şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: nasyonalizm)
  • 6 ok dan biri. ziya gökalp in yadsınamaz etkisiyle şekillenmiş, ezilmiş türklük düşüncesini emperyalizm karşısında güçlendirmek amacında olan ilke.
  • ulusalcılık fikrinden farkı millet,milliyet gibi kavramları daha öne cıkarması bunların üzerinde durmasıdır.
  • bilindigi gibi daha da dogrusu soylendigi gibi bugunu anlamak icin gecmise bakmak lazim.

    osmanlinin son donemlerine gidelim.

    yabancilarla, vakti zamaninda kapitulasyonlar ile baslayip zaman icerisinde "gelisen" ve "ilerleyen" ekonomik iliskiler neticesinde ulasilan noktada ekonomik olarak gucsuz durumda olan, elinde benim diyebilecegi hicbir sey kalmamis bir osmanli vardi.

    tersanelerin isletmeleri yabancilarin ellerindeydi,

    bankalari yabancilarin ellerindeydi,

    iletisim sektoru (her ne kadar birkac telgraf direginden olusuyor olsa da) yabancıların elindeydi,

    demiryollari, limanlari yabancilarina ellerindeydi,

    tuccarlarin cogu yabanci idi,

    tum bunlar yetmiyormus gibi yabancilara ekonomik olarak da pek cok imtiyaz saglanmisti. mesela urunlerini vergiye tabii olmadan osmanli topraklarina sokabiliyorladi. hatta ortada oyle bir adaletsizlik vardi ki osmanlinin kendi tebasindan aldığı vergiler yabancilardan alinmiyordu.

    yonetime baktigimizda ise tamamen teslimiyetci bir yonetim soz konusu idi. yabancilar ne derse onu yapan, yasalarini ona gore duzenleyen, yabancilara is kurmadan tutun da toprak alımına kadar her alanda sayisiz imtiyaz saglayan ama ne olursa olsun gene de kendini yabancilara begendiremeyen, hep daha fazlasini vermek zorunda olan bir yonetimden bahsediyoruz.

    osmanli donemi basınına geldigimizde ise yabanci hayranliginin cok ust boyutlarda oldugu goruluyor.

    boyle bir gidis sonrasi iyice kotulesen osmanli belki de yeniden guc kazanmak ya da kaybettiklerini geri almak arzusu ile birinci dunya savasina almanya'nin yaninda girdi ve herkesin bildigi gibi "almanlar yenilince biz de yenilmis sayildik". ama ne gariptir ki sadece osmanli topraklari isgale ugradi. yani ne almanya'nin yaninda yer alan bulgaristan'in ne de almanya'nin kendisinin topraklarinda herhangi bir isgal olmadi. sadece ordulari dagitildi o kadar. ama osmanli toprakları, fransiz, italyan, ingiliz, amerika ve de onlarin piyonu yunanlarca isgale uğradı. sonra azınlık sorunları gündeme geldi, ayaklanmalar çıktı vs vs...

    ama tum bu olumsuzluklara ragmen gerek osmanli yonetimi ve gerekse de osmanli basini hala yabanci saksakciligi yapmaya devam ediyordu. hatta fiili isgale ragmen ortada bir isgal olmadigini, savasi kaybeden bir ulke oldugumuz icin yabancilarin ulkemiz topraklarina girmesinin dogal oldugunu falan soyluyorlardi. işgale karsi cikanlar ise suclaniyor, durdurulmak icin calisiliyordu. paranoyakliklarla suclananlar, fetvalar ile durdurulmaya calisilanlar neler neler…

    sonra, cok kisa bir sekilde ifade etmek gerekirse ataturk cikti ve ulusal bir uyanis ve de direnis ile hem emperyalistleri hem de ulke icindeki hainleri hak ettikleri sekilde bertaraf etti. gene o milli uyanis ile fabrikalar, bankalar kuruldu, demiryollari ve limanlar insa edildi. savastan cikmis olmasina ragmen turkiye'nin buyume hizi yuzde doksanlara ulasti. turk lirasi dolardan daha degerli bir hale geldi. egitimden tutun da uretime kadar her alanda atilimlar yapildi.

    peki tüm bu atılımlar nasıl yapıldı, bağımsızlığa nasıl kavuşuldu? komunist yönetim ile mi, teokratik yönetim ile mi, emperyalist mandası ile mi? ne ile?

