şükela:  tümü | bugün
  • bu oyuna ilgili en güzel anım şudur,

    adı ve yerini unuttuğum bir kalenin yanındayız. ortam kalabalık, neyse daha oyuna yeni başlamış bi eleman bizim karakterin yanına yanaştı. arkadaşla beraber oynuyoruz, neyse eleman zaten standart giysilerle gelmiş oyuna. işte napcam falan diye soruyor, o sırada bizim terzi karakterle iplik mi ne yapıyoruz, amk kendimizi tekstil sektörüne adamışız, yün eğiriyoruz, don biçiyoruz.

    neyse bu adam nasıl yapıyorsunuz bunu ben de yapiim falan dedi, dedik kardeş gidip "yün bulacan", dedi "nerden bulacam yünü", dedik ki "koyunlar var bak dışarda, git o koyunlardan yün al gel, sonra gerisini de öğretelim", tamam dedi, çıktı dışarı bu, kalenin duvarının dibinden bir koşması var görseniz.

    neyse bu koştu koştu kafadan küt diye koyuna tekme tokat girdi, hiç sektirmedi, veriyor küsküyü koyuna. tabi biz ne bilelim adamın koyundan yün almayı bilmediğini, malum bıçakla tıklayıp "yün al" demen gerekiyor, bu garibim ne bilir bıçak falan, artık nasıl bir noobluksa, vermiş attackı koyunun dibine. arkadaşla elemanın koyunla güreşmesini izliyoruz, bağırtılar arasında eleman veriyor odunu koyuna, veriyor odunu koyuna, abartmıyorum krize girdim, ulan gülmekten kusma seviyesine ilk o zaman gelmişimdir. sen çok yaşa e mi, hayatımın gizli kahramanı, koyun döven noob arkadaş
  • gerçek hayata fazlasıyla bulaşan oyundur. can sıkıntısı anında şöyle diyaloglar yaşanmışlığı vardır;

    -ıssız bir adaya düşsen yanına alacağın üç şey nedir lan?
    -black pearl, mandrake root, blood moss..
    -..?
    -kal ort por, birader..
  • bütün sosaria topraklarının altını üstüne getirip runebooklar dolusu binek spawnı bulduktan sonra her bineğin saat kaçta çıkacağını ezbere bilmenin,

    bankanda 2523423 tane bile olsa llama spawnında llama gördüğünde dahi heyecandan yüreği ağzına gelmenin,

    ıssız ve kasvetli britain mezarlığında katil kovalamanın verdiği heyecanın,

    britain köprüsünde şehri caos guildinden korurken birbirinin arkasını kollayan arkadaşların verdiği güvenin,

    jhelom kasabasında kimi zaman bir terzi kimi zaman simyacı* kimi zaman balıkçı olarak çalışıp para kazanmanın verdiği huzurun,

    minoc'taki madenlerde demir döven demirci arasında yapılan ticaretin,

    wastelands'in karanlık dehlizlerinde ensede balron nefesi duymanın ice serpentların, krakenların arasından geçerek artılı silah peşinde oraya buraya duvar atma silsilesinin,

    britanya bankasının üstünde* altında kırmızı mustang üstünde rare dyed mage robe'la takılan zamane tikilerinden nefret eden bir grup bombacının organize olup bankanın alt salonlarına yerleştirdikleri greater explosion potionların havada bıraktığı barut kokusunun tadı bir başkaydı. eski günleri özlememe sebep olan efsane electronic arts oyunudur. ah ulan ah.
  • ilk göz ağrım.

    ulan ne kadar eskide kalmış bu oyun. ben hala oynuyorum orası ayrı ama şunu fark ettim, artık +9 çöpçü sopası diye başlık açınca altına girilen entryler garip garip şeyler. epiclik auralar falan filan. kalmadı bizim vanquishing katanamız ortalıklarda. üzüyor adamı.

