şükela:  tümü | bugün
  • ege üniversitesi iletişim fakültesi'nde araştırma görevlisidir. ege iletişim'de uğur hoca kadar öğrenciye yakın biri daha yoktur sanırım. ders anlatımından, bizlerle diyaloğuna kadar kendisini ne kadar övsek az. reklamcılık alanını bir grup olarak çok sevmemizin nedenlerinden biridir de diyebilirim hatta. donanımı ve iletişim konusunda ne kadar uzman olduğunu gerek derslerde gerekse kendisinin bizimle olan sohbetlerinde bir kere daha anlıyoruz. hoca gibi hocadır, hatta iletişim hocası gibi hocadır. hem hocamızdır, hem bizden biri gibidir, hem arkadaşımız gibidir. kesinlikle çok şey öğrendiğim ve üniversiteyi bitireceğim bu yılda sonsuz teşekkürlerimi sunacağım arkadaşlarımla birlikte. bilir öğrenciye kendisini sevdirmeyi ama çizgiyi de aşamazsınız uğur hoca'nın karşısında. toplanır grupça odasına gider çay kahve içerek sohbet edersiniz, yeri gelir öğle yemeğine çıkmaz öğrencilerini kırmamak için. yardımseverliği konusunda tek kelime söyletmeyeceğim hocalarımdandır aynı zamanda. bu kriterlere her hoca sahip olamaz. favorimizdir. arkadaşımız gibi görürüz onu ama hocamız olduğunu da unutmayız. son derece yardımsever, donanımlı, paylaşımcı, sıcakkanlı, işinin uzmanıdır.
  • akademik kariyeri bir kenara dursun; kişilik olarak da çok beyefendi, sevecen, her koşulda öğrencisine yardım etmeyi seven, ayaküstü sohbetlerinde bile (mesleki açıdan) insanın içini ferahlatan, rutin öğretmen mottosu olan "çalışmak çalışmak çalışmak" yerine, "çok gez, çok izle, çok dinle, çok oku" vb. keyifli önerilerle öğrencisini zinde tutmayı başaran, değişim/yenilik odaklı düşünmeyi aşılayan işini layıkıyla yapan hocamızdır; saygı duyulası ve pek sevilesidir.
  • bütün bunların haricinde bir uğur bakır daha var ki şuan siz o'nu tanımıyorsunuz, ben tanıyorum ama eminim çok yakın bir zamanda hepiniz onu tanıyacaksınız, o zaman belki o beni unutur.

    kendisi şuan anadolu üniversitesi devlet konservatuvarı tiyatro bölümünde okumakta ama ben inanıyorum ki bu bölümde olmasaydı da, kendi olmakla bile insanları güldürebilir veya ağlatabilirdi. ama neyse eğitimini de alsın tabi, bir iletişim hocası kadar olmasa da arada onun da bir ortamda karizmasi olsun.

    bu adamı her ne zaman olursa olsun, bir şekilde bulup tanıyın, tanıyın diyorum çünkü hiç biriniz aynı şekilde tanımayacaksınız. hepimiz bambaşka ugur'lar tanıyacaksınız, çok komik, çok hüzünlü, bazen çok çocuk, bazen çok adam, çoğu zaman sessiz bir sürü uğur'lar tanıcaksınız. ama yne ben hepsini sizden önce tanımış olacağım.yani umarım hepsini tanımaya zamanım yeter.

    aslında bazen ben bile tanıyamıyorum.misket falan oynuyo, çocukluğuna dönüp, o uğur'u ben de tanımıyorum çünkü cok küçüktüm ben o zaman.

    velhasıl, sizin şuan tanımadığınız ama benim tanıdığım uğur şuan yanımda.hayranlarına söyleyecek bir şeyin var mı diyorum; azim ve başarı diyor. ne söylemek istediğini bende anlamadım ama vardır herhalde bir bildiği.o zaman bende sizinle anlarım anlamamız gereken gün geldiğinde ki biliyorum gelecek.

    o gün belki ben elimde cekirdek, saçım başım dağınık, her şeyi denemiş ama mutlu olamamı,dalgın ve umursamaz bir kadın olarak, televizyon izlemek isteyeceğim sonra " azim ve başarı" diyerek uğur ne demek istemiş, sizinle birlikte bende anlamış olacağım.

