şükela:  tümü | bugün
  • milliyetçilik ve ülkücülük üzerine türkiye’de bir çok kitap yazılmış ve tartışmalar yapılmıştır. ancak ideolojik tabanın anlaşılabilmesinin en iyi yolu, kaynağa inmek, bir başka değişle mhp’nin en önemli figürü alparslan türkeş’in, işbu ideolojiyi tanımladığı “dokuz işık” adlı kitabını incelemek olacaktır düşüncesindeyim. ikinci nesil bir teorisyen olarak türkeş hocalarından (reha oğuz türkkan ve nihal atsız başta olmak üzere) aldığı öğretileri siyasal olarak formüle etmeye çalışmış, daha diplomatik bir üslup kullanmış yani dönemin şartlarına doğrudan karşı çıkmamaya daha da özen göstermiştir.genel olarak, bu kitabında türkeş, atatürk ilkelerine paralel olarak, edindiği dokuz prensibi açıklama yoluna gitmiştir. fakat türkeş kitabında bir çok defa tekrar yoluna başvurmuş ve belli ilkelerin birleşimini yeni ilkeler olarak sunmuştur. örnek verecek olursak gelişme ve teknikçilik ilkesi milliyetçilik ve ilimcilik ilkelerinin birleşimi, endüstri ve teknikçilik ilkesi ise toplumculuğun iktisadi aşamasının bir uzantısı olarak göze çarpmaktadır. bu entryde türkeş’in bu ilkelerini önemli noktalarına atıfta bulunarak özetleyeceğim.

    dokuz işık ideolojisinin ilkelerinden önce alparslan türkeş, esasların dayandığı temel üzerinde durmuştur ki bu esaslar, faşizm ilkeleriyle büyük oranda örtüşmektedirler. anca türkeş öncelikle savunduğu ideolojinin faşizm olduğunu reddeder. faşizmikapitalizm`in dejenere bir sapması ve insan hak ve hürriyetlerine inanmayan gerici diktatörlükler olarak görür; öbür yandan tarihin bir milletler mücadelesi olduğunu savunan faşist anlayışı da benimsemekten geri durmaz. ayrıca mit oluşturmak yoluyla milli bilinç oluşturma yolu da türkeş’in stratejisinde önemli rol oynamaktadır. ancak bu, “ahlakçılık” ilkesinde daha iyi görülür; bu yüzden açıklamaları orada yapmak konunun daha kolay anlaşılmasını sağlayacaktır.

    alparslan türkeş’in “temel dava” olarak nitelendirdiği hedef, geri kalmış türk milletinin hızlı bir şekilde kalkınarak kendi ayakları üstünde durabilecek hale gelebilmesidir. işbu hedefe ulaşılmazsa türkler, milletler mücadelesinin kurbanları arasına katılacaklardır. dokuz işık da bu durumun meydana gelmesini önleyebilmek için temel plandır.

    dokuz işık’ın ilk ve temel kavramı “milliyetçilik”tir. milliyetçilik, türk milletine bağlılık ve sevgi ile türk devletine sadakat ve hizmet olarak tanımlanır. ancak bunu ırkçı bir anlayışla değil, insan sevgisi ile insan haklarına saygılı olarak yapılması kanaatindedir. bu bağlamda fanatik ırkçılıktan ayrıdır. milliyetçi hareketin öncülerinden olan nihal atsız ve reha oğuz türkan’ın aksine alparslan türkeş, türk olmanın ilk şartını milli bilince bağlar. “türkçülük anlayışımız, manevi şuurlanmaya dayanır. bu temel üzerinde türklük şuuruna erişmiş....ben türküm diyen herkes türk tür....sapık ölçülere ... laboratuar ırkçılığına inanmıyoruz.”

    milliyetçilik, türklüğü yok etmeye çalışanlara karşı bir bütün olarak hareket etmeyi öngörür. bu bağlamda sınıfsız toplum hedeflenir ve sınıf temelli tüm ideolojilere karşı sert söylem ve eylemlere girişilir. bu, tüm faşist ideolojilerde olduğu gibi sert bir marksizm – komünizm karşıtlığıyla beslenir. keza bu anlayış faşist ideolojilerin temel prensiplerinden biridir. faşizm, emek – sermaye karşıtlığını yok sayarak sermayedar sınıfının elini güçlendirir. öbür yandan milliyetçi ideoloji temelde kapitalizm başta olmak üzere sömürü düzenlerine de karşıdır. en nihayetinde prensip olarak “türk milletini zarara uğratacak, onun hayatı için tehlike yaratacak hiç bir harekete hürriyet tanıyamayız. türk milletini yıkma, yok etme hürriyeti diye bir hürriyet bu topraklarda tanınamaz” prensibi benimsenmiştir.