    simdi gunumuze gelelim. amerika ve ab ile girilmis ekonomik iliskiler sonrasi ne durumda oldugumuzu ortada. gumruk birligi denen gudubet anlasma sayesinde ulkemizde istedikleri gibi at oynatiyorlar. turklere uygulanan vergiler ab uye ulkelerine uygulanmiyor. adamlar vergisiz veya dusuk vergiler ile urunlerini ulkemize sokup buyuyorlar. biz ise edirne'den disari attigimiz ilk adimdan itibaren her adimda vergi oduyoruz. cumhuriyet donemi sirasinda kurulmus bankalar, buyuk sanayi kuruluslari ozellestirme altinda yanacilara devrediliyor. ulasim sektorunden iletisim sektorune her alanda yabancilar soz sahibi. bankalarimiz yabancilarin elinde, limanlarimiz, tersanelerimiz yabancilarin yonetiminde. borsamız yabancıların kontrolunde.

    peki ulkeyi yonetenler. onlar da tipki osmanlinin son donemindeki yoneticiler gibiler. ab'ye yaranabilmek daha da dogrusu yamanabilmek icin ne denirse yapiliyor. yasalar cikariliyor, ekonomik tedbirler aliniyor... kisaca yabancilar ne derse yapiliyor.

    peki ya gazeteler, kose basini tutmus kisiler, universite gorevlileri... cogu hukumetin ve de ab'nin destekcisi. yapilanlara alkis tutuyorlar. bu yasananlar isgaldir, boyle giderse sonumuz bolunmek, parcalanmak, fiiili bir isgale ugramaktir diyenler ise paranoyaklikla ıtham ediliyor, yetmezse irkcilik veya fasistlik ile payelendiriliyor, ülkenin önünü kapatmakla şuçlanıyor.

    kisaca tipki osmanlinin son donemindeki gibi bir durum var...

    ama bu yasananin bir isgal oldugunun farkina varanlarin sayisi artiyor. yazilan kitaplar, yapilan programlar, sokaga dokulen milyonlar bunun en buyuk kaniti. tabii bu uyanis bir kisim cevreyi rahatsiz ediyor. ulkemiz topraklarinda hükum surmek ve bizi somurmek isteyenler, ulke icinde bolunme amaci olanlar, bu ulkeden bir sey koparma hayali kuranlar, emperyalistlerce beslenenler hepsi evet hepsi bu ulusal uyanistan rahatsiz. cunku onlar da tarihe bakmasini ve okumasini biliyorlar. nasil osmanli doneminde yuruttukleri planlar ile turk topraklarini ele gecirmek uzereyken ulusal bir uyanis ile tepelendilerse, gene ayni sekilde, su anda da bir ulusal uyanış olursa tepeleneceklerini cok iyi biliyorlar. onun icin de ulusculara kulp takmalar girla gidiyor.

    bunu yaparken de kardeslik, demokrasi vs diyorlar baska bir sey demiyorlar. ulkenin iyiye gitmesi icin bir onerileri yok, cozumleri yok. dedikleri sey ulkenin iyiye gitmesinin onundeki engelin ulusal anlayis oldugu…

    ama bakin ben ne diyorum. bizim bagimsiz bir ulke olmamizi, bagimsizliga kavustuktan sonra da ekonomiden egitime her alanda gelismemizi saglayan uyanis ulusalciliktir, irksal farkliliklar gozetmeyen milli birliktelik anlayisidir.

    ve su anda icinde oldugumuz bataktan kurtulmamiz, baska bir deyisle emperyalizmden kurtulmamiz gene, tipki cumhuriyet doneminde yaptigimiz gibi ulusal bir uyanis ile mumkundur.

    ey ulusçuları veya ulusal duruşu beğenmeyenler acaba içinde olduğumuz bataktan nasıl kurtulacağız?

    komunizm ile mi? sosyalizm ile mi? kapitalizm ile mi? yoksa ümmetçilikle mi? ne ile?

    tarihte bu batağa geçmişte nasıl girdiğimiz ve bu bataktan nasıl kurtulduğumuz açık bir şekilde var. bunun adı da ulusal uyanış, ulusculuk, milliyetçilik...

