar mustafa paşa gözyaşı dökmüştür ve başını padişahın cenazesine yaslayıp feryat etmiştir: "ah efendimiz, seni tekrar tahta çıkarmak için onca mesafeyi kat edip gelmişken bunu mu görecektim?" ardından paşa mağrur biçimde başını doğrulttu ve beylerine şöyle dedi: "bre gidi kafir-i küfran-ı nan-ı nimet ulema, böyle bir padişaha kafir bile kıymaz; tez kelleleri getirilsin..."

    türk aydınlanma devrimi'nin ilk zaferi işte o andı...