    milliyetçi ideolojinin ikinci ve en önemli ilkesi ülkücülüktür. ülkücülük, türkeş tarafından türk milletinin hem maddi hem de manevi anlamda dünyanın en tepesinde olması ideali şeklinde tanımlanmıştır, ülkücülüğü de batı idealizminin türk milliyetçiliği için yansıması olarak kabul etmiştir. ideal ise türk milletini en kısa yoldan, en kısa zamanda modern uygarlığın en üst seviyesine çıkarmak, mutlu, müreffeh hale getirmek; bağımsız, özgür kendi haklarına sahip bir hayata kavuşturmaktır.

    ülkücülüğün genel anlamda anlaşılan en temel özelliği türk birliği’dir. bir başka değişle dünya üzerindeki tüm türkleri tek bayrak, tek devlet altında toplama idealidir. türkeş bu idealin doğal olduğunu kitabında çeşitli defalar savunmuş ve panislavizm, alman birliği, arap birliği gibi örneklerle kendini halı çıkarmaya çalışmıştır. türkeş’in milliyetçiliği, yukarıda da belirttiğim üzere daha dolaylı bir anlatımla ve çağın şartlarıyla uyumlu olarak, bu birliğin diplomasi ve propaganda yoluyla gerçekleştirilmesi gerektiğini savunmuştur.

    türkeş’in üçüncü ilkesi olan ahlakçılık ile, daha çok "milli maneviyat" üzerinde durulmuştur. bu ilkeyi türkeş, türk milletinin ruhuna, örf ve adetlerine uygun yüksek varlığını korumayı ve geliştirmeyi öngören esaslar olarak tanımlamıştır. milliyetçiliğin ve faşizmin en önemli aşaması olan halkın mobilizasyonu için ilk şart olarak kabul edilebilecek bu ilkede türkeş, öze uygun olarak faşist retoriği kullanmaktan çekinmemiştir. ayrıca bu söylemlerinde türkeş hocalarından farklı olarak türk – islam sentezini yakalamış olarak görülüyor.

    ahlakçılık ilkesinin bir diğer boyutu da milli ahlak kavramıdır. türkeş’e göre türk milleti zaten çok büyük bir ahlak buhranı içindedir ve yeni bir ahlak inkılabı yapılması gerekmektedir. keza ahlakın sağlam olmadığı bir toplumun iktisadi açıdan ne kadar gelişmiş olursa olsun kalkınamayacağını öne sürer. en nihayetinde sadece maddeyle kalkınmanın yetersiz olduğu görüşündedir.

    türk milliyetçiliğinin genel düzen açısından en önemli bölümünü toplumculuk ilkesi oluşturmaktadır. öyle ki bu ilke genel siyasal yapıyı, toplumun sosyal yapısını ve iktisadi anlayışı düzenleyen temelleri oluşturmaktadır. toplumculuk ilkesinin bu üç alt başlığını kısaca özetleyecek olursak:

    1.siyasal yapı: türkeş, dokuz işık’ta, milli demokrasi başlığı altında siyasal yapının temel örgütlenmesini ortaya koyar. buna göre milletin sosyal yapısına uygun olarak altı “sosyal dilim”in temsilcilerinden oluşan bir meclis öngörülmektedir. sınıfsız bir toplum öngören türk milliyetçiliğinin bile sınıf yerine sosyal yapı öbeğini kullanarak toplumu bölmesi düşündürücüdür. öbür yandan bu meclisin amacının sosyal adalet olduğu öne sürülür. keza türkeş'in, karşı olduğu ideolojileri eleştirmesindeki temel nokta hem kapitalizmin hem de sosyalizmin birer sömürü düzeni olmasıdır; kapitalizmin burjuva sömürüsü, sosyalizmin ise parti – devlet diktatörlüğü olduğunu dile getirilir. ayrıca söz konusu meclis olduğunda ise liberalizm bir sermayedar demokrasisi, sosyalizmi ise bu burjuvaların yerini alan komünist parti üyelerinin demokrasisi olarak görür. milli demokrasi, tüm topluma temsil hakkı getiren, hakça bir düzendir, hakimiyet belli bir zümreye değil, milletin tümüne aittir. ancak faşist anlamda ele alındığında, bu meclisin bir benzerinin italya’da kurulmuş olan “korporasyonlar meclisi” olması, partinin ideolojisinin faşizme kaydığının bir göstergesidir.