    hala eskilerden kalma şarkılar çalınca ultima online moduna giriyorum. çok iyi hatırlarım, yaşım küçük, 9 10 falan. abim oynuyor o aralar ben daha başlamamışım. odasına kapanıyoruz saatlerce o oynuyor ben seyrediyorum. ben diyeyim 146 sen de ixir. böyle bağımlılık yapan bir oyun. neyse.. abim de craft oynuyor hep. hiç sevmez action. bir de ilk yılları, yanlış hatırlamıyorsam snn. millet pk gördü mü altına sıçıyor. abim yine kazıyor minocta, çıkarmış üç beş blackrock, bloodrock, sevinçliyiz değerli maden bulduk diye. evet ben de böyle bir malım abimin mining yapmasını izliyorum. neyse pk geldi ordan in por ylem ler in nox lar derken kovalamaca oldu, ben arkada gerginlikten tırnaklarımı yiyorum. uzun bi koşuşturma sonrası giriverdi gzye de rahatladık. ama nasıl gerilmişsem, çıktım abimin odasından, annem çıktı karşıma. "noldu oglum niye titriyorsun" diyor. böyle de etkilemiş zamanında.

    vay be eski dost.
  • dünyanın gelmiş geçmiş en güzel oyunu.. hayatımın oyunu... deseler ki bu gece sana adriana lima'yı mı verelim? yoksa sabaha kadar ultima mı oyna?

    adriana lima'yı seçerdim sanırım ama adriana'yla daha önce hiç beraber olmadığımdan kaynaklanıyor o.. ultimayı senelerce oynadım.. ama demek istediğimi anladınız heralde, sevişmekten daha büyük haz verir insana bu oyun.. (adriana ayrı)
  • her yaz geri gelen oyun. bir nevi atlara fısıldayan adam.

    nereden sarmıştım ki buna, tam hatırlamıyorum. farklı bir şeyler arıyordum, modem bağlantısıyla (dial-up değil direk tel. hattından bağlantı) red alert oynamak kesmiyordu. çok fazla insanın oynayabildiği bir rpg olduğunu öğrenmiştim. baldur's gate'in ruhu esir aldığı zamanlar.

    bir şekilde aldırdım bu oyunu. bursa'da alakasız bir alışveriş merkezinden almıştım (parayı anne veriyor tabi), iki kutu filan vardı koca dükkanda, renaissance kutusu. dolu dolu kutuydu, şimdiki oyunlar gibi sikko kap değil.

    yaz mevsimi. iki kırmızı kutu superonline'ım vardı, her kutu 1 aylık. o zaman öyle, içinden bordro gibi cıtcırtlı bir kağıt çıkar, kağıdı açınca şifreyi öğrenirsiniz filan.

    neyse, oturdum akşam başına, hesap ayarlarını yaptım. bir an önce oynamak için nohut gibi terliyorum, o sırada yanlışlıkla bir aylık beleş hesabı kapamışım. neyseki origins'ten elemanlar hallettiler bir de herkese yapmayız bu kıyağı demişlerdi.

    atlantic'te açtım bir karakter. bir yandan oyunun kitapçığına bakıyorum. o saçma karakter yaratma ekranında bir saat oyalanmıştım. idealist bir pre-ergen olarak paladin oynatmayı seviyorum ama seçilmiyor paladin. anca warrior. rp ile paladin olacak oynadıkça.

    oyuna girince koşamadığımı fark ediyorum. sabah uyanınca kolun bacağın uyuştuğunu fark etmek gibi. sadece yürüyebiliyorum. bilenler neden diye sormaz bu çile. yanımda frp'ci kuzen var ama bozuntuya vermiyorum. trinsic'te başlamışım, paladin headquarters ya. şehirde in cip top oynuyor, benim gibi birkaç manyak var sadece. sonradan britanya'ya gidince kalabalık şoku yenilecek gerçi.