    daha net anlasilmasi icin;
    (bkz: cumhuriyet mitingleri/#10871389)
  • hiç bir şekilde gelecek planı olmayan şimdinin akımıdır. bu akıma taraf kişilere, insanlığın geleceğinde ulusalcılığı nerde görüyorsunuz, milliyetçilik sürdürebilir bir akım mıdır, ulusalcılıkla ilericilik nasıl uzlaştırılabilir deseniz, açık ağızlarıyla bakakalırlar. çünkü düşündükleri bu değildir, ben şimdideyim, o gelecekte de tahminen çoktan ölmüş olurum, kendi kıçımı kurtarayım insanlığın geleceğinden banane derler, bunu derken bana karşı çıkana vatan haini, terörist diyeyim ki tartışmayı mühürleyeyim diye, gece kıçları açık uyumamayı garanti ederler. emperyalizme karşı tek çare de ulusçulukmuş gibi yaparlar ki, tarafları sık olsun.

    çok kolay aslında böyle adam toplamak, bir kaç anahtar kelime var, abd emperyalizmi, vatani şehit, millet, bölünmezlik diyorsun, bunların üstünden siyaseti sömürüyü köklüyorsun, hop en popülersin, en sevilen. bu kişilerin entrilerinde bu kelimeleri arayın, görün.

    kendileri de farkındalar efendim, soyu tükenen bir tür olduklarının. son bir çabayla çirkinliklerine ya bizi de alet edecekler, ya da bütün dünyayı beraberlerinde götürecekler.

    terörist tanıma uzmanlarına, vatan haini dedektörlerine lafı bırakalım. onlar debelendikçe, biz seyreyelim, gülelim, eğlenelim.
  • gelecekte yeri yoktur, olmayacaktır. dünya savaşı, kıtlık, fakirlik derken, o fakirlerin aç karnından oy çıkarıp kendini doyuranların pompaladığı bir hevesti, geldi geçti. ülkelerin rayına oturmaması ile, şiddetle, terörle, kanla beslenirdi, farklı çözümler deneyelim diyenlere kin kusmaları bu yüzden, çünkü bu öneriler direk varoluşlarına tehdit. aydınlanmış, bilinçlenmiş, eğitimli bir halkta varolamayacaklarını kavradılar, o yüzden en büyük düşmanları özgürlükler, haklar, düşünceler.

    tarafları şimdi debelenmekteler, kendileri de bunları farkettiler ki, son bir çabayla sağa sola allah ne verdiyse saldırmaktalar.

    bir başka entride sordum, cevap alamadım, yine soruyorum taraftarlarına: ulusçuluğun insan geleceğinde rolu ve gelecekle ilgili planı nedir? ilericilikle nasıl bağdaşır? gelecek vizyonu nedir? ülkenin ileri gitmesi için vizyonu varmış, önerileri varmış, bunun herhangi bir anti-emperyalist / anti-kapitalist akımdan farkı nedir?

    neden soruyorum, hiçbirinin olmadığını biliyorum da ondan. ulusçuluk, her gece yatağa uzandığında bugün de kıçımı kurtardım deme akımıdır çünkü. üstüne emperyalizm sosu gezdirilmiş faşizm spagettisidir ki, kitleler faşizmi farketmesin, emperyalizme karşı mücadele ediyorum sansın, anti-emperyalizmin tek yolu ulusçu olmak sansın. ne kadar kandırırsa o kadar kar.

    ve en önemlisi, bunların hiç biri olmadığı sürece, boş ve nahoş bir akımdır, içeriğinden bağımsız olarak. bu "içeriğinden bağımsız olarak" lafı önemli, dikkat edin.

    ve evet, bu sorulara mantıklı cevaplar vermedikleri sürece, ulusçuların ya iq kapasitesi cidden düşüktür, ya da beyinleri yıkanmış zavallılardır. savunucularının inkilap tarihi kitaplarından fırlamış sığ düşünceleri her şeyi ortaya koyuyor zaten.
  • bazı sözlük yazarlarının kendilerini 70 milyonluk ülkede "tek karar verici" mertebesine koyarak ülkenin tek çıkış yolu olarak gösterdikleri siyasi anlayış...

    tabii tarihi, gerçekleri, yaşananları sadece kendi pencerenizden görür ve algılarsanız şu tip cümlelerde kurarsınız: 'ekonomiden egitime her alanda gelismemizi saglayan uyanis ulusalciliktir, irksal farkliliklar gozetmeyen milli birliktelik anlayisidir'....