    öte yandan türk milliyetçiliğinin bu aşaması reformcu – devrimci bir nitelik göstermekten de geri kalmaz, milli bünyeye uymayan, temeli avrupa demokrasilerine dayanan anayasayı sonuna kadar değiştirmeyi ve milli demokrasiyi tüm müesseseleriyle kurmayı vaad eder. milliyetçi hareket, temel siyasal yapıyı tümden değiştirerek başkanlık sistemini kuracak, senatoyu kaldıracaktır. “tek başkan – tek meclis” sistemiyle toplumu bütünleştirecektir. bu söylem de türklerin tarih boyunca tek merkezci icra sistemiyle yönetildiğini, bütünleşmeci olunması gerektiğini iddia etmekle desteklenmektedir. burada da türk milliyetçi hareketinde egemen olan “lider” kavramının yansımalarını görüyoruz. faşizm karşıtlığı söylemini her fırsatta dile getiren türkeş, yapısal düzenlemeler söz konusu olduğunda söylemini unutmuş görünmektedir.

    2.sosyal yapı: milliyetçi hareket, türk milletini ortak dil, soy, ülkü, kültür ve tarih birliği içindeki, bağımsız bir insan topluluğu olarak tanımlar ve soy birliğini en önemli faktör olarak görür. alparslan türkeş’in millet hakkındaki en önemli çelişkisi burada yatmaktadır. bir yandan “...soy tabii ve organik bir unsur olduğu için insanların fikri ve fiziki özellikleri, yetenekleri birbirinden farklıdır.” iddiasında bulunurken hemen ardından “...kendini türk hisseden ve türklüğe adayan herkes türk’tür.” diyebilmekte ancak yine soyculuk anlayışını antropolojik ırkçılıktan ayrıldığını beyan edebilmektedir.

    sosyal alanda yine reformcu bir anlayışla idare, sanayi, tarım ve eğitim alanlarında reformlar vaad edilmektedir. özet olarak idari reformunda paslanmış ve yozlaşmış bürokrasiyi düzenlenmesi, sanayi reformunda ağır sanayi atılımını yaparak diğer milletlerle aradaki açığın hızla kapatılması, tarım reformunda tarım politikasının tek merkezce (yani devletçe) belirlenerek tarım fazlasının sanayiye kaydırılması ve tarımın modernizasyonu öngörülmektedir. eğitim politikası ayrıca incelenecek olursa türk milliyetçiliğinin bir başka çelişkisi daha ortaya çıkmaktadır. türkeş’e göre eğitim yata ve dikey olmak üzere ikiye ayrılmalı, dikey eğitimle ülkeyi yönetecek seçkin sınıf yetiştirilmelidir. bunun yanında yatay eğitimle geri kalan yurttaşların belli bir seviyeye gelmesi de ihmal edilmemelidir. eğitim reformu da milletin bölünmezliğini ilke edinmiş bir ideoloji için bir çelişki oluşturmaktadır. şöyle ki; seçkin kısım zamanla oligarşik bir yapıya kavuşacak, temel ideallerden sapılmış olacaktır. bir başka değişle tüm vatandaşlar eşit olacak ama seçkinler biraz daha fazla eşit olacaklardır.