    başlangıç hikayem böyle. sanırım iki yıl boyunca oynadım osi'de. sabahları 7:00'da kalkıp eşeği alıp odun kesmeye gittiğim de oldu, şehirlerde hiç savaşmadan boş boş gezdiğim de. hiç pvp yapmadım (bir iki efsane an dışında), mümkün değildi dial-up ile. ama acısını bir oyunda yapılabilecek bilumum saçma sapan aktiviteyle giderdim. odunculuk yaptım, çalgıcılık yaptım, çığırtkanlık ve tüccarlık yaptım, en güçlü warrior'lardan birini yarattım (magic res kasanlar bilir), yüzlerce insanla tanıştım. oyun canlıydı. login olmak çocukluk mahallenize girmek gibiydi. britanya bankası evinizin olduğu sokak misali.

    güzeldi ya. boş zamanlar. bağlantı sıkıntıydı, sonra bir türk server'i açılacak süper hızlı oynanacak dediler filan. ilk gün bağlanmıştım da, bize göre değildi osi dururken. kaplumbağa gibi oynasak da osi candı. sözünü ettiğim server sanane oluyor.

    türk guild'imiz vardı, unuttum ismini şimdi. yeniçeriler miydi neydi. o zamana göre epey kalabalık sayılırdı. daha insanların online oyun nedir bilmediği bir devirde event'ler düzenlenirdi bu guild'de. resmen kadim günler. eğlendik kısaca. icq listesinin top yaptığı zamanlar. nostaljik oldum amk, oyunu bıraktıktan ve icq devrinden yıllar sonra bir gün rüyama girmişti zaten, icq'yu açıyorum bir sürü kişi online, sonra oyuna giriyorum insanlar oynuyor filan, o aklıma geldi şimdi. ilginç insanlarla tanışmıştım. norak vardı mesela, adam beldiğin deliydi, deli norak. 36 saat durmadan oyun oynayıp sonra tünel ucundaki ışığı görüp bayılmış bir insan. level'deki uo incelemesini bu yapmış, kafayı bozmuştu oyunla. türk'üyle yabancısıyla ilginç bir komüniteydi, eğlenceliydi ama.

    oyun anılarını çok hatırlamıyorum, hatırlasam da yaz yaz bitmez zaten. böyle bulanıklaşmış, keskin hatları olmayan ama çok keyifli olduğunu bildiğiniz şeylerden. kedili bebekli vidyoları aklınıza getirdiğinizde hissettiğiniz şeyden . böylesi daha güzel. hatırladıklarım da var ama başka zamana artık.

    2 sene önce tekrar aktive ettim hesabımı, takıldım biraz. oyun çok değişmiş, fazla ayak uyduramadım. karakterim duruyordu, silmemişler. kısaca selamlaştık, aramız eski günler gibi olamayacaktı, o yüzden şöyle uzaktan, fazla içli dışlı olmadan. yanlız köpek gibi kalabalıktı bazı yerler, luna diye bir yere götürdü elemanın teki, insan kaynıyor, sevindirik oldum. age of conan oynuyordum aynı zamanda, o kadar kalabalıktı neredeyse ehhe. britanya bankasının etrafı biraz boştu, o biraz içimi burktu açıkçası.

    wow oynamadım. age of conan uo'nun sümüğü bile olamaz, ondan eminim. farklıydı bu oyun. belki ilk olmasından dolayı, bilemiyorum. uo ve icq kombosunun sözünü edince zaten damardan nostaljik enjeksiyon oluyor, belki de o yüzden bu kadar keyifle hatırlanıyor. uzattıkça sıçıyorum, oyunu anlattığım dönemde oynamış olanlar anlar ne demek istediğimi.

    beta testinde lord british'in suikaste kurban gittiği bir oyun bu. deli işi yani.

    uo için tek kelime yeter aslında: güzel. tarif edilemez bir şekilde hem de. oyunu uzun yıllar önce sadece orjinal server'larda oynamış bir insan olarak bunu söylüyorum, bu uzun yıllar henüz internet kafelerin patlama yapmadığı yıllara tekabül ediyor, belirteyim. oyun güzel, oynanılan zaman güzel.

