şükela:  tümü | bugün
  • 2 gün önce başlayan ve şu anda twitterda tt olan hastag.ülkemiz için utanç verici bir söz olması da ayrı elbette.son yıllarda türkiye den avrupa ve abd ye yoğun bir göç var,çevremden de birçok arkadaşım,dostum gitti,ama şunu biliyorum ki hiçbiri gittikleri ülkede bu şekilde muamele görmedi,kimse ülkesini bırakıp gitmek istemez,ama savaş,ama ideal,ama ekmek parası bir şekilde uzaklaşmak zorunda kalmıştır sadece.vatandaşlık verilmemesini istemek ayrı bir düşünce,varlığına tahammülüm yok demek çok daha farklı ve ayrımcı bir düşünce.suriyelilerin ülkemize isteyerek gelmediği çok açık,birçok riski göze alarak burada tutunmaya çalışıyorlar,bizim ülkemizde de savaş olabilirdi,biz de göç etmek zorunda kalabilirdik.unutmayalım ki yıllar önce,bulgaristan dan,ıraktan,bosna ve kosova dan yaşam koşulları ve baskılar sebebiyle insanlar geldi bu ülkeye onlara nasıl davranıldıysa bu insanlara da o şekilde davranılmalı diye düşünüyorum.
  • desteklediğim kampanya.

    sikerim din kardeşliğini.. bana mı sordunuz lan barbar sürüsü din kardeşlerinizi memlekete sokarken, kardeşim dediğim adamı düşman ilan ederken, komşundaki iç savaşı körüklerken? din kardeşini beslemek isteyen alsın anasının koynuna soksun.
  • irkci, ayrimci, gelecege guvenimi azaltan, endiselerimi ve korkularimi korukleyen nefret soylemi.
    bu dunya herkese yeter, keske butun ulke sinirlari kaldirilsa, multeciler 'insan' muamelesi gorse. dilegim bu.
  • (bkz: #61522300)
  • desteklediğim kampanya.

    her kırmızı ışıkta dilenen suriyeli görmekten hoşlanmıyorum.

    suriyeliler ülkelerine gönderilsin ve ülkelerinden kaçmak yerine topraklarını savunmaya konsantre olsunlar.
  • dün minibüste giderken bir tanesinin gözümün içine baka baka burnundan sümük ayıklayıp koltuğun kenarına sürmesinden beri, benim de desteklediğim kampanyadır.
  • keşke savaş olmasaydı da gelmek zorunda kalmasalardı. dün bir suriyeli abiyle baya konuştuk. bu muhabbetin üzerine bu başlığı görünce yazmak istedim. bende böyle düşünüyordum hele ki telefonumu bir suriyelinin çalmış olması ve ardından yakalanması bu nefretimi daha da katladı. fakat dün abiyle konuştum 4 çocuğu vardı. anneleri bombalanan binanın altında kalarak ölmüş. kendisi dilenci değil. tespih yapıp satan birisi. parkta yaşıyorlar. dün nefretim bitti derken bu seferde dünyaya kinlendim. elimden daha fazlası gelse keşke. keşke bir savaş çocukları annesiz bırakmasa başka bir ülkeye gitmek zorunda bırakmasa parkta yaşamak zorunda bırakmasa. düşünsenize eviniz var işiniz var mutlusunuz çoluk çocuk ondan sonra her şey elinizden kayıp gidiyor. o çocukların psikolojisini düşünün yıllarca böyle yaşamak zorundalar. anneleri evleri okulları her şeyleri gitti. biraz vicdan ve empati tüm bakış açılarınızı değiştirir diye umuyorum.
  • tam da referandum öncesi hem iş hem tatil amaçlı londra'ya gitmiştik. haklı olarak kiminle konuşsak konu bir yerden sonra dönüp dolaşıp referanduma geliyordu. ingiltere'nin ab'den ayrılma nedeni ya da bu süreci politize etme şekli konu dışı olmakta birlikte benim en çok dikkatimi çeken londra'da yaşayan türkiyeli'lerin neredeyse tamamının referandumda evet oyu kullanacaklarını duymak olmuştu. gerekçe olarak da yabancıların ülkeye gelip ülkeyi mahvetmelerini, ülkeyi doldurmalarını, iş olanaklarını sınırlandırmalarını gösteriyorlardı. yabancı ve çoğunlukla "sığınmacı" olarak kabul edildiği bir ülkede, başka bir yabancı ve "sığınmacı" için nasıl bu kadar faşist bir tutum sergilenebildiğini aklım o zaman da almamıştı. şimdi de almıyor. konuşma sırasında eşim "faşitlerle aynı tarafta yer alıyorsunuz. bunun dönüp dolaşıp size de yansıyacağını düşünmüyor musunuz?" dedi. cevap daha da enteresandı; bize bir şey olmaz. onlar gelmesin!"

