şükela:  tümü | bugün
  • yılanın başı önemli; her şeye amenna denmesinden mütevellit koca koca ülkeler batar , bir insan deyip geçme onun altında ne hinlikler yatar ...
    beni sokmayan yılan hiç deme adama sırasını bekletirler sevgili sözlük
    facebook üzerinde paylaşılan ve aaaaaa ama bu tanıdık geliyor dediğim herşey var bu yazının içersinde okuyun hak verirsiniz ...
    iranlı bir gazetecinin uyarıları.
    (bizdeki olaylarla pek örtüşüyor.)

    merhaba. benim adım bahman nirumand. iranlı bir gazeteci-yazarım.
    şahın devrilmesinde aktif rol oynayanlardanım.

    ve aynı zamanda mollaların, demokrasi ve özgürlük getireceğine inanan milyonlarca solcu, demokrat, liberal ve milliyetçi insandan biriyim.

    evet, humeyni yeryüzünde cenneti vaat etti bize. demokrasi gelecek, kimse fikirleri ve siyasal görüşleri yüzünden tutuklanmayacak, işkence yapılmayacak, kadınlara eşit haklar verilecek, giyim serbest olacaktı.

    üzerinde durmadık

    her şey 14 ocak 1979 tarihinde değişti. şah, iranı terk etti. ardından iran tarihinin en büyük yürüyüşü tahran’da yapıldı. sansür, yasak yoktu, istediğimiz gibi bağırıyorduk.

    ertesi gün gazetede, bir hırsızın genç mollalar tarafından yakalanıp, adına islam mahkemesi denilen bir mahalli heyet tarafından 35 kamçı cezasına çarptırıldığı haberini okuduk.

    haberi ciddiye almadık; üç beş sapsızın işi dedik.

    bu arada bira-şarap fabrikalarının yakılması, sinemaların tahrip edilip filmlerin sokaklara atılması gibi olayların üzerinde hiç durmadık. ufak tefek şeylerin toplumun demokrasi ve ulusal bağımsızlık yolundaki çabaları etkilemesini istemiyorduk.

    biz bunları söylerken, mollalar tarafından, kadın ve erkeklerin yan yana yüzemeyecekleri; okullarda aynı sınıflarda olamayacakları; birlikte spor yapamayacakları gibi gerici kararlar ardı ardına alınmaya başlandı.
    “müslüman kadınların yanında fahişelerin yeri yoktur denilerek kadınlara örtünme zorunluluğu getirildi. özellikle üniversitelerde bu yüzden çatışmalar çıktı.

    bu çatışmalardan rahatsız olduk; kadın sorununun güncelleşip ön plana geçmesini istemiyorduk!

    peçesiz, başörtüsüz sokağa çıkan kadınlar artık açıkça, gözümüzün önünde dövülüyordu. bazı kadınların yüzüne kezzap atılıyordu.

    biz ise hala büyük laflar ediyorduk; bu tür olayları devrimin kaçınılmaz sancıları olarak görüp umursamıyorduk! ittifak eylem birliği gibi terimlerin peşinden koşup duruyorduk.

    geçiş sancıları sandık

    humeyni, bütün sorunlarımızın sebebi, cemiyetimizdeki ahlaksızlıklardır. bunların kökünü kazımalıyız diyor; genç mollalar terör estiriyordu. kitapevleri yağmalanıyor; gazete bayileri ateşe veriliyordu.

    şirazda islam mahkemesi eşcinsel ve fahişe olduğu gerekçesiyle dört kişiyi idam ediyordu. benzer olay tahranda da gerçekleşiyor, üç fahişe ve üç eşcinsel kurşuna diziliyordu.

    şimdi düşünüyorum da, insan zamanla her türlü aşağılanmaya alışıyor galiba. hiçbirini görmüyorduk; basmakalıp analizlerimizin doğru olduğuna o kadar inanıyorduk ki!..

    oysa toplum hızla dincileştiriliyordu. alınan her kararda tamam bu sonuncusu diyorduk. ama arkası hep geliyordu.

    kızların evlenme yaşı 18’den 13’e düşürüldü. parfüm, ruj, saç boyası, mücevher gibi kadın malzemelerinin yurda girişi yasaklandı. kadın çamaşırı satan mağazaların vitrinlerine sutyen, kombinezon vs. koymasına bile izin yoktu.
    kamu dairelerinde kadın memurlara tesettüre girme emri çıkarıldı.
    biz aydınlar hep aynı düşüncedeydik: demokrasi ve özgürlüğe geçiş sancılarıydı bu tür vakalar! abartmaya gerek yoktu.

    referandum oyunu!

    üç ay önce humeyni, paris’te komünistler de dâhil olmak üzere her görüşün rahatça örgütleneceği bir demokrasiden, özgürlükten bahsederken, şimdi tüm solcu, milliyetçi ve liberalleri islam düşmanı ilan etmişti.

    mollaların en iyi siyasi stratejileriydi; işlerine gelmediği zaman hemen gündemi değiştiriyorlardı.

    referandum meselesini gündeme getirdiler. halka soracaklardı: islam cumhuriyetini istiyor musunuz, istemiyor musunuz?

    kuşkusuz bu bir oyundu...

    yapılan propaganda belliydi; dediler ki: islama evet mi, hayır mı diyorsunuz?
    biz bu oyunu biliyorduk ama şöyle düşünüyorduk: önemli olan cumhuriyettir; serbest seçimlerdir; demokratik haklardır; özgürlüklerdir. islam cumhuriyeti bunu sağlayacaksa neden karşı çıkalım?

    sonuçta, evet diyen 20 milyon, hayır diyen ise sadece 140 bindi.
    mollalar bu referandum sonucunu çok iyi kullandılar. güya tüm ülke yaptıklarını onaylıyordu. artık televizyondan sonra basın da ellerine geçmişti. sanki tüm muhaliflerin sayısı 140 bin kişi gibi gösterdiler. hâlbuki 20 milyon içinde bizim oyumuz da vardı. ama artık bizim sesimizin çıkmasına izin verilmiyordu.

    halkı anlayamadık

    mollalar güçlendikçe saldırganlaştılar.

    örneğin, tirajı bir milyon olan liberal ayendegan gazetesini kapattırdılar. sıra sonra keyhan gazetesine geldi; muhalif yazarların işten çıkarılmasını sağladılar.

    özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık için ayaklanan halkın, bu kadar kısa sürede değişeceğini düşünememiştik.

    sanmıştık ki, mollaların gerici yasalarına/kurallarına halk karşı çıkacak. hâlbuki tersi oldu; mollalar yasak, sansür getirdikçe arkalarından gidenlerin sayısı arttı.
    örtünmek moda oldu!

    tüm bunlara gelip geçici bir fırtına odiye bakmak ne büyük yanılgıydı.
    komünistlerden, solculardan, demokratlardan, milliyetçilerden sonra liberal islamcılar da zamanla mollaların hedefi oldu.

    şah döneminden daha çok insan cezaevlerine konuldu; idam edildi.
    milyonlarca insan canını kurtarmak için yurtdışına kaçtı.

    kaçanlardan biri de bendim.l

    umarım bizim hatalarımızdan birileri ders çıkarır.