    şimdi hayat boktan amk, uo gibi oyunlar zaten çıkmıyor, icq da öleli yıllar oluyor. amk.
  • locus ve quann gibi karizma isimlere sahip nebula shardının beynimize çakmış, gelmiş geçmiş en etkileyici online oyundur. ne wow, ne minecraft halt etmiştir. bu oyun çok farklı bir kafaydı hacılar.

    oyunun kendi ekonomisi apayrıydı. öyle in app purchase kafalarla item alıp ona buna fiyaka yapamazsın. gerçek hayat gibidir birader bu oyun. tamam edit diye bir kavramı hayatımıza sokmuştur. speed gibi başka ne boka yaradığı meçhul yazılımları bize göstermiştir. bunları düşününce neden rp'nin hatta bundan daha da öte bir oyundan niye basitçe zevk alınamadığının memleket gerçekleriyle suratımıza vuran injection gerçeğiyle tanışmamıza vesile olmuştur. ha elbet gavur bir takım servarlarda da injection illeti denenmiştir. ne var ki bizim memlekette bir yapı içerisinde böyle puştluklar olunca genelde oluşumlar toparlanamıyor, durum da böyle olunca insanın canına tak edip oyun bırakılıyor. bir avuç item delisi bebe uğruna neyin ülküsü zaten. gene de bazen durup merak ediyorum, mesela silencer denen eleman nerde şu an? ne yapar, ne eder? şu an bakıyorum da olum adam gerçekten müteşebbiste bulunmuş. onca internet kafe bebesine rağmen, o bebelerden biri kimi zaman ben de oldum, inanmış ve bir sistem kurmuş. ha belki ben şu an çok abartıyorumdur. eski güzel zamanları yaad ettiğimden böyle konuşuyorumdur. ancak şu bir gerçek ki gitmişin locus ve quann adlarında kulağa marjinal gelen serverlar açılmış, bu isimler gölgesinde ph nedir bilmeyen bir ortam oluşturulmuş, eh be anam şuan nebula adıyla düştüğün hal ne? staff duy sesimi. öyle kermes düzenler gibi quest neyim düzenliyorsunuz. bunu yazıyorum çünkü şuan, arada çöp mail olarak kullandığım hotmail postama nebuladan gelen haberler karşısında suratımda üzgün bir tebessüm oluşuyor. sanki eskinin gençleri büyümüş de kendileri mahalle maçları düzenler hale gelmişler gibi duruyor. ha bunu yazarken ezmek için söylemiyorum onları. sadece o eski karizmatik külhanilik kalmamış gibi geliyor o kadar.

    belki yaşım o zaman küçüktü diye bu yazdıklarımda eskiye kasideler düzüyorumdur. silencer dediğin adam benim şuanki yaşımda belki bir kaç yaş daha büyüktü ancak nebula'nın o dönem hissettirdiği bir kurumsallığı vardı. bir dönem 20tllik paralı hesap mevzusunu bile girişecek ve karşılığını alacak kadar büyümüşlerdi.

    o döneme gelecek olursa hıyarlıkları olmuyor değildi misalen osi'de olmayan macro kültürü vardı. hem de sapına kadar. hoş bunun olmamasını ve hatta göz yumuluşuna, bir ara denetlemeler olduysa da etkili olamadı, düşünmek zaten hıyarca olurdu. memleketimizde hiç bir zaman nerd yetişmedi çünkü. hani belki bu oyunu oynayan nesilin bir kısmı nerd olarak büyümüş olabilir ancak o kalıplaşmış denyo ve saflıkta olmadığımız kesin. makro vardı diyorum makrooo aloo. nerde adama desen küfür sayar o hareketi belki de rp adına.* bu manada geek kelimesi üzerimizde daha iyi duruyor.

