şükela:  tümü | bugün
  • kara toprakları (territorial land) ve deniz alanını (marine space) içeren hukuktur. bu alanların dışında aşağıda belirtilecek olan hava sahasını da kapsar.
    birleşmiş milletler sisteminin geliştirdiği, hukuksallaştırdığı en başarılı branşlardan biri olarak kabul edilmektedir.
    20. yüzyılda deniz kullanımı teknolojinin ilerlemesiyle ciddi olarak değişince - arkeolojik kazılar, bilimsel araştırma, vb.(esasında bu vb.nin ne olduğunu ben de bilmiyorum)- devletler denizlerdeki pozisyonlarını tekrar gözden geçirmek zorunda kaldılar.şimdi bu pozisyonlar nasıl gözden geçirilmiş bakalım…oynatalım uğur’cum..
    1.birleşmiş milletler deniz hukuku sözleşmesi (unclos i)
    isviçre, cenevre’de 1956 yılında düzenlenmiştir. devletlerin birbirleri içerisindeki ilişkilerini nasıl düzenleyecekleri, deniz alanlarını nasıl tanımlayacaklarını tartışmışlardır. başarılı geçmiş kabul edilse de karasuları gibi çok önemli bir mevzuyu açık bırakmıştır.

    1958 yılında, 4 konvansiyon(convention) ve 4 anlaşma yapılmıştır:
    1.si kıta sahanlığı (continental shelf) ile ilgilidir. ilk olarak truman tarafından bu kavram sorgulanmaya başlamıştır.
    2.si karasuları(territorial sea) hakkındadır.
    3.sü açık denizler (okyanusla bitişik dış karasuları [high seas]) ile ilgilidir. daha önceden bu kavram herkesin kullanımına açık bir mevzuydu fakat bu 3. konvansiyon ile bu mevzuya limitler getirildi.
    4.sü balıkçılıkla ilgilidir.

    1960 senesinde birleşmiş miletler deniz hukuku konferansının 2. si düzenlenmiştir (unclos ii) fakat karasuları hakkında tekrar bir sonuç bağlanamamıştır.
    1970 yılındaki 3. konferansta ise (gene bm’nin düzenlediği) konferansın yankıları 10 sene kadar sürdüğünden, pek çok konu tartışılmıştır ve sonunda bir çok koşul üstünde anlaşılmıştır. sınırlar, yolculuk, takımada durumları, transit geçişler ve münhasır ekonomik bölge (exclusive economic zone) (eez), kıta sahanlığı (continental shelf), derin deniz yatağı madenleri, bunların kullanımı, deniz çevresinin korunması, bilimsel araştırmalar ve de davaların çözümü üstünde anlaşmaya varılan konulardır. bu konvansiyona 82 konvansiyonu deniliyor –neden, çünkü 82 yılında yapılmış hehe- .
    işte bu 82 konvansiyonu hala okyanusları, deniz alanlarını, karasularını idare eder. referans hatları (taban çizgileri de denebilir) (baselines) bu konvansiyonda tanımlanmışlardır. bu çizgiler deniz alanlarının tanımlanması için oldukça önemlidir. normal referans noktası kıyı ve denizi ayırır fakat medcezirin kuvvetle hissedildiği yerlerde, nerede en düşük ise o nokta kabul edilir baseline olarak.

    şimdi gelelim referans hatlarımızın tanımlamalarına:

    kıta sahanlığı (continental shelf): mineral ve diğer kaynaklar bakımından oldukça zengin bir alandır. çoğu ticari kullanımlar; gaz, petrol gibi, bu bölgede gerçekleşmektedir. devletler bu topraklar üzerinde haklara sahiptirler (1982 unclos)
    burada önemli bir nokta ortaya çıkıyor:
    deniz yatakları(seabed) ve yüzeydeki toprağın hemen altındaki toprak (subsoil) insanlığın ortak mirası şeklinde kabul edilir. dolayısıyla kapsanan kaynaklar uluslarası deniz yatakları otoritesi tarafınca kontrol edilmesi gerekir (international seabed authorityisa-). bu şu demek: eğer isa herhangi bir kullanımı, işletmeyi kabul ederse, işletenler kârlarını paylaşmayı da kabul etmelidirler. bunun sebebi artık herkesin, aslında tüm insanlığa ait olan kaynakları sömürme hakkına sahip olmayışıdır. burada sorabilirsiniz “ulen nasıl oldu da böyle uluslararası bir topluluk başarılı oldu bu ortak miras(common heritage) kavramını sağlamakta” cevabımız şudur efendim: yeni kurulmuş bağımsız devletler. hatta 82 konvansiyonu; işte bu kolonizasyon periyodundan çıkmış 3. dünya ülkelerinin başarısı olarak da görülebilir.

