şükela:  tümü | bugün
  • 2012'de yayınlanan uzun süredin dünya gündeminde olan "why nations fail" daron acemoğlu ile james robinson'un yazdığı kitabın türkçe çevirisine verilen ad.

    "mutlaka" okunması gerekenler listesindedir.

    özetle, kitapta bazı ulusların (devletlerin) diğerlerine göre neden daha başarılı olduğunu sorguluyor. bunun ana nedeninin, ekonomik ve siyasal yapıların "bir şekilde" kapsayıcı ya da sömürücü olmasıyla açıklanabildiğini savlıyor. kapsayıcılık ya da sömürücü yapıların ortaya çıkmasında ise bilinçli tercihler ile geçmişteki olumsal unsurların etkisini göz ardı etmeyin diyor. tarihin dönemeçlerinde mevcut kurumsal yapılardaki küçük farklılıkların ilerideki muazzam farklılıkları oluşturduğunu savlıyor............ henüz kitabı bitirmedim da!..

    kitap ingilizce olarak 2012'de mart veya mayıs'ta yayınlanmış. bir vesile ben 2012'de haziran ayında acemoğlu'nun, kitapta öne sürdükleri temel teoriyi anlattığı uzun bir konuşmasını dinleme fırsatı buldum.

    o konuşmayı dinlemeden önce mi, yoksa sonra mı tam hatırlamıyorum, -yaşlılık artık- zamana ilişkin düşünmekten kaçınıyor insan, tübitak'ın nasıl olup da yayınladığına şaşırdığım "halkın bilim tarihi" (clifford d. conner) kitabını, sermaye'nin sırrı (hernando de soto), sanayileşmenin gizli tarihi (ha-joon chang) kitaplarını o günlerde okudum.

    kitabın türkçede yayınlandığını öğrenir öğrenmez de hemen aldım, şu anda okuyorum. daron acemoğlu'nun dinlediğim konuşması oldukça iyiydi, bu nedenle kitap şu anda derinlemesine düşünme imkanı verir nitelikte. ancak ilk kez okusaydım eminim çok daha etkili bir sürpriz olarak görürdüm.

    daron acemoğlu ve james robinson'un yakın bir gelecekte nobel alacağına kesin gözüyle bakılıyor.

    ulusların düşüşüne ilişkin orijinal isim başlığında yazılanları okumadım ama birisi mutlaka diyecektir, "eaaahh işte neo liberallerin şeysi.. " evet yaklaşım neo-liberal ama güçlü bir "teori" sunuyor kitap. önemli olan bu.. yakın zamanlarda, dünyayı anlamaya yönelik pek "yeni" fikir ortaya çıkmıyordu. acemoğlu ve robinson bunu başarmış.. taa ibn-i haldun'dan bu yana "söylenen" sözlere bile alternatif sunyor-tartışıyor kitap.. hakikaten iktisat ve iktisat tarihi okurken eğleniyor insan okurken.

    yukarıda saydığım kitapların hepsini peş peşe okursanız acayip etki edecek düşünce yapınıza.

    buna bir de benim varlığından bir şekilde haberdar olduğum ama henüz okumadığım, bir dönem dünyada ve türkiye'de çok ilgi gören pasif ve dışlayıcı laiklik (ahmet kuru) kitabını eklemekte fayda var.

    gelecek günlerde de hızla sayısı artan sanayi 4.0, ikinci makine çağı, dördüncü sanayi devrimi gibi adlarla anılan yeni olguya ilişkin yazını okumak gerekli.

    özetle, evet buncağız dahil geniş bir kitle mal gibi ilkel gündemimize takılıyoruz ama bunların hepsi güzel şeyler..