    3.iktisadi yapı: milliyetçi hareket, kapitalist sömürü düzeninden kurtulup millileştirilmiş bir iktisadi düzen önerir. bu sistemle 20 yıl içerisinde gelişmiş devletler düzeyine ulaşılabilecektir, ayrıca dış yardımlar ve borçlar, kalkınmayı sağlamaz, işçilerden toplanacak tasarruflarla kalkınılacaktır.
    kalkınmanın bir diğer aşaması ise milletin iktisadi anlamda teşkilatlandırılmasıdır. buna göre ülkedeki üretim araçları, bu altı sosyal dilime eşit olarak paylaştırılacaktır. buna göre özel sektör ve devlet sektörünün yanında bir de millet sektörü oluşturulacaktır. milliyetçi hareket özünde özel sektöre karşı olmamasına rağmen, bu sektör milli menfaatlere uygun hale getirilmelidir. burada yine türkeş’in bir çelişkisi daha ortaya çıkmaktadır ki millet sektörü adı verilen kurumun, devlet sektöründen nasıl ayrıldığı muğlaktır. keza millet sektörü, milletin temsilcisi olan devlet tarafından yönetilecek, bu anlamda devlet sektöründen farkı kalmayacaktır. kazançlar ise devlet sektöründe de millet sektöründe de en nihayetinde millet için olduğundan bu aşamada da fark görünmemektedir. bir ayrım olarak sadece ağır sanayi vb. yatırımların devlete, temel ihtiyaç yatırımlarının ise millete ait olduğu görülüyor.
    iktisadi yapıdan bahsederken türkeş, işçilere ve işçi haklarına da değinmiştir. türkeş’e göre, sömürünün sona ermesi için, tüm işçiler tek sendika altında birleşmelidir. ayrıca işçiler çalıştıkları fabrikaların da hissedarı olacaklar ve bunun yanında işçilere grev ve toplu sözleşme hakları da verilecektir.

    en nihayetinde milliyetçi iktisat politikasının temelleri, dış borçlanma ve yardımlardan ziyade milli tasarruf üzerinden elde edilecek kaynaklarla kalkınmaya dayanmaktadır. ayrıca işsiz vatandaşların üretime katılabilmeleri için kalkınma hamlesi sırasında süratle yeni iş sahaları açılmalıdır, ancak sanayi hamlesi, modern tarım olmadan bir anlam ifade etmeyeceğinden ülkenin bir bütün olarak ve kademeli kalkınması gerekmektedir.
    milliyetçi hareketin kamunun yapılandırılması konusundaki en önemli ilkesi olan toplumculuk ilkesinin ana hatları bunlardır. keza dokuz işık’ın bu ilk dört ilkesi, içlerinde en önemlileri olup hareketin ideolojik yapısı hakkında bir fikir vermeye yetmektedir, diğer ilkeler de bu dördü üzerinden ortaya çıkarılmıştır.

    ilimcilik ilkesi, kalkınmak için gereksinim duyulan ilim anlayışını tanımlarken, milli gençlik anlayışının da ana hatlarını çizmekte, yeni yetişen neslin nasıl özelliklere sahip olduğunu tanımlamaktadır. türkeş’e göre gençlik hiç bir zaman milli bir dava olarak görülmemiş ve arka plana itilmiştir. nüfusun en büyük kısmını oluşturan gençliğin toplum meseleleriyle daha fazla uğraşması gerekmektedir. bunun yanında aydınların da türk halkıyla nasıl ilişkileri olması gerektiğini de belirleyen türkeş, daha önceden açıkladığı ülkücü seçkinin kalkınmanın temel harcı olacağını aksi takdirde gelişmenin mümkün olamayacağını iddia eder. bu seçkinlerin ise devlet politikası ve planlarıyla belirlenecek sayıda, milli kalkınmanın gerektirdiği ölçüde olacağını belirtir.

    hürriyetçilik ve şahsiyetçilik ilkesi, dokuz işık doktrininin bireyleri ilgilendiren kısmını oluşturur, sınırları ise oldukça muğlaktır. keza bu ilkenin içeriği toplumun bireyler üzerinde yükseldiği önermesine dayanırken, ilkeyi oluşturan iki kavram sadece bu önermeyle tanımlanır ve sonraki aşamalarda ilkenin irdelenmesine rastlanmaz, faşist ideolojilerin genel anlamda çokça kullandıkları demagojik sloganlara yer verilir.

    dokuz işık’ın yedinci ancak rasyonel anlamda altıncı ve son ilkesi köycülüktür. türk milliyetçi hareketinin tabanının büyük bölümü kırsal kesimde olduğundan dolayı, türkeş bu bölüme özel yer ayırmıştır. önceki bölümlerde de belirtildiği üzere ülkenin toptan kalkınması için tarım üretiminin en yüksek dereceye çıkarılması ve buradaki fazlanın sanayi sektörüne aktarılması gerekmektedir. bu yüzden köylere fazladan özen gösterilmelidir. ayrıca şehirlere akmaya başlayan nüfusun engellenebilmesi için köylerin kalkındırılması ve bunun da çevreden merkeze doğru yapılması gerekmektedir. buna göre köylerin ihtiyaçlarının, sağlık, eğitim ve ulaşım bakımından, acilen karşılanması, tarım ve buna bağlı sektörlerin kentten köylere taşınması ve köylerin örgütlendirilerek tarım kentleri haline getirilmesi gerekmektedir.