    iç sular(internal waters): tamamıyla egemen devletlerin kontrolü altındaki sulardır(bkz: haliç). hangi devlete hangi hakları vereceklerini işte bu egemen devlet belirler. otomatik özgürlük, hak diye nitelendirebileceğimiz şeyler iç sular için geçerli değildir. kabotaj (bir devletin kıyılarındaki deniz ticaretinin kendi bayrağını taşıyan gemilere inhisar etmesi) gibi olaylar sağlanabilir tabi.

    karasuları(terriotorial sea): iç suların ötesindeki alandan itibaren başlar. denizde olduğu gibi havada da bir kısıtlama yaratır. maksimum 12 mil olabilir uzunluğu(1994 birleşmiş milletler deniz hukuku kovansiyonu).örnek olarak türkiye karadeniz ve akdenizde 12 mil, egede ise 6 mil uzunluğunda karasularına sahiptir. deniz yatağı ve hava üzerindeki kontrol de egemen devlete aittir. fakat bu egemen devlet, diğer devletlerin gemilerine yol almaları için izin vermelidir (iç sularına sokmayabilir o ayrı mesele). dostça geçiş hakkına gelince (rights of innocent passage); bu hakkın verilebilmesi için gemilerin geçerken etrafı kirletmemeleri, barışa zarar vermemeleri, güvenlik problemi yaratmamaları, halkın düzenine zarar vermemeleri gerekir. ayrıca gemiler, gereksiz duraklama yapmamalıdırlar. transit geçişle bu olayı bağdaştırabiliriz. karasuları devletlerin kendilerine ait olduğundan, geçen gemiler, bu devletlerin kanunlarına uymalıdırlar.

    takımadalar(archipel): bunlar birbirleriye yakından alakalı olan ada gruplarıdır. ekonomik, politik, tarihsel ve de coğrafi olarak ortak değerler paylaşırlar. peki bir takımada devleti nasıl takımada suları oluşturabilir? bunun düzenlemesi gene 82 konvansiyonunda yapılmıştır. örnek olarak; yunanistan takımada suları (archipelic waters) üzerinde hak iddia edip, türk adalarına da sahip olmak istemişlerdir tabi bu 82 konvansiyonuna aykırı olduğundan kabul edilmemiştir.

