şükela:  tümü | bugün
  • bu sene dördüncüsü yapılan olimpiyad(t). anadili türkçe olan bir kişi olarak türkçe'yi hatasız telaffuz eden, telaffuz etmekle kalmayıp aksansız şiir okuyan, şarkı söyleyen gencecik yürekleri duyunca heyecanlandığım etkinlik.
    olimpiyad şarkısını sertab erenerseslendirecektir.

    edit:gelen mesajlar neticesi bu edit yapılmıştır.
    1. daha önce dördüncü türkçe olimpiyadı başlığı olduğu halde bu başlığın neden açıldığı sorusu yöneltilmiştir. anılan başlık sadece bu sene yapılan etkinliği kapsamakta olup söz konusu etkinlik sürekli olduğundan genel bir başlık açılması gerekli görülmüştür.
    2.olimpiyat kelimesinin -i haline gelince:başlığı sitenin orjinalinden alarak yazdım. bilimsel kurallar gereği de atıf yapılırken yanlışı ile alınır,doğrusu da parantez içine alınır da bu da sözlük formatına uygun olmadığından bu şekilde yazamadım.
    3. evet 3.!! ve zorunlu edit. bu entiri ilk yazıldığında özellikle başlıkta ve içerikte olimpiyad denilmiştir zira bilimsel atif kurallari gereği ifade yanlişiyla alinir.
  • fethullah hoca'nın islami misyonerlik faaliyetlerinin meyvelerini turkiye'ye sunmak için duzenlediği turkce yarismasi. biz islamiyeti değil turkce'yi, turkiye'yi yurtdisina tasiyoruz izlenimini vererek turkiye nezdinde de meşruiyet kazanma arzusunun urunu. fetullah hoca elalemin memleketine gidip okullar acinca "helal olsun lan adamlara" dersiniz, hristiyanlar gelip burada incil dagitmaya, okul acmaya kalkinca feryadı basarsiniz turkiye hristiyanlaşıyor diye. malatya'da vahşice katledilen protestanların yaptıgı iş ile bunlarınki arasında sadece format farkı var be yav. ozunde ikisi de misyonerlik.
  • yarışmaya katılan çocukların seçtikleri şiir ve şarkıların genellikle ağlamaklı ve salya sümük görüntüler verdiğini türkçe adına üzülerek izlediğim etkinliktir .

    bu çocuklara bu şarkı ve şiirleri öğretip böylesi acıklı durumlara düşürenlerin,dünyaya bakışını ve ruh halini yansıtması açısından bu salya sümük seçimler çok ilginçtir.
    umarım ilerde düzeltirler.
    sonuçta,söz konusu olan "türkçe".
    çünkü biz bu ülkede her allahın günü salya sümük ağlayıp zırlamıyoruz ara sıra gülüp eğleniyoruz da.
    diğer yandan, salya sümük yaklaşım dışında, türkçe adına yürütülen misyonerlik çalışmalarını da saygıyla karşılıyorum.
  • arkasındaki ideoloji veya din unsurları tartışılır,
    türkçe'nin ne kadar iyi kullanıldığı / kullandığımız da tartışılır.

    ama dünyanın birçok ülkesinden gelen çocukların aldıkları eğitim ve türkçe konuşma yeteneklerine şapka çıkartılır.
    yapılan çalışmaların kapsamı ve başarısı takdire şayan.
    dünyanın birçok yerinden çocukların türkiye hakkında söyledikleri de gurur verici.
  • sevimsiz, emperyal bir vizyonun ifadesi, bununla içerdeki egemenleri, klasik düz, muhafazakar dindarların bağışlarını tavlamayı amaçlayan samimiyetsiz yarışma. bunun aynısını fransızlar yapsalar, ve burdan, türki cumhuriyetlerden, eski fransız sömürgesi olsun olmasın müslüman ülkelerden insanlar fransızcayı ne kadar iyi konuştukları konusunda yarıştırılsalar paris'te filan, neler hisseder kendini müslüman ve türk hisseden bir cemaat mensubu, ordan benzetme yapılmalıdır. yurt dışında okul açmak, insanlara, fakir ve zeki öğrencilere eğitim götürmek iyidir, hatta arada türkçe öğretmek de hem onlara, hem bize, birbirimizle iletişimi, ticareti, ortak siyaseti kolaylaştırdığı için, büyük hizmettir, ancak bunu içerde "şu kadar ülkeye dilimizi yaydık, türkçe konuşturduk" şeklinde milliyetçi propagandaya malzeme ederseniz, ben o okul açılan ülkelerin devlet yetkilisi, çocukların velisi olsam bir durur düşünürüm, "ulan türkler kıpçakca öğrensin, başkırtca öğrensin, biz niye onların dilini öğreniyoruz birlik kardeşlik adına" derim. aynı karın ağrısını stv'de dışardaki okulların öğrencisi yabancı çocuklara istiklal marşı söylettirildiğinde de yaşıyorum açıkcası.
  • bu cografyada yasayan insanlarin bir sekilde takdir etmesi gereken olimpiyatlardir. islami misyonerler diyerek olayin guzelligine golge dusurme cabasi yanlistir. durduk yere dunyanin baska memleketlerinde turk okullari acilacak hali yok elbet bir amac icin acilacak eger begenmiyorsan gider inandigin bir amac varsa o ugurda turk okullari acarsin.