    not: "bunların hepsi güzel şeyler" yeni yazarlar için bir anlam ifade etmez ama eski ekşi sözlük okur-yazarlarına tebessüm ettirme amacı taşımaktadır.
  • çevirisi nedense tatmin etmemiş kitaptır. bir kaç kafamı kurcalayan yeri orjinali ile karşılaştırdım. çevirisi daha iyi olabilirdi. imkanı olanın orjinalinden okuması tavsiye edilir.
  • ilk başta ingilizcesini almıştım fakat biraz zorlandığım ve gerçek anlamda anlayarak okumak istediğim için türkçesiyle devam ettim. çok iyi bir kitap. kitap için birlikte yazarlık yapan daron acemoğlu ve james robinson ın çok iyi bir altyapı, araştırma ve bunları sentezleme yaptığını kitabı okuduktan sonra anlıyorsunuz. kitabın konusu genel çerçevesiyle ulusların kurumları, tarihsel gelişimi yüzyıllar içerisinde karşılaştırmalı olaran size sunuyor. bunları sunarkende ülke case leriyle somut örnekli olarak görmek güzel birşey.
    ekonomiyle ilgili kitaplar arasında tüm arkadaşlarıma önerdiklerim arasındadır.
  • bu tip kitaplara ben popüler sosyal bilim kitapları diyorum.
    kitap çok akıcı ve keyifli okunuyor.
    daha önceki yorumlarda bahsedilen tercüme işine ben de katılıyorum.
    türkçe tercüme daha özenli olabilirmiş. imkanınız varsa orijinali daha keyifli okunuyor.
    kitap özetle şunu diyor:

    ulusların zenginleşmesinin iki yolu vardır:
    1, merkezi ama sömürücü olmayan bir otorite (ki bu sayede asayiş sağlanabilsin, düzen olsun, vergi toplansın, hukuk adaletli bir şekilde işlesin ve bu sayede devlete kaynak aksın)
    2, sömürücü olmayan merkezi siyasal bütünlük sağlandıktan sonra kapsayıcı ekonomik kurumlar var olsun (ki bu sayede girişimcinin önü kesilmesin, inovasyonların önü açılsın, ticaret artsın, ekonomi rahatlasın)
  • şöyle özetleyebileceğim kitaptır;

    ulusların düşüşü kitabı; yazarın önsözde de belirttiği üzere, birleşik devletler, büyük britanya ve almanya gibi dünyanın zengin ülkelerini, sahra-altı afrika'dan, orta amerika'dan ve güney asya'daki yoksul ülkelerden ayıran gelir ve yaşam standartlarındaki büyük farklılıklar hakkında yazılmış bir değerlendirmedir. yazarın deyimi ile kitap; arap baharında, mısır’da insanların neden isyana katıldıklarını coğrafi, tarihsek, kültürel ya da ekonomik sebeplerle değil, “tahrir meydanı'ndaki mısırlıların” bakış açısıyla anlatmaya çalışmaktadır.
    büyük britanya ya da birleşik devletler gibi ülkeler, yurttaşları gücü ellerinde tutan elitleri devirdikleri ve siyasal hakların çok daha yaygınlaştırıldığı; hükümetin yurttaşlara karşı sorumlu ve duyarlı olduğu; geniş halk kitlelerinin ekonomik fırsatlardan yararlanabildiği bir toplum yarattıkları için zengindirler. mısır vb. fakir hakların, siyasal elitlerin zenginleştiği süreçte benzer bir devrimi yapamamaları, bu iki zenginlik seviyesi arasındaki farkı göstermektedir.

    kitaptaki ilk tespit birbirine sınır iki kentin karşılaştırmasıdır. nogales arizona ve nogales sonora halkları aynı kültüre sahip iki sınır şehridir. ancak gelişmişlik düzeyi, gelir, güvenlik seviyesi, ortalama yaşam süresi gibi göstergeleri farklıdır. nogales arizona, birleşik devletlerdedir. sakinleri birleşik devletlerin ekonomik kurumlarından yararlanırlar ve gelişmiş bir demokrasinin nimetlerinden faydalanırlar. kamu sağlığından yol hizmetlerine, yasa ve düzene kadar tüm temel hizmetleri yöneticileri tarafından karşılanmaktadır. nogales sonora'dakiler ise bu kadar şanslı değildirler. bu şehir meksika sınırındadır ve daha az gelişmiş bir yerdir. göstergeler nogales arizona’dakinin tersidir.