    o ttnet ya da kablo net bilmez tabi insanlar ne diye birden hücum etti adsl ve kablo modeme... zaten internet bağlantısı toptan değişince makro da demir baş oldu çıktı. keza, sabahlara kadar 146 illetinden kurtuluyordun birader. telefon başında kaç kere kalbim ata ata o 163ün zorlama mutluluk nidasıyla konuşan kadının sesiyle havale geçirdim ben. ulan sanki piyangodan para vurduğunu söylercesine kaç lira kıçıma sıkıştı sırıta sırıta söylüyordu:

    bu döneme ait...* yüz!... altmış!... üç!... lira!... borcunuz bulunmaktadır. özellikle söyletiyorlardı lan o kadına dobra dobra kesin. 163 kadına her pk/maviler savaşında ne paralar ödendi arkaplanda arkadaş.*

    nebula'nın ultima online evreni ciddi anlamda içinde bulunduğumda baya baya gerçeklik oluşturuyordu. parasını verip öyle mutluluk satın almak yoktu herhalde bunun etkisi büyük bu manada. fazla gerçekti lan. oyun biter arkadaşlarla buluşulursa o ekip uo oynuyorsa orda da muhabbetler döner, staretejiler konuşulur. hem de saatlerce. sanarsın rakı masası muhabbeti yapılıp memleket kurtarılıyor. bu söz ettiğim gerçeklik ve onun yarattığı hissiyattan bahsederken itemları giden manyak bebelerin klavye parçalama videolarındaki halet-i ruhiyeden söz etmiyorum. ha evet ben de hatırlıyorum öldüğüm de monitöre bağardığımı*. o itemlar kanatlanarak senin cesedinden uçtuğunu görürsün ya ahh ah.

    hayalet halde beklersin.

    başka bir oyunda dünyanın karadığı daha iyi resmedilmemiştir herhalde. o motorun sesi, köpüren dalgalardan daha da samimidir bu oyundaki her tepki.

    arkadaşların olmadan da var olabilirsin bu oyunda. bildiğin sosyolojik araştırma bile yapabilecek malzeme ve çevre var lan bu oyunda.

    aga evlilik vardı oyunda. soyadı almak vardı lan bu oyunda. siktirin edin guild/faction muhabbetlerini. kaleler inşa ederdik lan arsa bakınıp. içini kendimiz döşerdik carpentery kasıp... ya da small houselar moonglow ve brit'de stratejik yerler belirlenip kurulurdu. zamanla şehirleşme oldu da evleri yıkılmak üzereolan evler dikizlenirdi yıkılsa da bu güzel yere biz ev kursak diye.*

    galiba bu saydığım ve birazdan toparlayacağım etmenlerden ötürü ne wow beni bir an olsun iştahımı kabarttı ne de minecraft.

    minoc bankasının önüne geçer black smithlerle laflarsın, brite gidip o karmaşa arasında mallarını satanlarla pazarlık yapar, action var hadi! denip minoc madenden başlar, moonglow, vesper ve bucs'a gitdersin, kafana eser oltanı alır tekneyle atlar tuttuğun balıkları kindle fire da ateşe verir onları vendora satmaya koşar; peşine hırsız takılırsa onu atlaymaya kasarsın, sonra bir bakmışsın tamer olmuş bataklıklara gidip mustang tamelersin, hoppala cehennemin dibindeki alakasız madenlerde çıkardığın rare blood rock oreları teker teker yavaşça eritip dövdüğün plate mail aromarları sanki duvar süsler gibi o belt poacha dizersini. ha bunları yapmadan çok önce de jhelom mezarda skill kasarken iskeletlerin lootlarından balta toplar onları da vendorlara satarsın ya. hatırlarım 100 strength ile 401 birim ağırlık taşıyabilirdin. sonraki baltalar yere düşerdi...