    (bkz: yigidi oldur hakkini yeme)

    yıllar sonra non: bu hainlere yıllarca sempati beslediğime yanıyorum, haşhaşi olduklarını bilmeden önceki saf fikirlerimdi affedin beni.... bunların yaptığı olimpiyatları sikeyim.
  • turkiye cumhuriyeti`nin utancidir. ne kadar hantal ve ne kadar hoyrat olundugunun kaniti ayni zamanda, yillardir bu ulkeyi kimlerin nasil aptalca yonlendirdiginin kanitidir. ve benim hantal ve aptal sistemimim kirilma noktalarindan birisidir.

    dusunun; yuzlerce yildir varolan bir dil, milyonlarca kullanici, lider konumdaki turkiye ve bir tarikat bunu yapiyor. turkiye`nin en buyuk ! universiteleri ingilizce egitim vermekle ovunurken, bu olay akillarindan bile gecmiyor, turk dil kurumu oturup dusunmemis bile,sonra birden kara kara cocuklar goruyoruz , sarki turku soyleyen, siir okuyan...

    ne tartisiliyor!

    bir tarikat...

    yav adam gana`dan gelmis urfa turkusu okuyor, necip fazil okuyor siz ne diyorsunuz?

    bunun %1`i yaptirabilmek icin avrupa ulkeleri gocmen yasalari cikartiyor ordaki adamlar binbir turlu iskence ediyor.

    en azindan bu tarikat birseyler yapmis..

    devlet`i erkan tarikati ne yapiyor daha birsey gorebilmis degilim.
  • turkiye cumhuriyeti`nin utancı mıdır, değil midir galiba ben bunu şu saatte onca çalışmadan sonra sağlıklı bir biçimde söyleyemeyeceğim, ama şu var devlet ile tarikat arasındaki farkı en azından türkiye cumhuriyeti çerçevesinde bildiğimi düşünüyorum. birçok açıdan türkçenin yabancı uluslara hem de çocuklar bazında tanıtılması, bilmemkaç bin yıllık dilin artık 2007 senesinde urfa türküsü, bilmemne türküsü olarak bilmem kaç km uzaklıktaki ganalı bir çocuğun diline yapışması söz konusuysa, burada tarikatın kimliği ve türkiye'deki koşulları iyi düşünmeliyiz, diyorum.

    ama şunun da farkındayım; saman tv kafası bunu çok yapıyor; "efendim işte devlet yapmadı biz yapıyoruz." veya "artık bambaşka bir çağda yaşıyoruz, 30'lu yılların türkiye'sinde değiliz." veya benzeri ifadeler, o kafalardan çok çıkar bu ses, bu zamanda daha fazla çıkıyor, daha fazla rağbet görüyor olabilir ancak bu benim problemim değil, herkes her şeyi düşünebilir, politik değerlendirmelerden biridir bu da, sadece dine bulaşmakla kalmıyorlar, siyasete de karışıp, her seçim öncesi bütün tarikat üyeleri koyun gibi liderlerinin işaret ettiği partiye oy veriyor veya geçen seçimde verdikleri oyları geri alıp, başkasına devrediyorlar, bunu her seçimde görüyoruz. o yüzden bu laflar da politiktir, bir entirimde söylemiştim, bu tarikat madem bu kadar övünüyor; "türkçeyi savunuyoruz, tanıtıyoruz, islamiyet'i tanıtıyoruz, müslümanlığı yayıyoruz doğuda.." diye, liderinin bulunduğu ülke ırak'a nereden bakarsanız bakın askeri müdahalede bulundu, sivildi, yaşlıydı, çocuktu, kadındı, erkekti dinlemeden ortalığı kaosa sürükledi, kaç kişi öldü, kaç kişi yetim kaldı, kimsenin haberi yok, ortalık yangın yeri; doğuda okul açtığıyla ve bu kültürü tanıttığıyla övünen bu kafa yapısından tek ses çıkmadı; sanki başı bitten, kıçı kazıktan kurtulmayan müslüman kardeşleri değilmiş gibi. o yüzden şaşırtıcı değil bu ifadeler de, neyse fazla dağıttım; tekrar "uluslararasi turkce olimpiyatlari" çerçevesinde getirilen "devlet yapmadı biz yaptık" eleştiriye bakalım.