    yazar bu örnekten sonra meksika, peru ve amerika birleşik devletlerinin kolonileştirilme ve bağımsızlık süreçleri ile devam eder. ingilizlerin sömürge yarışına geç dâhil olduğundan ve ispanyollar için meksika'da, orta ve güney amerika'da işe yarayan modelin ingilizler için kuzey'de işe yaramadığından bahsedilir; ekonomik açıdan kuzey amerika’da ingiliz varlığının sürdürebilir olması için tek yolun yatırım yapmanın ve kurumlar inşa etmenin gerekliliğinden söz edilir.
    orta ve güney amerika ile kuzey amerika arasındaki bu tarihi farklılık, demokratik ilkelere dayalı, siyasal gücün kullanımına sınırlama getiren ve bu gücü toplumun geniş kesimlerine yayan bir anayasa benimseyip uygulayan ülkenin meksika değil de birleşik devletler olmasının tarihsel sebeplerinden biri olarak sunulmuştur. kitapta bir ülkenin zengin mi yoksa yoksul mu olduğunun belirlenmesinde ekonomik kurumların kritik bir rol üstlenmelerine karşın ülkenin ne tür ekonomik kurumlara sahip bulunduğunu belirleyenin siyaset ve siyasal kurumlar olduğunu savı ortaya konmaya çalışılmıştır.

    acemoğlu ve robinson, “sömürge toplumunun örgütlenme biçiminin kalıcı sonuçlarının pratikteki işleyişini”, bu iki ülkenin sakinlerinden, dünyanın en zengin iki adamı olan bill gates ve carlos slim’den örnek vererek sürdürmektedir. acemoğlu ve robinson’a göre, siyasal güç sınırlandırılmış ve geniş bir biçimde dağıtılmış olduğundan, refahı destekleyen ekonomik kurumlar ağı oluşabilmiştir. ayrıca, bugünün en zengin ve en fakir ülkeleri ile elli, yüz ya da yüz elli yıl geriye gidip bakıldığında karşılaşılan en zengin ve en fakir ülkeler sıralamasının çok değişmediği görülmektedir.

    yazarlar, dünyadaki eşitsizliği açıklamak için ortaya atılan coğrafya hipotezinin, kültür hipotezinin ve cehalet hipotezinin temel etkenler olamayacağını, aksi yönde sonuçları olan ülkeleri örnek göstererek açıklamaktadırlar. coğrafya hipotezi, “sıcak ülkelerin doğası gereği fakir” olduğunu savunur. bu hipotezin modern versiyonu, tropikal hastalıkların işgücü verimliliğini olumsuz etkilediğini ve ayrıca tropikal toprakların tarıma elverişli olmadığını iddia eder. yazarlar, nogales örneğinde eşitsizliğin coğrafya ile açıklanamayacağını ortaya koymaktadırlar. başta dini değerlere dayanan kültür hipotezi ise, günümüzde temellerini dinin yanı sıra başka değerlere ve ahlak anlayışlarına da dayandırmaktadır. yazarlar ise, nogales örneğinde çitin kuzey ve güney yanında kültürel özelliklerin oldukça benzeştiğine, dolayısıyla da eşitsizliği açıklamakta kullanılmayacağına vurgu yapmaktadırlar. cehalet hipotezi, “insanların ya da yöneticilerin ülkeleri nasıl zengin hale getireceklerini bilmediğini” savunur. oysa yazarlara göre, iyi niyetli liderlerin ne tür politikaların yurttaşların gelir ve refahını arttırdığını çabucak öğrenmesi ve bu politikalara yönelmesi gerekmektedir.

    yazarlar dünya eşitsizliğini kurumsal farklılıklarla açıklamaktadır. kapsayıcı ekonomik kurumları, yalnızca elit kesim değil toplumun büyük bir kesimi için güvence altına alınmış mülkiyet hakları ve ekonomik fırsatlar sunan kurumlar olarak; sömürücü kurumları ise toplumun belirli bir kesiminin menfaatleri için başka bir kesimin zenginliğini sömüren kurumlar olarak tanımlamaktadırlar. yazarlara göre, siyasetin kurumları kuşatmış olmasının nedeni sömürücü kurumların oluşmasının bazı insanlar ya da gruplar için daha kârlı olmasıdır. sömürücü kurumlar ortaya çıkar çünkü siyasal gücü kontrol edenler, güçlerini rekabeti sınırlandırmak, pastadan alacakları payı arttırmak ve hatta ekonomik ilerlemeyi desteklemek yerine çalıp yağmalamak için kullanmayı kendileri için yararlı bulurlar.