    dokuz işık doktrininin son iki ilkesi “gelişmecilik ve halkçılık” ile “endüstri ve teknikçilik”ten ibarettir. bu iki ilke, dokuz işık doktrinin daha önceden açıklanmış ilkelerinin birleşimidir. gelişmecilik ve halkçılık, kalkınma hamlesi sırasında milli değerlerden kopulmaması gerektiğini öne sürerken endüstri ve teknikçilik ilkesinde ülkedeki temel sanayi sorunlarının milliyetçi bağlamda ne anlama geldiği ve bunların nasıl çözülebileceği tartışılmaktadır.

    not: bu entryde dergah yayınları'ndan çıkan dokuz işık'yan yararlandım. bir çok sürümü var bu kitabın aslında...

    aylar sonra gelen edit: türkçe yanlışlarının bir kısmını düzeltmeye çalıştım. heyecanla yazarken bir çok hata yapmışım
  • kontrolsuz siddetin disavurum haline benzemesi olasidir.

    hic siyasi goruslerden, politik yapisindan falan bahsetmeye gerek yok. dupeduz "astigim astik, kestigim kestik" bir kafa yapisinin uzantisi yapiyi da icinde barindirip barindirmadigi "tartisilabilir".

    tahammulun sifir oldugu, kendilerinden baska olanlarin olumune dislandigi, hoslarina gitmeyen seyin kavga dovusle durdurulmaya calisildigi. milliyetcilik falan gibi soylemlerle devleti korumaya calistiklarini sanan fakat mahallede harac toplayip, ocaklarda kagit oynamaktan ote vatan millet adina hayirli, olumlu, faydali adamakilli is yapmayanlarin da toplandigi "ihtimali bulunan" gorus turu.

    "vatani sevme" olgusunu tekellerinde bulundurmaya calisan fakat memleketi yuceltmek adina ellerinden bir sey gelemeyen, tek ozelligi yikicilik oldugu icin sadece muhalefet olarak tutunabilen, yapici ve ilerici niteliklerinin zayifligindan dolayi iktidar olmayi beceremeyecek anlayis "midir acaba?".

    goruslere katilinmasa da, ne zamanki ulkuculuk catisi altinda bir yerlerde toplanan kisiler en azindan kendi mahallelerinin guzellesmesi icin cop toplar, sokaklari temizler, oradaki fakirlere yardim eder, en azindan kendi cevrelerini kalkindirmak icin dogru duzgun (gostermelik degil) bir seyler yaparlar, kendilerinin inanmadiklari goruslerin varligini en azindan kabul eder ve bunlari siddetle sindirme cabasindan vazgecerler, ancak o zaman bu gorus turu medeni kabul edilebilecek bir siyaset anlayisi olarak politikada yerini alir. aksi halde barbarligin uzerine giyilmis sahte bir gomlek olmaktan oteye gidemez.
  • yasal vandalizm.

    ne suç işlersen işle, "vatan için" dedin mi akan sular durur.

    zira çoğunluğun gözünde vergisini verip, ülkesi için üreten adamın, cam çerçeve indiren öküz kadar değeri yoktur.
  • sözlükte altı yılda [bununla birlikte] yalnız dokuz entry girildiğine bakılacak olursa teorik temelleri pek sağlam olmamalı. ya da tartışma kabul etmiyor olmalı. ya da tartışılacak pek de bir şey olmalı. ya da.. ya da... ya da daba dü.....
  • ülkemizde bir dönem karate kursuna giderek nüfuz edilen bir idealdi. yıhayytt diyorum bak, kime diyorum? geçti tabii o günler. şimdi megoloidea ülkücülüğü moda. hem daha sağlıklı *. tüketiniz.
  • cetin altan'in yazisindan alintidir:

    "1868'de 32'nci padişah sultan abdülaziz döneminde, sadrazam âli paşa; ikide birde baş kaldıran girit'e bazı haklar tanıyarak kronik bir sorunu çözmek için adaya gittiği ve önce genel bir af ilan ettiği zaman; sadrazamlığa göz dikmiş muhaliflerince, neredeyse "vatanı satan bir hain" olarak suçlanmıştı.
    bugün istanbul vilayet binası olan sadaret'in önünde, âli paşa'yı protesto etmek için toplanan gençler:
    - girit bizim canımız, feda olsun kanımız, diye bağırıyorlardı.
    sonunda âli paşa kızmış ve bağırıp duran gençler için bir emir vermişti:
    - hepsini askere alın şunların...
    gösteri yapmak için toplanan gençler, askere alınacaklarını öğrenince, çil yavrusu gibi dağılmışlardı."
  • kısaca ortaya çıkışı şöyledir.