    evvela ben ülkemizin geçmişine bakığım zaman, 1938 sonrasından 2007'ye, gördüğüm manzara tarikatçı kafa yapısının modern yaşama koşulları aksine (o çok yere göğe sığdıramadığımız batılı ülkelerde de tarikatlar ve dini kuruluşlar vardır, ama bunların hiçbirisi "büyük müslüman birliği" projesini andıran, efendime söyleyeyim; "hadi bütün hiristiyanları bir araya getirelim, dünyayı yönetelim." gibi bir stratejiyle hareket etmezler, bu uğurda devletlerini yıkmayı, anayasal düzeni hiçe saymayı niyet etmezler.) ister asker eliyle, ister askerin karşı darbe yaptığı bir ortamda hiç gündemimizden eksik olmadığıdır. bunu, ümmetçi yapının henüz yeni sistemde kaynamamış, sindirilmemiş artıkları olarak görmek mümkündür ama menderes ve onun izinden gidenlerce sürekli gündemimizde olan tarikatlar ve özellikle de üzerinde isim vermeden konuştuğumuz tarikatın hep ülkenin yönetimine etkisi vardır. benim bir çırpıda hatırlayabildiklerim; 90'larda, tansu çiller ile mesut yılmaz'ı biraraya getirmeye çalışan, birleştirmeye çalışanın söz konusu tarikatın lideri olduğu, ecevit'i 99'da iktidara taşıyanın yükselen milliyetçilik, apo'nun yakalanmasıyla birlikte, götümüze girmesin diye adını vermeden üstüne konuştuğumuz tarikatın liderinin yönlendirmesi olduğu ya da yine akp'nin akıl hocalarının ilgili tarikatın içinden çıkmış olduğu ve söz konusu medya gücüyle birlikte politikalardan memnun olduğudur. kenan evren'le birlikte bastırılan türk solu'nun, en azından türkiye'deki daha önceki darbelerden arta kalan azınlık durumundaki aydınlık kafaların da bastırılmasına ya da dini ağırlıkta bir eğitim sisteminden tutun da, apolitikliğe hapsolmuş, gavur dilinde new age bizim dilimizde yeni neslin içler acısı durumundan hiç söz etmiyorum. yahu bu tarikat kafası devletten ne zaman elini çekti de, bırakın türkçenin "uluslararasi turkce olimpiyatlari" kapsamında tanıtımını, iki adım yol alabildik? dışa bağımlı tüketim kölesi bir ülke, tükettiği ürettiğinden fazla, işsizlik almış başını yürümüş, sadece ordusunun yetkinliğiyle övünebilen (eh bu yetkinliğe rağmen ülkedeki terör belasıyla da ters orantı kurulabilir.) eh yeri geldiğinde onunla da övünemeyen bir acayip insanlar yığını olduk çıktık. sene 2007 hala zorunlu din derslerinin eziciliği, türk veya müslüman olmayanların sıkıntılarıyla boğuşup duruyoruz. insanı koyunluğa ve serdengeçtiliğe mahkum eden tarikat kafası "uluslararasi turkce olimpiyatlari"nda türkçeyi ganalı bir çocuğun diline urfa türküsü olarak akıtsa ne olur, akıtmasa ne olur?