    bankanın önüne geldiğimde bank dediğimde sanki evdeki harçlık kumbaramı açmış gibi olurdum lan ötesi mi var. bir dönem vardı ki health potion'un kullanımı ilk başlarda pek bilinmez/kullanılmazdı. in vas mani ya da bandaja iman edilirdi. *sonrasında alchemy skilli'nin ne halta yaradığı öğrenilince mesela bunun piyasası patlamıştı. baya bedel biçme vardı aga oyunda. gerçek hayat gibi black smithler, alchemistlerin sayısı arttıkça, ve dolayısıyla tıpkı gerçek hayatta nasıl çinliler ve hintliler abanıp ucuza delişmen hizmetler satıyorduysa bunun tinker ve black smith versiyonları da oyunda eksik olmadı, fiyatlarda dalgalanmalar oluyordu. buna ilavete black smithlerin +lı silah yapabiliyor olmaları bile yemin ediyorum alın verin ekonomiye can verin tadına girişimlerin başaramdığını başarıyordu.* bu manada +lı silahların piyasası altına ufaktan benzetilebilirdi. heey vanquishing kryss duyyy benii!*

    north'u yazının bir kısmında ezdim gibi duyulmuş olmakla birlikte çuvaldızı kendime de batırayim; 2,5 sene önce girdim northa. hem de büyük bir iştahla. uzun süredir görmediğim arkadaşlarımla sanki telekinetik bir iletişime geçmişim gibi kerataları da oyunda buldum tabi. ph açıktı, bs skilli hala o phye göre az geliyordu ancak macronun gücüne inanıp önüme gelen her skilli kastığım gibi onu da kasmıştım*, karakterlere gene kendi takıntılı üslubumda şekil vermiştim ama bir şeyler eksikti. zor elde edilebilirlik faktörü ortadan kalktığından galiba. bir yandan da önemli oyuncuların varlıkları da ortadan kalmıştı. bir 7x gm görünce adamı takip ederdik lan ünlü görmüş veletler gibi. e herkes oyunda ustalaşmadan makro canavarı 7x olup, mitrilli ya da +lı leatherlı savaşçı olunca hal böyle oldu. internet kesintilerimden ötürü oyunu oynayamaz hale gelmiştim, takip eden sürede server yanılmıyorsam 5. kez patlamıştı.

    senede bir aklıma gelir bu oyundaki yaşadığım adrenalin. şeytan bir dürter. neyseki hala arada saniyelik internet kesintileri yaşıyorum. bu demek oluyorki guard zone dışında yaşayacağım anlık connection lost, elven bowum, +9 kryss'imin ve güzelim mithril platemailimin bok uğuruna gideceği anlamına gelir ki bu üzüntüye durduk yere hiç gerek yok.*

    ve bence gelmiş geçmiş en epik olay bu oyunda guard zone'un kalktığı, nebula gmleri tarafından düzenlenen questlerdi. yani inanılmaz bir histi bu. sanki gerçekten miğfer dibinde savaşıyormuşsunuz gibi çakma bir his uyandırırdı. keşke daha fazla düzenleniyor olsaymış dediğim tek şey bu olabilir. belki o dönem server bunu zor kaldırıyor diye çok tekrarlanmıyordu, bilmiyorum.

    bu yazıyı daha da uzatabilmem mümkün. sanki bana velet yaştaki askerlik anılarıymış gibi geliyor. o arkadaşlarla da bir araya gelsek gene askerlik anılarımız havada uçuşur. bu güzel ve bir o kadar da ucundan hastalıklı** anları bize yaşatmayı türkiye sınırları içersinde başaran öncelikle staffa sonra da oyunculara teşekkürü bir borç bilirim. *

    güzel günlerdi... bir daha olsa bir daha yaparım ki bu kadar yazı yazarken bile ağızım sulandı itiraf ediyim. tanıdık internet kafeye gider, hesaplarla girer mahallenin yumurcakları gözünde şaşalı itemlarımız, 7x grand master karakterlerimizle kahraman olduğumuz, ekipçek maceradan maceraya koştuğumuz güzel günler.

    locusculara selam olsun.

    edit: imla.
  • ultima ile ilgili bi kaç bi şey yazasım geldi.

    öncelikle; ultima online - stones

    ben 26 yaşındayım. elimdeki malın kıymetini bu oyundan öğrendim.

