şükela:  tümü | bugün
  • kriz var söylemleriyle yaygara koparıp, buradan oy çıkarmaya haklı olmaya çalışmadığınız müddetçe belki kâle alınırsınız.
    sıkıntı olduğu gerçek ama kriz boyutunda değil, bizim yaşadığımız sıkıntı amerika ve avrupa kaynaklı bir nevi had bildirme, ekonomi ile diz çöktürtme çalışması.
    mesela s-400...
  • bence ülke öyle bir yere gelmeli ki çomarlar bile sokağa dökülmeli,siyasilerin götüne yazar kasa sokmaya çalışmalı.
  • kılışdarın ssgyı batırması..
  • kriz köken olarak tıbbi bir terim. hatta kritik noktaya ulaşıldı derken de benzer bir anlam ifade ediliyor. bedenin vardığı bir hali, ertesinde müdahele edilmezse bedenin çökeceği çizgiyi, sınırı ifade eder. yani kritik noktadan sonra kriz ortaya çıkar. burda farkındaysanız bu iki kavram yaşamsallığıyla bir bütün olan bir organizma zemininde işlerlik kazanıyor. yani her yara her zarar kriz olmuyor, kriz otopoetik sisteminin kendini hayatta tutamayacak, zaman içersinde kendini tekrar tekrar üretmeyecek hale gelmesi demek. bu kelime, veya bu kavram, kriz-kritik tarih sahnesine iktidarın ekonomiyi bir organizma olarak ele almasıyla çıkıyor. ancak antik dönemlerde de benzer durumları düşünebiliriz, nedir? eğer yüz bin insan çalışıyorsa bu topraklarda şu kadar ton hasat elde etmezsek toplumumuz işlemez olacak, dolayısıyla her bizim her sene belli bi hasatı garantilememiz lazım, eğer kuraklık, hastalık falan sebebiyle o üretim sağlanmazsa organize bir kolektif olan toplum kendini ertesi seneye aktaramaz hale gelecek. daha sonra politik ekonominin ve toplum bilimlerinin gelişimi ile toplumu krize taşıyan diğer akımlar keşfediliyor. bu arada bir parantez örneği devrim gibi gelişimler aslında toplumun kendini yıkıp yeniden yaptığı anlar olduğu için bir taraftan kriz bi taraftan bir doğum gibi gözükebilir, ki doğum sancısı çeken bireyler de krizde gibi gözükür ama işin aslı tam öyle değildir. neyse krizin soykütüğünde adım adım ilerleyelim. aynı şu kadar ton hasat bize lazım der gibi, politik ekonomi, istatistik, ve toplum bilimleri ile hasadını miktarını öngörüp krize girmemek için yeltenen bir toplum gibi modern devlet de işçi maaşları, işçilerin yaşam koşulları, doğum ölüm oranları, paranın değeri vesaire gibi kriterleri krize girmemek adına, "kıtlık" yaşanmasın diye kontrol eder kurumları ve araçları aracılığıyla. şimdi sorunun cevabına gelelim, tıbbi terimin bize gösterdiği gibi modern ekonomik anlamında da kriz toplumun total anlamda devam edemediği, çökeceği noktayı işaret ediyor. ancak burdaki organizma ulus-devlet. yani kriz senin hayatının boktan olmasından çıkmıyor kimsenin sikinde değil o, kriz senin alım gücünün gerekli olduğu, azlığının yaşamsal bir girdi olduğu ekonomiyi çalışmaz hale getirdiğinde ortaya çıkıyor. beden krize girdiğinde bedenin kendi araçları var ancak bir de dışardan müdahele var doktor bunu yapıyor. türkiyedeki 2000lerdeki krize baktığımızda bedenin yeni bir rejime oturtulduğu ve dışardan ilaç gibi yabancı sermaye aktarıldığını bu sayede bedenin krizden çıktığını görüyoruz. ya da abddeki finansal krizde serbest olduğu söylenen piyasayı kurtarmak için "devlet" müdahele ediyor. ancak takdir edersiniz ki bu müdaheleyi gerçekleştirenler hipokrat yeminli kişiler değil. neyse şimdilik oraya gitmeyeyim. asıl bir savım var. o da bi noktadan sonra artık ulusal krizlerin belki de yaşanmayacağı. çünkü kriz dediğimiz mefhum bir işlemezlik noktasını ifade ediyordu, görece kısa bi süre boyunca sanki hepimizinin halinin vaktinin yerinde olmasının önemli olduğu bir zamanı ifade ediyor ancak günümüz entegre kapitalist küresel ekonomisinde krizler oluşmuyor, çünkü politik ekonomiyi bir araç olan kullanan aktörler için belli bir yerellikteki sefalet vs. vs. ekonominin, değer yaratılmasının, sermaye biriktirilmesinin önüne geçmiyor. hatta zamansal olarak daha küresel düşünürseniz yerel ulusal iradelerin yani krize girip çıkabilen bedenlerin yerine bu bedenlerin başka bedenlerin parçası hale geldiğini dolasıyla