    okyanusla bitişik dış karasuları (açık deniz) (high seas) rejimi:
    cenevre(genova) ve 82 konvansiyonunda tanımlanmıştır bu rejim. türkiye ikisinde de taraf olmamıştır.
    cenevre konvansiyonunda iç ve karasuları dışında kalan kısımlar high seas olarak nitelendirilmiştir.
    82 konvansiyonunda ise ilk kez yeni deniz alanları belirlenmiştir (münhasır ekonomik bölge [eez] gibi) ve high seas kavramı yeniden belirlenmiştir: eez, kara ve iç suları ve takımada suları dışında kalan yerler high seas olmuştur.
    peki high seas rejimi nasıldır? her ülke bu alanda (high seas) bir takım özgürlüklere sahiptir. fakat özgürlük derken; bir ülke çıkıp da bu alanlar üzerinde hak iddia edemez ve kaynaklar benimdir diyemez. özgürlüklerden kasıt, serbest dolaşım, balık tutma, bilimsel araştırma gibi aktivitelerdir -daha sonra bu özgürlüklere yapay ada kurmak da eklenir-. eskiden “önce gelen kapar” mantığı varken, yani teknoloji ve güce sahip olan özgürce sömürürken, insanlığın ortak mirası (common heritage of mankind) kavramı ortaya çıkar. bu ne demekti tekrar hatırlayalım: deniz yatakları ve içerdiği ürünler tüm insanlığa aittir. aslında bu endüstriyel devletlere karşı, yeni bağımsızlaşan devletler tarafından alınan bir tavrın ta kendisidir. uluslararası deniz yatakları otoritesinin(isa) önemi burada ortaya çıkar. tabi bu kural büyük devletler için pek de iyi değildir. zaten abd 82 konvansiyonunda bu sebepten taraf olmayı reddeder. türkiye de bu ortak miras konusuna sıcak bakmaz ama taraf olmayışının asıl sebebi yunanistan'la arasındaki problemdir.
    açık denizlerde(high seas) bayrak kuralı çok önemlidir. istisnai durumlar dışında hiçbir kıyı devleti açık denizlerde dolaşan yabancı gemiler üzerinde yargılama yetkisine (jurisdiction) sahip değildir. istisnai durum 82 konvansiyonunda belirlenen “sıcak takip” hakkıdır (right of hot pursuit). açık denizlerde her tekne, taşıdığı ülkeye ait bayrağın hukuksal sisteminden sorumludur. ama bu gemiler başka bir kıyı devletinin iç veya karasularında, o kıyı devletinin suç olarak tanımladığı eylemlerden birinde bulunursa işte bu kıyı devleti, suç işleyen gemiyi açık denizlerde bile takip edebilme ve gereken eylemi yapma hakkına sahiptir –batırabilir bile-. fakat buradaki önemli nokta takibin devletin karasuları içerisinde başlamış olmasıdır.
    bayrak kuralının uygulanmadığı diğer istisnalar ise; köle ticareti, kaçakçılık, korsanlık, izin verilmemiş yayım(unauthorized broadcasting) vb. ayrıca bazı zeki gemiler, vergi yükünden kaçmak için, başka devletlerin bayrağını kullanabilirler, bu da suçtur ve orijinal damgaya sahip olmalıdır bu gemiler.

    bitişik bölge (contigious zone):
    12 millik karasuları sınırından itibaren, 12millik de bitişik bölge sınırı vardır. burada devletler kaçakçılık, göç, arkeolojik kazı, sağlığıkla ilgili aktiviteler üzerinde kanunlarını uygulama yetkisine sahiptirler. fakat bunlar dışında kalan durumlarda açık deniz kanunları geçerlidir.

    kıta sahanlığı (continental shelf):
    jeolojik anlamından öte truman ile yeniden şekillendirilmiş bir kavramdır. cenevre konvansiyonunda anlaşmanın bir parçası olmuştur. kıyı devletleri (coastal states) kıta sahanlığı üzerinde hak sahibidir. bu olay latincede ipso facto abinito diye tanımlanır: kıyı devletinin bu haklara sahip olması için herhangi bir bicimde bu alanda bizzat birtakım eylemlerde bulunması ya da bu alan üzerindeki söz konusu haklarını ilan etmesi gereği yoktur. bu nedenle 20.2.1969 tarihli kuzey denizi kıta sahanlığı davaları kararında kıyı devletinin haklarının kıta sahanlığı üzerinde fiilen(ipso facto) ve baslangıctan berı (ab inito) var olduğunu teyit etmiştir.

    münhasır ekonomik bölge (exclusive economic zone[eez]):
    her ne kadar kıta sahanlığı ile aynı limitlere sahip olduğu düşünülse de aradaki fark şudur: kıta sahanlığı sadece deniz yatağı ve subsoil’i kapsarken, eez için durum böyle değildir. ayrıca unutmamak gerekir ki eez karasularının bittiği yerden itibaren başlar. şimdi eğer bir ülke eez oluşturursa, diğer devletler açık deniz kurallarını bu alanda uygulayamazlar. ama aynı zamanda bu devletler serbest dolaşım ve uçmak (overflight) haklarından feragat etmek zorunda değildirler.