    nitekim referandum sonrası ateşlenen fitili gördük. faşistler ülkelerinde artık hiç bir yabancıyı istemediklerini, hepsinin evlerine dönme zamanının geldiğini belirten broşürler dağıtmaya başladı.

    konuyla alakası yok gibi durabilir.

    hatta londra dahil olmak üzere ingiltere topraklarına yerleşen çoğu yabancının, ingiltere'nin sömürgeci zihniyetinden nasibini almadığını var saysak bile, "dış politikamızı bir ülkenin iç savaşını tetiklemek için yürüttüğümüz" bir dönemde bu savaştan kaçan, hatta burayı bir umut kapısı olarak görmekten çok mümkünse en yakın avrupa ülkesine geçebilmek için "ölüm pahasına" bir aracı olarak gören insanları istememek bana çok acımasızca geliyor.

    hoş bu ülke de en ufak bir eleştiri yaptığımda bana bile "beeenmiyoosan git o zamağğğn" diyen, ülkenin tapusu kendinde zanneden bir sürü hasta ruhlu insan var. sanıyor ki bir ülkeyi çok sevmek toprağın "işlenmese bile" orada durmasından ibaret. ormanlık alanlar talan ediliyor ama olsun, toprak yerinde.

    sen o kapılar açılırken neredeydin mesela?
    hatay'ın köylerinde "mülteci kampları" adı altında suriyeli gerillalar beslenirken nerdeydin?
    biz bunları sosyal medya üzerinden bangır bangır bağırıp seni uyarmaya çalışırken nerdeydin?
    "yeterli alt yapı oluşturulmadı, kamplar düzenli değil, taşıyabileceğimizden fazlası geçiriliyor sınırlarımızdan, ellerine tc kimlikleri veriliyor, oy kullanma hakkı tanınıyor" diye kendimizi paraladığımızda nerdeydin?
    dönemin başbakanı sırf esad'ın kuyusunu kazmak için meydanlarda bağımsız bir ülkenin iç işleri hakkında atıp tutarken, bilinçsiz bir kalabalık tüm bu laf salatasını canhıraş bir şekilde alkışlarken nerdeydin?

    bir akp'li olarak "gelsinler. eset'in zulmunden kaçıyorlar. tu kaka eset" demediysen şayet, bir ulusalcı olarak "hatay nere lan, salla. bize bişey olmaz" diyordun büyük ihtimal.

    ama oldu canım bak.

    yuttuğun, göz yumduğun tüm o süreç bugün geldi seni buldu.

    bizimki o zaman da misafirperverlik değildi şimdi de değil...

    kötü niyetli bir politikanın mağdur bıraktıklarına bir tekme de sen vur şimdi, e mi canım kardeşim!

    tanım; twitter gündemi.
  • neymiş türkiye'de ırkçılık yokmuş!

    avrupa, abd seni istemesin, sen de suriyelileri isteme.

    neyse fazla "duyar kastım" herhalde.

    habibi go home!!!
  • geçtiğimiz hafta başımdan geçen bir olayı hatırlatan başlık.

    yer: istanbul'da bir süpermarket

    aldığım şeylerin ödemesini yaparken, marketin çıkış kapısında 10-12 yaşlarında bir suriyeli dilenci benden para dileniyor. ben de üzgünüm bozuğum yok diye cevap veriyorum. bunun üzerine kasiyer para dilenen kişiye defalarca "defol!" diye bağırıyor. akabinde suriyeli de "asıl sen defol!" diyerek var olmayan bir seviyeyi el birliğiyle magma seviyesine kadar indiriyorlar. finalde ise kasiyer abla avazı çıktığı kadar bağırarak, "defolup gideceksiniz bu ülkeden!" diyor ve çocuk boynunu bükerek kayıplara karışıyor.

    şimdi bana "neden kasiyere ağzının payını vermedin?" sorusunu yöneltebilirsiniz. açıkçası bu tür saniyeler içerisinde gerçekleşen durumlarda genelde kan donması yaşadığım için ağzımı bile açamadan olay geçti gitti. ikincisi kasiyer abla çok çaçarondu. bi laf söylesem kavgaya kadar giderdi o yüzden muhatap olmamayı tercih ettim.

    olayla fikrimi soracak olursanız da şunu söyleyebilirim: çocuk biraz mikrop tipliydi. yani mahsun ya da savaştan kaçmış bir sığınmacı profilinden ziyade, daha çok post apokaliptik filmlerde gördüğümüz yol kesen serseri/yağmacı bir tavırdaydı. o yüzden ağzının payını alması gerekiyordu ama bu şekilde değil. her ne tavırda olursa olsun savaş mağduru bir insana "bu ülkeden defolacaksınız!" diye tüküre tüküre bağırmak bana göre insanlık dışı bir hareket.

    sonuçta ben onun yerinde olabilirdim, o da benim yerimde olabilirdi. öyle değil mi?

    not: olur da bi ihtimal çaçaron kasiyer işinden olmasın diye markete ait isim, lokasyon vb. bilgileri özellikle paylaşmadım.