    ırksal farklılıklar gözetmeyen milli birliktelik anlayışı...bu cümle zaten ham haliyle başlı başına bir konu oluşturur ama aynı zamanda ulusalcıların ya bu ülkede yaşamadığını ya da görmek istediklerini gördüklerini gösterir. bir insanın da sadece görmek istediklerini görüp diğerlerini görmemesi hatta duymak istememesi gerçekten ruhsal bir hastalığa işarettir...

    onlar duymak istemesede "ırksal farklılıklar gözetmeyen milli birliktelik anlayışına" (bu nası bi şeydir yaa) bir iki ekleme yapmakta fayda var...27 mayıs 1960 darbesinden sonra demokrat partililerin aktif ve önde gelenleri gözlatına alınıp yargılanmışlardır ancak alt kadrolara bir işlem yapılmamıştır. yani şehir örgütlenmelerine. ancak doğu ve güneydoğu anadoludaki demokrat partililer 27 mayısçılar tarafından sivas'ta oluşturulan bir kampa kapatılmışlar ve aylarca yargılanmadan suçları söylenmeden bu toplama kampında tutulmuşlardır. önde gelen insanlardan ayrıca bir kısmı (yanlış hatırlamıyorsam 50 kişi kadar) batı illerine sürülmüştür. üstelik bu hüsamettin cindoruk'a göre (nokta dergisine verdiği bir röportajda değinmişti) devletin tabii dolayısıyla 27 mayısçıların kürt sorunu hakkında yapmış oldukları en büyük hatadır. çünkü oraya kapatılan insanlar demokratik düzlemde siyaset yapmaya çalışan insanlardır ve kendileri gibi siyaset yapan örneğin izmirli bir kişi toplama kampına kapatılmazken kürt kökenli bir kişi kapatılmıştır. ve yine cindoruk'a göre bu kürt sorununda temel virajlardan biridir çünkü bu tabloyu gören doğu güneydoğu halkı yani kürtler devlete karşı olan güvenlerini ve adalet duygusunu yitirmişlerdir. işte budur ulusalcılığın ırksal farklılıklar gözetmeyen milli birliktelik anlayışı.

    bir de şu var: "ve su anda icinde oldugumuz bataktan kurtulmamiz, baska bir deyisle emperyalizmden kurtulmamiz"
    ...bu batak bugün mü oluştu? emperyalizm dün mü doğdu? bu ülkede siyaset tarihi akp ile mi başladı? 2001 krizi içi boşaltılan bankalar, bankacı medya patronu siyasetciler üçgeninde yaşananlar bataklık değil de step miydi? bülent ecevit birileri!!!! tarafından iktidardan indirilmek istendiğinde emin çölaşan "ecevit kendine bakamıyor, pislik içinde yaşıyor" tarzında yazılar yazdığında o bataklık hiç doğmamış mıydı? ve tüm bunların içinde emperyalizmin küçük parmağı bile mi yoktu? 2001'in öncesine bile gitmiyorum ayrıca...

    bir de şöyle bir soru var: "ey ulusçuları veya ulusal duruşu beğenmeyenler acaba içinde olduğumuz bataktan nasıl kurtulacağız? komunizm ile mi? sosyalizm ile mi? kapitalizm ile mi? yoksa ümmetçilikle mi? ne ile?"
    kendi üstüme alarak ve bireysel bir cevap vereyim: demokrasi ile; halkına inanarak ve güvenerek. halkına güvenmeyenler aynı evliliğinde ya da birlikteliğinde eşine güvenmeyenler gibi hayatı hem kendilerine hem de eşlerine zindan ederler. "dün neredeydin, telefonda kiminle konuştun, bu kim" ya da şöyle "bu halka güvenilmez şeriat getirir bunlar, ülkeyi satarlar, ben okudum o okumamış oyum aynı olamaz onlarla"....ne diyebilirim ki, güven önemli bir şeydir üstelik her birliktelikte çok lazımdır...
  • fransız ihtilali'yle doğan aydınlanma cagı nın getirdigi bireycilik ilkesinin etkisiyle güçlenen akım .
  • (bkz: milletçilik)