şükela:  tümü | bugün
  • dostlar, sözlük yazarları,

    aranızda "lojistik" okumak isteyen, okuyan, uluslararası ticaret'i meslek sanan, bu şekilde manipüle edilen, vakıf üniversitelerinin pek tatlı halkla ilişkiler personeli tarafından ayağı yerden kesilenler olduğunu görüyorum, meslek hayatınızda mutlu olabilmeniz için sizleri uyarmak istiyorum.

    önermemiz şudur: "uluslararası ticaret diye bir meslek yok"

    detaylara girmeden önce ilk günden beri canımı sıkan bir şeyi aradan çıkarmak istiyorum. "uluslararası" lafzının uluslararası ilişkiler bölümlerinin patladığı dönemden kalan hoş bir sedası mevcut, tm'nin çalışkan ve cefakar öğrencileri iyi üniversitelerin bu bölümlerine girmeyi başardıklarında hiç bir sayısal ders olmadığını görüp bayram etmişler, ve söylentiler kulaktan kulağa yayılmış idi. siyaset bilimi okuduklarının çok sonra farkına bu varan bazı daha şaşkın öğrencilerin ise mezuniyetten hemen sonra sordukları soru şu oldu, "ne yapacaz lan biz şimdi". neyse, bu kişilerin çoğu sonradan bankalara girdi, sayısal temellerinin sağlam olması nedeniyle çok zorlanmadan hayatlarına devam edebildiler. bütün bu anlatının çeşitli versiyonları sayesinde "uluslararası" ön eki pırıltılı bir hale kazanmış oldu vs.

    sonra uluslararası ticaret peyda oldu ve bu pırıltılı ön eki severek taşıdı.

    canımı sıkan demiştim, evet, "uluslararası" lafzı canımı sıkıyor, çünkü bu ön ekteki pırıltı bir tür körlük yaratıyor.

    uluslararası ticaret mezunu ne iş yapar sorusu bizi karanlık gerçeklere bir adım daha yaklaştıracak. uluslararası ticaret demek ihracat ithalat demektir. yani küçük esnafın bunu okuyan oğlu işleri büyütüp iran'a ihracat yapabilir demeye gelir. yani sanayide imalathanesi olan adamın kızı bunu okuyup, ithal ürün getirmeye başlayabilir demektir. ama ticaret ile ilgilenmemiş ve sermayesi olmayan bir ailenin çocuğu iseniz, uluslararası ticaret ithalat ve ihracat evraklarını derlemek ve mail atmak demeye gelir.

    diyeceksiniz ki işte taş gibi meslek niye ağlıyorsun. yanılıyorsunuz, çünkü evraklarla olan ilişkiniz ingilizce bilen sekreterya düzeyindedir. ayrıca firmadan firmaya sektörden sektöre ciddi biçimde değişkenlik gösteren gümrük işleri nedeniyle genel bir kavrayışa varmanız çok uzun süre alır. ulaştığını kavrayışta bilgi birikiminden ziyade neyin kime sorulması gerektiğine dair bir sezgi ve yılgınlıktır.

    nakliyeci, ürünleri taşır. gümrük müşaviri, ithalat ve ihracatı gerçekleştirir. siz ne yaparsınız? size onların gerekli evraklarını birisinden alıp diğerine verirsiniz ve bu evrakları kontrol edersiniz. ciddi bir redaksiyon işi ve evrak şekil şart bilgisi gerektiren bu iş sürekli değişen ürünler ve yıldan yıla revize olan mevzuat nedeniyle yaşayan bir organizma değil depar atan bir cita'dır. her şey durmaksızın değişir, teamüller, kurallar, hassasiyetler vs.

    bir tür ingilizce bilen santral memuru ve ön-muhasebe elemanı karışımı gibi bir işiniz olur. bu işin nasıl yürüdüğünü anlayan kobi yöneticisi aklıselim bir insana önemli bir iş yaptığınızı ifade etmeniz neredeyse imkansızdır. hele ürünler standart ve işlemler rutin ise iki yıl içinde aslında orada yattığını imajı kaçınılmaz biçim oluşur. ek işler kitlenmeye başlar.