    şimdiki mmorpg'lerde en op silahı eline alırsın, (ben wowu bıraktıgımda shadow's edge idi) ölsen falan da, sıkıntı olmaz.

    ultima'da +15 katanayı eline alırsın, o silahla aranda bir bağ oluşur. bi ton yaratığı aşarak destard'daki siyah pulları olan ejderhadan çıkarmışsındır . arkanda seni kovalayan rotting corpse ve yanında patlayan ejderha üfürüklerini aşarak.

    kırmızı ismini görür görmez herkes güney köprüde saldırır sana. bütün britain'i arkanda toplayıp kaçarsın, en ufak bir lagın, her şeyin sonu olduğunu bilirsin. ufak bi hata yaparsın, ya da lag girer ve ölürsün. canlanmak için stuck atarsın, çünkü o sırada, seni öldürenler, üzerine walking dead'daki zombiler gibi üşüşmüşlerdir. ekran siyah-beyazdır, kafanda yukarıdaki şarkı çalar.

    tekrar doğduğunda, ne terinin sindiği studded set, ne o çok sevdiğin katana, ne de bütün maceralarında yanında olan atın.

    hepsi gitmiştir.
    ultima da hayat gibi, her düştüğünde yeniden başlarsın.
  • dolara endeksli olan ve her ay artan fiyatını umursamadan almaya devam ettiğim pc gamer dergisi vesilesiyle 1999 yılında varlığından haberdar olduğum oyundur.

    evinde bilgisayarı olan azınlığın da alt kümesi olan "evinde internet olanlar" grubuna ait oluşumun da verdiği gazla, bakırköy ticaret lisesi'nin az ilerisindeki escort computer dükkanında görür görmez almıştım ultima online cd'sini.

    ilk karakterim olan warrior pizarro, britain'de spawn olur olmaz war mode/peace mode da ne ola ki deneylerimde yanlışlıkla criminal olarak guardlanmak suretiyle hakkın rahmetine kavuşmuş, konunun kendisi için kapandığını ve oyunun bittiğini düşünerek yerine yeni bir karakter açmıştım. balıkçı elber. (pizarro halen reslenmemiş bir şekilde brit healer yakınlarında gezmektedir şu sıralar)

    şimdilerin noob denilen, o zamanların newbie'si olarak, yakınlarında deniz gördüğüm için minoc'ta açtığım balıkçı karakterimin madenciler tarafından hunharca dalga geçilmek ve "burası madencilerin şehridir, sen çok yanlış gelmişsin evlat" diye öğütlenmek suretiyle mundar olduğu günlerdi. britain'e gitmemi salık verdiklerinde bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum ve elber'in de fişini çekmek üzereydim ki hayırsever bir esnaf bana gate açmak suretiyle beni brit bank'a göndermişti. ama ne gönderiş.. (hıncal mode on)

    o ne hengameydi be arkadaş. ekran görünmüyordu yemin ederim playerdan. her taraftan bank diyenler, yok efendim heal kasıcam diyenler, brit mezarda pk'lar var koşun diyenler.. hepsi ama hepsi orda. meraktan ben de bank yazınca gacıırt efektiyle açılan bir sandık ve ayıp olmasın o kadar açtık denerek bankaya konulan bir kaç "blessed" aksesuar. sonrasında ise; "beyler, ağalar, deniz ne tarafta?". kimse "gösterelim anam" demedi, denecek bi tipim yoktu çünkü. saçma sapan bir balıkçı şapkası, kısa pantolon, kolsuz tshirt ve sandalet. tarif ettiler gittik. insanlar balık tutuyorlar, tuttukları balık da ayaklarının altına düşüyor. bana balık vermediler ama tutmasını öğrettiler sağolsunlar. gecem gündüzüm balık tutmayla, ayağımın altına düşen balıkları çalanlara saydırmakla geçti. 0,1 puan skill gelince çocuklar gibi şen olurduk o zaman. apprentice yerine journeyman fisherman yazdığında yaşadığım gururu hiç unutmam.

    bir de last object/last target nedir bilmeden saatlerce tuttuğum ve hatta pişirdiğim yüzlerce balığın, haberim olmaksızın quest kisvesi altında kaldırılan guard zone sebebiyle pk'lar tarafından sokak ortasında hunharca benden çalınışını..