    aslında hukuksal anlamda problemler yukarıda anlatılan bölgelerin üst üste gelmesi (overlap) ile ortaya çıkıyor tıpkı türkiye ve yunanistan arasında zamanında olduğu gibi. uluslarası hukuk devletlerin kendi rızalarıyla çok yakından ilgili olduğundan, taraflardan biri kabul etmediğinde ya da direk taraf olmadığında, o konuyla ilgili hiçbir uluslararası kural bağlayıcı olmuyor.
  • bilkent universitesi hocasi yuksel inanin ilgi alani.
  • yüksel inan'dan çok, gene bilkent üniversitesinde ilhan akipek bu konularda aşmış bitirmiş bir kişidir.
  • üniversitede sınavlarında beni en çok eğlendiren derstir. çünkü efendim malumunuz gemi mürettabatı nuh'un gemisi gibi birçok milletten insanla doludur. ve yine malumunuz bu insanlar aylarca gemiden dışarı çıkamadıkları için sorunlar çıkarmaktadır ve tüm bunların derdi de sınavlarda bizi germektedir. mürettabattan ricamız eğer bir olay çıkaracaklarsa kendi topraklarında en azından kendi karasularında çıkarsınlar. lütfen.
  • kendini "hukuk devleti" olarak tanımlayan bazı ülkelerde yok hükmündedir.. koca koca kitapları, enstitüleri, üniversiteleri, fakülteleri, avukatları, savcıları, hakimleri, doçentleri, profesörleri olan hukuğun adından ve iş imkanı sağladığı insanlardan başka pek bir anlamı yoktur böylesi ülkelerde..

    işler yürür, türk milleti adına antetli karar metinleriyle hukuk ismiyle anılan o çark döner bir yerlerde ve gıcırtısı taa buraya kadar gelir ama faydası kimedir, neyedir bilinmez..

    (bkz: tcg meltem/#45647620)
    (bkz: tcg meltem/#51544099)
  • teamülün en geniş olduğu uluslararası hukuk alt alanı.
    teamüllerin kodifiyesi sonucu antlaşmalar yapılmıştır ve şu an geçerli olan 1982 tarihli iii. deniz hukuku sözleşmesidir.
    milattan önceki yıllardan beri devam eden gelenekler vardır.

    teamüller 30’lu yıllarda kodifiye edilmeye çalışılmıştır ancak en erken 1958 tarihinde bm genel kurulunun hukuk komisyonu öncülüğünde cenevre anlaşması yapılmıştır. bu anlaşma 5 alanda hükümler içermektedir;
    1 karasuları ve bitişik bölge
    2 açık denizler
    3 kıta sahanlığı
    4 açık denizlerde ekonomi
    5 anlaşmazlıklarda zorunlu yargı

    bundan sonra 60lı yıllarda da biraraya gelinmiş ancak bir antlaşmada anlaşılamamıştır. daha sonra ise son ve günümüzün asıl kaynağı 1982 tarihli sözleşme için konferans düzenlenmiştir.
    bu anlaşma ancak 1996 yılında yürürlüğe girebilmiştir çünkü 60 devlet özellikle açık deniz alanında mutabakata varamamıştır. açık deniz malumunuz petrol doğalgaz ve bilumum kaynak açısından zengindir ve tüm devletlerin ortak malıdır. bu malı ortak etmek istemeyen devletler sorunlar çıkarmıştır.

    uluslararası hukuka konu olan denizlerde 3 kademe vardır. iç sular, karasular ve açık denizler.
    iç sular ve karasuları devletlerin kendi egemenliği altında olan coğrafi alandır. açık denizler ise tüm ülkelere ait ortak maldır.
    iç sularda devletler nasıl bir rejim uygulayacağına kendi yasama organıyla karar verir. iç sular devletlerin deniz ülkesi kabul edilir.
    hazar gibi kapalı denizlerde tarafların bir anlaşması yoksa pasta dilimi şeklinde deniz kıyı ülkelere eşit olarak bölünür ve her ülke kendi payına düşen kısımda iç sular hukukunu uygular.

    karasular da deniz ülkesi kabul edilir ve ülkelerin siyası sınırları karasuları ile son bulur. aynı şekilde devletlerin hava sınırı da karasuları ile son bulur. kural olarak devletler kendi karasuları genişliğini kendisi belirler ancak azami genişlik 82 anlaşmasına göre 12 mildir. ve eğer 12 mile varamadan diğer bir ülkenin sınırına dayanmışsak bu sorun o ülkeyle yapılacak bir anlaşma ile ya da eşit uzaklık prensibine göre çözülür.