    o ganalı çocuk türkiye'de çekimleri yapılmış bir programdan çıkınca coca cola içiyor, akşam yemeğini de burger'da yiyor, etrafında hiçbir mesleği olmayan aç insanlarla dolu bu ülkenin resmi dilinin (binlerce yıllık) sevdasını bir türküyle de olsa paylaşıyorsa, bunu tarikatı övmek için bir yol olarak görenlerin varlığı rahatsız edici değil benim için, olsunlar, aksi düşünenler de olsun. sanki bu ülkede 50 sene tkp veya ip iktidarı oldu, yahu biri gitti diğeri geldi, hepsi muhafazakarlara, şehirli, köylü hiç fark etmez mukkadesatçılara, şark kurnazlarına, hacca gitmişliğiyle övünüp bakkalındaki sahtekarlıklarıyla zengin olanlara, her türlü ahlak bekçisi bozuntularına seslendiler durdular, tarikatlardan ve abd'den icazet almadan iktidara gelemediler, devletin kendisi tarikata, çeteye boğuldu zaten, devlet kim ki, tarikatlar kim, türkçemiz ne durumda, "uluslararası tükçe olimpiyatları" koymuşlar adını, kimin umrunda bu? türkçenin bir taraftan reklamını yapıyorsalar, bir taraftan da altını oyuyorlar. devlet kim, tarikat kim belli değil.

    ah be saat 04:52, bu yazdıklarım kimin umrunda acaba, merak ediyorum.

    not:

    1. ayrıca şunu eğitimciler, siyaset bilimciler ve diğer disiplinlerdeki hocalar mutlaka tartışmalı; bir ülkenin dilini ve kültürünü dış ülkere yaymak devletin görevi, misyonu mudur? bunu gerçekten bilmiyorum.
    2. ayrıca karşınıza bir rus bir de amerikalı alın, ikisine de bu sevgi (!) okullarını sorun. birinin yüzü asılıyor, diğerininki ise gülüyorsa o halde bunu sorgulayın. bu okullar kimin işine yaramış, kiminkine yaramamış, tahmin edin. sonra gelin burada devlet-tarikat karşıtlığından söz edin. geçen seneki u.t.o'da meclis başkanı ağlayarak konuşma yaptı bu tarikatın liderinin türkiye 'ye gelmesini isteyerek, youtube'da bulabilirsiniz, devletin başka hangi kademesinden biri olmalıydı devlet-tarikat ilişkisinin bu denli gözler önüne serilebilmesi için.
  • bende dogurdugu dusunce sudur;

    "tuhaf milletiz vesselam.. hem donem donem turkce konusan "yabanci"lari ulkemizden kovuyoruz, hem de turkce konusmayan baska yabancilar turkce' konussun diye yirtiniyoruz"

    sanirim, biz yabancinin turkce konusan ama bizden uzakta olanini seviyoruz.
  • çok ilginçtir ki bu organizasyondan övgüyle bahsedenler, kendilerini emperyalizm karşıtı olarak tanımlarlar. robert kolej'i misyonerlik yuvası, fransız okullarını da sömürgecilik uzantısı olarak görürler. (hadi biraz abarttım diyelim, en hafifinden "pek hoşlarına gitmez") eurovision'a ingilizce şarkıyla gitmeyi eleştirir, ingilizce isimli ticari mekanlara burun kıvırırlar. (buradan bu son ikili benim de çok hoşuma gidiyor anlamı çıkmasın. durum tesbitidir.)

    ama efendim iş zencisinden çekik gözlüsüne insanlara türkçe konuşturmaya, yurtdışında türkçe eğitim veren okullar açmaya geldiğinde yürecikleri kabarır, duygulanırlar.

    aynı şeyi "batılı sömürgeci devletler" yaparken hiddetlenip onlara "emperyalistlikle" suçladıktan sonra bu oluşumu desteklemenin de, aslında "benim emperyalistim iyidir" demekten bir farkı yoktur. ("yok artık daha neler"leri duyar gibiyim. tabi şu an teşkilatlanma kıyaslanamayacak bir durumda olduğundan bir "türk-islam emperyalizmi" yaratmaktan çok uzak. ama temel mantık olarak bana aradaki yedi farkı göstersin biri)

    keşke bunun iyi niyetle, sadece türkçe'yi ve türk kültürünü tanıtma ve öğretme amaçlı bir organizasyon/kurum olduğuna inansam. yoksa biz de açalım tabi cervantes, goethe institut ayarında dil-kültür kurumları. ama az düşünen insan sormaz mı kendine bu "sevgi okulları" neden madagaskar'da, etiyopya'da, moğolistan'da, moldova'da açılıyor diye. işte beni de rahatsız eden bu iki yüzlülük (bir de "islamiyeti tanıtma" olayı var tabi. aynı iki yüzlülük burada da geçerli; hristiyanlık olunca misyonerlik, müslümanlık olunca tanıtma öyle değil mi?)

    (bkz: kötüleneceğini bile bile entry girmek)