    dikkat ediyorsanız, meslek tanımını kurmakta zorlanıyorum. yükleyicinin evraklarını gümrük müşavirine, malın adetini depoya, varış tarihini (tabi yanlış olarak) müdürünüze söylemekten gayri bir şey yapmazsınız. yapamazsınız.

    satış ve satın alma işlerini üstlenemezsiniz, askerlikteki geri destek gibi kenarda köşede sigara içerek günler geçer gider.

    ve dostlarım işleriniz hep ters gider. aksini söyleyen yeşillendirsin konuyu açalım.

    her şey, istinasız her şey belirsizdir ve siz bunların hepsi hakkında firmanızın meşrebince değişen ölçüde de olsa kesin konuşmak zorunda bırakılırsınız. her şeyi sadece ve sadece ve sadece deneyim ederek yani sıçıp batırarak öğrenebilirsiniz. ilk girdiğiniz bir prosedürden maestro bir müşaviriniz yok ise hasarsız çıkmanız neredeyse imkansızdır.

    yıllar geçtikçe, aslında forward etmekten, telefonda konuşmaktan (çoğu boş konular), evrakları kontrol etmekten, dosya doldurmaktan, sonu olmayan maliyet tablolarını işlemekten, sap, tiger gibi ölüm tezgahlarına data girmekten başka bir şey yapmadığını fark edersiniz. kötü kurulmuş bir futbol metaforu ile anlatayım, yedek kaleci gibi bir şeysinizdir firma için. arada bir sahaya çıkarsınız, sizi hatırlarlar, o anda sizden sadece gol yememenizi beklerler, ve gol yersiniz ve sonra sizi tekrar unuturlar.

    "uluslararası" demiştik. bunu duyunca hep seyahatlerde olunacağına dair gözlerimi yaşartan bir naif kanaat oluşuyor. ithalat ihracat operasyonunu yapan adam, bırakın yurt dışını bakkala gidemez. masadan ayrılamazsınız bile, telefon hiç susmaz "acil" mailler hiç bitmez, evraklar yanlıştır, her şey yanlıştır vs.

    bölümde medeniyet tarihi dersleri falan var, hey allahım sen benim koru. istatistik var, micro ekonomi var, efendime söyleyeyim uluslararası ekonomi var. bunlar tüccarın kendi geliştirmesinin dersleri belki olabilir ama şüphesiz ki bunlar sizin için açık ara traştır.

    gümrük müşavirliği bürosu hiç gördünüz mü? hiç gümrüğe gittiniz mi? bürokrasinin kekremsi tadından iğrendiğinizi adım gibi biliyorum, okulunuzun e-kayıt sisteminden bile yorulan siz, kendinizi bir bürokrasi deryasına atarsınız eğer bu bölümü seçerseniz. hukuk okuyanlarda da bu yılgınlık biraz vardır ama onlar avukattır filan falandır. toplumdaki statüsü işin bokunu götürür biraz. ama sizinki götürmez.

    bence bu mesleği tercih etmek isteyenler, gidip bir müşavirlik bürosunda en az 1 yıl çalışmalı. evrak sorumluluğu alacak hale gelene kadar çalışarak bu işlerin doğasını kavramalı. bu işin bir evrak memurluğu olduğunu görmeli. eğer severse ki sevebilir, o zaman bu bölümü okumalı. gerçi okumasa da olur. iyi ingilizce bilen birisine yaptığım işi 1.5 ayda öğretebilirim. 4 yıl ne la?

    finalde demek istediğim bu bir meslek değildir, ön-muhasebe+ingilizce sekreterya karışımı bir mutant iştir. burada meslekten kastım 4 yıllık üniversite okuyanların sahibi olmayı hayal ettikleri, arkadaşlarına ben buyum demek istedikleri bir şeydir. işte bu iş öyle bir iş değildir dostlar.