    çabuk bana para ver diye gelen ve üzerinde bir tek don olan bir hırsızın, para vermezsen sana büyü atarım deyip "in lor" atmasıyla çığlık çığlığa guaards guaards diye kaçışımı..

    brit'ten atıma atlayıp umarsızca ormanlarda koşarken trinsic şehrine varıp da büyülenişimi..

    nereye gittiğimi bilmeden paldır küldür koşarken ormanın derinliklerimde bir ev buluşumu, içinden çıkan elemanın reskill vesilesiyle beni yaklaşık 30 kez yatırıp kaldırmasını, en son "lan oğlum neden alt+f4 yapmıyorsun sabaha kadar keseyim mi seni" dedikten sonra bir daha kesmeyip beni guildine almasını..

    bir şekilde karmamın çok fazla düşmesi sebebiyle devamlı gri kaldığım ve mavi olamadığım zamanlarda o ormanın içindeki göl kıyısı evde kaçak hayatı yaşayıp skillerimi orada kastığımı..

    balıkçı halimle "bizim büloyu kesmişler mekan basmaya gidiyoruz" dedikleri gate'e elimde oltayla dalıp bir kalenin önüne gelişimizi, dışardan bağırıp çağırırken balkona çıkan rare dye robe giymiş bir gm mage'in attığı lightning ile bizim grubun yarısını tek seferde yatırışını..

    bir şekilde kalabalığından sıkılıp britain'i terk ederek moonglow'a yerleşmemi..

    nasıl unutabilirim ki. sene 1999-2000'di ve internet bok çukuru halini almamıştı henüz. insanlar iyiydi, insanlar güvenilirdi.

    bu sebeptendir ki, adsl denen nane her eve girince bozuldu hızla ultima da. wow denen naneyi de merak bile etmedim bunun ardından. biliyorum asla vermeyecek o tadı.

    hey gidi nbl north, hey gidi locus, hey gidi açıldığı gün yüzlerce kişinin alchemist char açıp exp potlarla brit bankı toplu mezara çevirdiği quann.

    saygıyla anıyoruz.
  • çok komik anılarımın olduğu oyundur, unutamadıklarımdan biri;

    yeni yeni teamspeak keşfedilmiştir. o günde nightmare spawnına gidip deamon kesilip +15 peşinde koşulacaktır. 4 verite setli asker yola çıkar. daha sonra 5. kişi'de aramıza katılır ancak şöyle bir problem vardır. 5. kişinin seti yoktur crafted bir adet katanayla ekibe dahil olmak ister. gate açılır ve 5. kişi gelir.

    laglı olduğu için biraz geriden gelmek zorunda kalır. spawna ulaştığımızda 5. kişinin aramızda olmadığını fark ettiğimizde team speak içinde şöyle yaran diyaloglar yaşanmaktadır;

    - lan?! lan?! pk geldi kapıdayım dalıyo lan yardım! yardım!

    verite setli 4 cesur asker'den sanki gerçektende oyun içinde pk duyuyormuş gibi şu sesler yükselir;

    - gel lan buraya ne kaçıyon?!
    - don gömlek adam buldun dalıyosun kaçma lan?!
    - delikanlı mısın lan sen?!
    -yemiyo dimi kaçıyosun itoğlu?!

    ....

    oyun içinde ise;

    - iyi misiniz mellonamin?.
    - iyiyim sağolun sayenizde katledilmekten kurtuldum. bu borcu asla ödeyemem.
    - *salute*
    - *salute*

    o kadar sene geçti. hala aklıma geldikçe gülüyorum lan. *