    sonra insanların her gün her saniye yüzüme karşı sergiledikleri oyunlardan sıkılıp gidip kendime gerçek bir tiyatro bileti alacağım. koltuğa oturup, oyunun başlamasını beklerken tam da sahneye uğur çıkacak.
    yine mi sen deyip kaçacağım tiyarodan...ben seni kimsenin tanımadığı zamanlarda tanıyorum diyeceğim. kızacağım önce ona, sonra kendime sonra yine o'na.

    sırf siz bu entry e geldiğinizde, o zamanlar geldiğinde yani, bende bir şekilde gündeme geliyim falan diye 1 sayfa entry girdim şuan.
    umarım bir gün bende emeklerimin karşılığını alırım sözlük. çünkü o şuan da o karşımda 17 yıl öncesindeki çocuk misket oynuyor ve o çocuğu yalnızca ben tanıyorum...imza: kırmızı başlıklı kız
  • kariyer yolculuğunda ismini vermek istemeyen müzmin bekar olarak ilerlerken, bugün itibariyle artık deve kuşu sevenler derneği sözcüsü eleman olarak devam etmeyi seçmiştir.
  • hiç sevmediğim hatta nefret ettiğim lisans hocam. kendisinin son derece art niyetli ve öğrenci düşmanı olduğunu düşünüyorum
    bunun pek çok sebebi var ancak başta egoist ve kibirli olduğunu düşündüğüm kişiliği, insan halinden anlamıyormuş gibi duran tavırları, yazılan hiç bir şeyi beğenmiyor oluşu, sürekli not kırmaya çalışması, kendini bir şey zanettmesi, aa'lık öğrenciyi zorla ba'da bırakmaya çalışması, öğrenciye bilgi vermekten çok eziyet etmek istiyormuş gibi hareket etmesi, müşkülpesent tavırları, makineli tüfek gibi sıkıcı bir şekilde ders anlatışı, derslerinin pratikte yada mesleki anlamda bir halta yaramıyor oluşu, sınavlarda sorduğu sorularında o minvalde olması, yoklama almadığı zaman gururuna yediremiyor olmasından dolayı sınavda; sırf derste işledi diye faydasız ve alakasız bir yerden soru sorup derse gelmeyen öğrenciyi faka bastırmaya çalışması, sınavdan sadece bir hafta önce (bak bunda art niyet ararım) verdiği doktora seviyesinde ağır dilde yazılmış makaleler ve ondan da soru sormaması...
    ohooo yazacak olsam kırk tane şey bulur sabaha kadar doldururum bu kutucuğu inanın gerek yok.

    iletişim anlamında da rahatlıkla şunu söyleyebilirim ki; sergilediği tavırlara bakılırsa kayda değer bir bilgi birikimi olduğunu zannetmiyorum. üç beş tane osuruktan teyyare işe yaramaz kuram dersine gelip ezberden üfürüyor, atıyor tutuyor ve gidiyor. bu kadar.

    yeni yaklaşımlara, akılcı okumalara tamamen kapalı
    zannımca fazlasıyla art niyetli.
    üstelik yoklama fetişisti tavırlar içerisinde endisi.
    yoklama mı kaldı bu devirde ?
    ondan sonra kalkıyor bu huyuna rağmen yaratıcı olmaktan inovatif olmaktan bahsediyor.
    bu durum bariz oksimoron değil de nedir sizce ?
    dersine 15 dk geç giriyor diye adam azarlıyor resmen.
    hayır yani ergenler gibi kapı açılınca dikkati mi dağılıyor anlamıyorum ki ? bırak 10 saniye bölünsün dersin odaklanamıyor mu ondan sonra ? o kadar mı under-pressure'a dayanıksız bu adam. hoca olmak bütün bunları umursamayacak gerekirse içeri giren adamı bile yok sayacak olgunluğa sahip olmayı gerektirir. böyle iş olmaz.

    insani değerleri ve insani vasıfları gayet zayıf bir hoca portresi çiziyor bütün bunlara bakınca. daha anlatmaya lüzum görmüyorum.
    akademisyen olunca bey - birey - birşey oldum sananlardan bu da.

    geçmişinde tahminlerime göre yaşamış olduğu ezikliği ve hor görülmeyi öğrencisinden çıkarıyor ve bunu reva görüyor zannımca.

    umarım günün birinde bunları yüzüne söyleme fırsatım olur kendisinin.
    hee benim ve ailemin verdiği vergilerle aldığı maaşta haram olsun bu arada. hak etmiyor çünkü.