    kendinizi harcamayın, halkla ilişkiler okuyun, insan kaynakları okuyun. yoksa bir anda kendinizi kafka roman kahramanlarından birisi olarak buluverirsiniz ama kimse sizi okumaz kimse sizi anlamaz.
  • tamam.
  • akreditifi öğretiyorlarsa mesleğin kralıdır. dünyada kaç adam biliyor l/c okumayı?
  • +1

    not: uluslararası ticaret ve işletmecilik mezunuyum
  • gayette yanlış bir önermedir. tek başıma 17 ülkeye türk tekstili ihraç ediyorum. lisansım ingilizce öğretmenliği.
  • sanırım gerçekten yok.
    uluslar arası ticaret bitiren eski erkek arkadaşım şu an bir barda çalışıyor.
  • uluslarası ticaret diye bir meslek yoktur, dış ticaret uzmanı, ithalat ihracat uzmanı gibi meslekler vardır.

    ihracat kısmını pek bilmiyorum ama ithalat kısmından bahsetmek gerekirse; evrak kontrolü diye küçümsenen şey çok kritiktir, evraklardaki bir hata, eksik veya yanlış bilgi, etiketlemede sorun olması gibi şeyler yüzünden yüzbinlerce dolarlık mallar gümrükte takılabilir, geri gönderilmek zorunda kalınabilir, çok daha kötüsü astronomik para cezalarına ve hatta bazı durumlarda şirketinizin veya patronunuzun kaçakçılık davası ile uğraşmasına kadar iş gidebilir.

    yani evrak kontrolü dediğiniz şey milyonlarca doların sorumluluğu demektir, bu yüzden dış ticaret çalışanları şirket için her zaman kritik öneme sahiptir ve işini iyi yapanlar da genelde karşılığını alır.

    olay evrakla bitmiyor tabi, dış ticaret çalışanının asıl fark yaratacağı kısım üreticiler ile yapılan pazarlıklardır, ekstradan koparacağınız yüzde bir kaç indirim ile maaşınızın kat kat fazlasını şirkete kazandırabilirsiniz ve ticarette esas para satarken değil alırken kazanıldığı için, patronlar için iyi pazarlık yapabilen bir dış ticaretçi bulunmaz nimettir.

    hangi meslek yaptığınızdan bağımsız olarak, sadece memur zihniyeti ile bana söyleneni yaparım, ekstra bir katkı vermeye uğraşmam diyenler de tabi ki memur muamelesi görür.

    kıssadan hisse dış ticaret bölümü şirketler için çok kritiktir ve bu işi hakkını vererek yapanlar karşılığını alırlar
  • aynı kafayla gidersek bu ülkede bilgisayar mühendisi diye bir meslek de yok.

    bakın bakalım etrafınıza hiç bilgisayar mühendisi görecek misiniz. yazılımcısı var, networkcusu var, veritabancısı var, ama kimse öyle bilgisayar mühendisi diye bir unvana sahip değil.

    hatta işletmecilik diye bir meslek hiç yok. işletmeci diye mesleği olan birini tanıyor musunuz hiç?
  • kardeş aliexpress'i, amazon'u falan hiç duymadın herhalde. mağara nemli miydi? dedirten önerme. o koca gemiler de zevkine tonlarca mazot yakıp okyanusları aşıyor zaten. o kargo uçakları falan...

    ayrıyeten (bkz: incoterms)
  • eger dunyaniz kisitli tanimlardan ibaretse evet yok. ama bolumunuzun adinin ne olduguna degil de icerigiyle ne ogrendiginize bakarsaniz, uluslararasi ticaret bolumunun neredeyse isletmeyle ayni derslere sahip oldugunu gorursunuz. (benim okudugum bolum oyleydi en azindan)

    ben bu bolumde okudum. isletmeci arkadaslarin yaptiklarina benzer isler yaptim gectigimiz 10 yillik kariyer hayatimda, urun ve pazarlama mudurlugu ekseninde. 10 senenin 4 senesinde turkiye'deydim. son 7 senedir de avrupa ve amerika'da amerikan sirketlerinde calistim, calisiyorum. ithalat ihracatla ilgili evraklari sanirim en son 2. sinifin yazinda staj yaparken gormustum, sene 2004...

    demem o ki, iyi bi universiteye girip, bolumu siz ne olmasini istiyorsaniz o yapmaya bakin. gerisi fasa fiso.