    22 mayıs 1947: abd başkanı truman, türkiye ve yunanistan'a komünizm tehlikesine karşı mali yardım yasasını imzaladı.

    5 haziran 1948: istanbul'da komünizmle mücadele derneği kuruldu. ilk kongresini 30 ekim 1948'de yapan dernek, 1963 yılında 9, 1968 yılında 141 şubeye sahipti.

    4 nisan 1949: washington'da nato anlaşması imzalandı.

    7 temmuz 1950: türkiye kore savaşı ile ilgili bm kararını onayladı ve abd önderliğinde oluşturulacak birleşik komutanlığa 4500 asker yollamayı kabul etti. (savaş sonrasında, kore'ye yollanan askerlerin 717'sinin öldüğü, 2246'sının yaralandığı ve 167'sinin de kayıp olduğu bildirildi.)

    20 eylül 1951: türkiye nato üyesi olarak kabul edildi.

    27 eylül 1952: seferberlik tetkik kurulu, amerikan askeri yardım kurumu jusmat binasınada kuruldu.

    6/7 eylül 1955: selanik'te atatürk'ün evinin bombalandığı iddiası ile başlayan olaylar azınlıklara yönelik bir yağma harekatı şekline dönüştü. hükümet istanbul, ankara ve izmir'de sıkıyönetim ilan etti ve olayları başatanların komünistler olduğunu açıkladı.

    27 mayıs 1960: türk silahlı kuvvetleri içinde milli birlik komitesi adıyla faaliyet gösteren bir grup subay yönetime el koydu. devlet başkanlığı, başbakanlık ve milli savunma bakanlığı görevlerini orgeneral cemal gürsel üstlendi. başbakanlık müsteşarlığına kurmay albay alparslan türkeş getirildi.

    31 temmuz 1964: 13 kasım 1960'da milli birlik komitesinden ihraç edilen alparslan türkeş ckmp'ye girdi ve genel başkanlığa getirildi.

    1965: ülkü ocakları derneği kuruldu.

    kaynak :http://ilef.ankara.edu.tr/susurluk/pages/401.php
    (bkz: truman doktrini)
  • iki grupta incelenmesi gereken topluluk;
    . ulkucu gecinenler
    . ulkuculukten gecinenler $eklinde..
  • aslinda bu kavram tinsel ulkuculuk ve felsefi ulkuculuk olarak ikiye ayrilir. tinsel ulkuculuk kendini bir davaya, bir ulkuye adamaktir. felsefi ulkuculugun temeli ise dunyanin ruhla aciklanmasina dayanir.

    felsefi ulkuculuk, temel felsefi soruya " baslica oge, en onemli, en onde gelen oge dusuncedir " diye cevap veren doktrindir. ve ulkuculuk, dusuncenin oncelikli onemini kabul etmekle varligi onun yarattigini, baska bir deyisle "maddeyi ruhun yarattigini" kesinler.

    ulkuculugun babasi olarak bilinen ingiliz piskoposu berkeley, 18. yuzyilin basinda bilimsel aciklamalarla daha etkili mucadele edebilmek ve ulkuculugu daha ileriye goturebilmek icin, maddenin varligini inkar etmistir.

    konuya daha derin bakmak icin berkeley'in "dialogues d'hylas et de philonous" adli eserine bakmak faydali olacaktir.
  • kendime hep sorar dururdum ülkücülerin dağda en sevdiği hayvan neden gurt tur diye.islamiyet öncesi türk tarihinde türklerin inanışları totemizm imiş.yani kurttan türeyiş efsanesine inanırlarmış.bu yüzdende kurttan geldiklerine inanırlarmış.sanırım bundan dolayıda ülkücülerin dağda en sevdiği hayvan gurttur.
    (bkz: maymundan geldim yorgunum hancı)