tersine bir krizin, veya ölümün diyelim çoktan gerçekleştiğini söyleyebiliriz, yani gübre işlevi falan görüyor bazı sözde ulusal ekonomiler. bir daha hiç bir zaman kriz ilan edilmeyebilir aynı çoktandır savaşların ilan edilmemesi gibi. bu politik ekonominin yirminci yüzyılda ağ şeklinde örgütlenmesi ve önceden "kriz" ve "istikrarsızlık" olarak adlandırılan durumları bile sistemin işlerliğinin parçası haline getirdiği bir dönemin sonuçları. yani atmosferi terkederken yakıt depolarını salan bir roket gibi eskiden birkendi içinde sömürü olsa da bir bütün olarak görülen toplumdaki egemen aktörler artık o bütünlükten kendilerini ayırmayı başardılar. bunun bir örneği enerji kaynaklarının değişimi üzerinden de görülebilir. ingilterede kömür madenlerinin endüstrinin olmazsa olmaz enerji kaynağı oluşu maden işçilerine kriz yaratabilme gücü veriyordu bu sayede ortaya bir masa çıkıyor ve o masanın etrafında konuşuluyor ve ortak çıkarlar sivil bi şekilde çözülüyor gibi bir dönem vardı, ama gördüğünüz üzere temelinde şiddet potansiyeli var masanın. kurtuluş savaşı da benzer bir süreç bi anlamda. kömür madenlerindeki işçilerin veya liman işçilerinin bu gücü tam olarak yapısal bir bağımlılıktan faydalanmaları yani sanki bir bedene benzetelim yine eğer toplumsal anlamda kömür badenleri kalpse bedene istediğini yaptırabilir yani kalbin vücudu krize sokabilir dolayısıyla kalbine iyi bakmak zorunda kalırsın. neyse tarihte ilerlediğimizde şunu görüyoruz bu liman işçilerinin, tren işçilerinin, maden işçilerinin birleştikleri vakit ikamesi yapılamayan konumları petrol ekonomisi ile değişiyor. petrol ve gemiler ve konteynırlar ve ağ teknojileri ile kimse eşsiz değil gibi bi sahaya taşınabiliyor politik ekonomi. hem sınıfsal olarak hem de jeopolitik olarak bağımlılık içeren ilişkinin yerine birbirinin yerine kullanılabilir ve birbiriyle rekabet eder hale gelmiş altsınıflar ve ulusallığı kalmamış ulusal ekonomiler yaratılıyor. bir petrol üstünde petrol işçilerinin maden işçileri gibi bir gücü yok, çok daha az insan, çok daha gözetim denetim ile, nerdeyse askeri bir alanmışçasına korulan şehirlerden falan izole yerlerde çıkarılıyor ve demir yolları falan yerine tüplerle avrupaya falan taşınıyor böylece işçilerin olay üstünde bir iktidarı kalmıyor. gene belki maaş alıyorlar ama artık üretimi ve dolaşımı krize sokacak bir güçleri yok, dolayısıyla o masa vardı ya hani o masa kalkıyor -ne meclis, ne gazete, ne meydan kalıyor. bi yerde politik bir kaynak krizi çıkartılıyorsa kapitalist sınıf buna mecbur değil gidip başka ülkeden alabiliyor, zaten politik iradelerin un ufak edilmesindeki, iktidarsız bırakılmasındaki amaç da bu, gençler siyasete erke güce değil, iyiliğe sivil toplum diyaloğuna, göçmenlerle dayanışma falan gibi gücü olmayan ama psikolojik olarak insanı iyi hissteren toplumsal görevlere itiliyor, devlet milliyetçilik özkudretle değil gücün aşırı kullanımı ile ilişkilendirilip özörgütlenmenin önü tıkanıyor.
    mevcut durum bu tarihtir. katar sermayesi o sermayesi oldukça akp krize girmeyecek veya geçirdikleri hasar yaralar totali iyileştirmek adına yöntemlerle tedavi edilmeyecek, vücudun o kısımları kesilecek biçilecek anestezi verilecek uyuşturucu verilece o bizim vücut değil ki falan denilecek çünkü o bütünlük belli çağdaki bir politik ekonominin toplumsallığın yeniden üretiminin yarattığı bir toplumsal organizasyonun sonucuydu, bir idealden fikirden kaynaklanmıyordu. üretim biçiminin tarihsel gelişimi kriz mefhumunu belli yerellikler için ortadan kaldırmış olabilir. bu entryi de hem durumumuzu anlayalım hem de bu içteki soru işaretine bir cevap denemesi olsun diye yazmış oldum.
  • ekmeğe doğrudan yapılacak zamdır. zaten bunu yapmaya korktukları için zam yerine gramajı düşürüp işin içinden çıkmayı başardılar. fakir adam ete, süte, benzine gelen zam'a bakmaz çünkü onun yegane besin kaynağı ekmektir.
  • ya bırakın bu karalamacalı başlıkları eskiden tuvalet 1 milyondu şimdi 1 lira size de yaranılmıyo ha.