şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: tokyo monogatari)

    "yagmurdan sonraki soluk ve gümüs ayin öyküleri" olarak cevrilebilen "ugetsu monogotari" isimli kenji mizoguchi yapiti yasujiro ozu'nun filminin ismiyle karsilastirilarak düsünüldügünde anlasiliyor ki, monogotari japonca da öykü manasina geliyor. bu halde ugetsu kelimesi tek basina 1 degil, 2 degil, 3 hic degil; tami tamina 6 (evet, yanlis duymadiniz, alti!) türkce kelimenin bir araya gelerek yaptigini tek basina yapiyor. japon yapmis diyip sevenlerine birakmadan evvel bu basligi, kisaca filmi yorumlayayim.

    film, sonradan kurosawa'nin da defalarca girisecegi, sanirim jidai geki olarak antolojilere gecmis, orta cag caponyasi filmlerinden birisidir. nasil ki mizoguchi kurosawa'nin habercisi sayilabilirse, binbir adet filminden bir film olan "yagmurdan sonraki soluk ve gümüs ayin öyküleri" de "yedi samuray" ve benzeri onlarca kurosawa basyapitini haberleyen, karate kungfu, samuray dozaji minimuma indirip, insan ögesine odaklanan bir filmdir. görsel acidan kurosawaya kiyasla eksigi gedigi yoktur. tematigi insanevladinin hirsi ve dizginlenemez samuray olma istegidir diyebiliriz. ayriyetten kedi gibi mivmivleyerek icra edilen japon opera sanatinin "raise the red lantern" den beri en ic testereleyici örnegi bu filmdedir. kasini aldirip üstüne boya sürdüren hatun japon operasi makaminda "mivv mivv mivv"ledikten sonra kadinin babasinin hayaleti "hambadabumba esmer bomba" benzeri toktan sesler cikarmasi ve bunun üstüne kadinin " ne kaddar dutku dolu bi ses" demesi sinema tarihinin unutulmaz sahnelerinden biri degildir; öte yandan bu filmde illahaki unutulmaz biri veya digeri bir sahneyi antolojilere gecirmis bir basyapittir, öyle anilir.
  • 16. yüzyıl öyküsü anlattığı için ortaçağ filmi değildir. böylece, fransız devrimi öncesi her çağ biraz ortaçağ, herkeş biraz skolastiktir algısını kırma yolunda bir adım daha atalım.

    kurosawa'nın abisi yerindeki mizoguchi iyi bir kaligrafiyle ahlaki öyküler anlatır ve genel olarak sen capon evladı, bir aile kurup huzuru bulduysan karı kız peşine düşüp, ikbal hayallerine dalıp evini barkını babasız koyma, kanaat et, efendi ol, caponun yeri köyüdür mesajları verir. zamanında bu filmi izleyen japonlarınsa sanayileşmeye, şehirleşmeye ve modernleşmeye girişip mekanik bir hayata adım attıkları, sony'yi suzuki'yi kawasaki'yi ve benzeri teknolojik ürünleri bir telefonla evimize şeetmeye yöneldikleri hususunda en ufak bir şüphe yoktur.
  • 1953 yılı mahsulu kenji mizoguchi tarafından yönetilmiş olan japonya yapımı film.

    1953 venedik film festivalinde gümüş aslan kazanmıştır. ayrıca 1953 yılı abd akademi ödüllerinde en iyi kostüm dalında oscara aday olmuştur.

    16. yüzyılda geçen filmde komşu olan iki köylü ailenin hikayesi anlatılır. iki aile de çok fakirdir. ilk ailemiz karı, koca ve küçük bir çocuktan oluşmakta iken ikinci ailemiz daha genç bir karı kocadan ibarettir. ilk ailedeki erkek çömlekçilik ile uğraşmaktadır. savaş sırasındaki karışıklıkdan faydalanarak yakınlarda bulunan şehire mümkün olduğu kadar çok çömlek götürüp satarak zengin olma hayalleri kurar. diğerinin hayali ise samuray olmaktır. bu şekilde para ve saygı kazanacağını düşünür. her ikisinin de bu uğurda gözü karadır ve kaybedeceklerini düşünmeden sadece kazanacaklarına odaklanırlar. olaylar gelişir.
  • filmde işlenen savaş, 16. yy. capon iş savaşı gerçi ama filmin çekildiği tarihi de düşünürsek, ikinci dünya savaşı ile de paralellik kurulabilir. tam metinleri hatırlamasam da filmde, erkeklerin zafiyetine, açgözlülüğüne, para pul ve savaşma isteklerine sürekli bir sitem var. erkeklerin sorumsuz ve bencil tavrına rağmen kadınlar hep sağ duyulu ve bilge olarak resmediliyorlar. işin ilginci, buna rağmen dünyevisinden uhrevisine zarar gören yine kadınlar oluyor.
  • japonya'nın guy de maupassant'ı olarak tanınan akinari ueda'nın kısa öyksünden uyarlanmış tam da amerikanın japonya'dan çekilmesinden bir yıl sonra filme alındığından savaş sonrası psikozları da barındıran, masayuki mori ve machiko kyo'nun başrollerini paylaştığı ilk japon korku başyapıtlarındandır.

    filmin incelemesi ve tamamı ingilizce altyazılı olarak otekisinema'da.
  • hayaletler, ölümden sonra bile koruyucu ruh gibi sevdiklerini takip eden kadınlar dolayısıyla biraz fantastik bir film. japon kültürünü, ruhlar konusundaki inancını beyaz perdeye yansıtan ilk filmlerden. filmdeki iki erkek karakter; biri zengin olmak, diğeri ise samuray olabilmek için yollara düşüyorlar, hayallerinin peşinden gidiyorlar, ama her zaman olduğu gibi, savaşın ve yoksulluğun bedelini yine kadınlar ödüyor. sonuç: ne daha iyi bir yaşama ulaşıyorlar, ne de eski günlerin huzurunu tekrar yakalayabiliyorlar. bir aile tamamen parçalanıyor, diğer aile ise bir araya geliyor ama yara alarak...
  • mizoguchi-shindo ve onibaba-friedkin ilişkileri düşünüldüğünde, ugetsu onibaba'nın babası ve bu vesileyle the exorcist'in de dedesi oluyor. doğrudan tetikleme, doğurma, dölleme anlamında söylüyorum. zizek exorcist'te sesin (vokal) kullanımını çok anlatırdı (kızdan çıkan şeytan sesinden bahsediyorum vokal falan dedim). galiba bunun ilk yapılışını da exorcist'te diye belirliyordu. haklıdır. işte o sesin de, o yüzün de dedesi (babası için onibaba'ya bakmak lazım) ugetsu'da mevcut (spoiler-hayalet hanımın minimal makyajı ve hele babasının sesi-spoiler). bunun efektsiz katıksız makyajsız haliyle de rashomon'da karşılaşırız ki zaten o da tarih ve yapı itibariyle ugetsu'nun yakışıklı ağabeyi falan olabilir.
  • seviyorum japonların hayalet temali filmlerini. salt korku değil, dramayı da çok güzel veriyorlar. bu da öyle bir film. hayalet temali bir başka bir film olan kuroneko filmine de bakılabilir.

    edit: hayalet yerine hikaye yazmisim aylar sonra farkettim.
  • -bu dünya güneş doğana kadar ağladığımız geçici bir ev gibi.
    dalgalarla yalpalıyoruz (00:24:44)