    yazarlar, ekonomik ve siyasal kurumlar arasındaki güçlü bağı, sömürücü siyasal kurumların gücü dar bir elit grupta toplaması ile açıklamaktadırlar. bu yakın ilişki, çoğulculuk ve kapsayıcı ekonomik kurumlar arasında da vardır. yazarlar ayrıca sömürücü ekonomik ve siyasal kurumlar arasındaki yakın ilişki sayesinde kurumların devamlılığa meyilli olduğunu da söyler. dünyanın ilk kapsayıcı siyasal kurumlar dizisinin ortaya çıkışı 1688’deki görkemli devrim ile mümkün olmuştur. sanayi devrimi’nin görkemli devrim’den kısa bir süre sonra başlaması da rastlantı değildir. yazarlara göre, kapsayıcı kurumlar oluşturma yolunda atılan adımlar hızlı büyümeyi tetiklerken, kapsayıcı kurumlardan ani bir şekilde vazgeçmek de benzer ölçüde bir ekonomik durgunluğa sebebiyet verebilir.

    yazarların teknolojik gelişimin ekonomi üzerindeki etkisini açıklamakta kullandığı kavram ise joseph schumpeter’in ‘yaratıcı yıkım’ kavramıdır. buna göre, ekonomik büyüme ve teknolojik değişim beraberinde ‘yaratıcı yıkım’ getirir, çünkü yeni teknolojiler mevcut beceri ve makineleri ekarte eder. dolayısıyla, ekonomik büyüme süreci ve kapsayıcı kurumlar siyasette ve piyasada kazananlar olduğu kadar kaybedenlerin de olmasına sebebiyet verir. yazarlara göre yaratıcı yıkıma karşı duyulan korku, genellikle kapsayıcı ekonomik ve siyasal kurumlara karşıtlığın temelini oluşturur.

    yine yazarların iddiasına göre sömürücü ekonomik kurumlar bir miktar büyüme sağlayabilir ancak bu büyüme sürdürebilir değildir ve sömürücü kurumlar sürdürülebilir teknolojik gelişmeler gerçekleştiremezler. ayrıca bu kapsamda yapılan düzenlemeler yapıları gereği kırılgan ve tahribe açıktırlar. buna örnek olarak roma’da kırılmayan bir cam icat eden ve büyük bir ödül alacağını umarak imparatora giden adamın hikâyesi anlatılmıştır. adam imparatorun emri ile öldürülür.

    yazarlar son olarak kölelik sistemini ele almaktadırlar. köleliğin afrika’da benzeri görülmemiş şekilde önem kazandığını vurgulayan yazarlar, güney afrika örneği üzerinden konuyu detaylandırmaktadır. güney afrika’nın yerleşime uygun olması ve zengin elmas rezervlerine sahip olması avrupalıların buraya yerleşmelerini cazip kılar. afrikalılar, avrupalılar sayesinde yeni tüketim malları ile tanışırlar ve tarımda saban kullanılmaya başlanır. üstelik afrikalı çiftçiler bu teknolojiyi hayata geçirmeye oldukça hevesli ve hazırdır. tarım ekonomisi geliştikçe katı kabile kurumları çökmeye başlar. sömürücü kurumların zayıflaması ise büyük bir hızda ekonomik dinamizme yol açar. bu örnek üzerinden sömürücü kurumların çöküşü ve kapsayıcı ekonomik kurumlar aracılığı ile gelişme konusu açıklanır.

    sonuç olarak bu eserde, bir ülkenin zengin mi yoksa yoksul mu olduğunun belirlenmesinde ekonomik kurumların kritik bir rol üstlenmelerine karşın ülkenin ne tür ekonomik kurumlara sahip bulunduğunu belirleyenin siyaset ve siyasal kurumlar olduğunu savı ortaya konmaya çalışılmıştır. sömürücü ekonomik ve siyasal kurumlar arasındaki ilişki bir çıkmaz meydana getirmektedir ve sömürücü kurumlar bir kez bu çıkmazdaki yerlerini aldıklarında, kalıcı olma eğilimi göstermektedirler. benzer durum kapsayıcı ekonomik ve siyasal kurumlar arasında da vardır fakat bu durum bir çıkmaz değil, verimlilik halidir.

    ayrıca kaynakçası çok başarılıdır. önce bir yönlendirme kaynakçası vardır, sonra da akademik kaynakça. dünyadaki eşitsizlikleri iyi açıklayan ve iddaları genel geçer olan nadir tezlerdendir.
  • benzer coğrafyalarda, benzer şartlar altında ulusların nasıl refah seviyelerinin farklılaştığını hukuk, fikir patenti, fırsat eşitliği gibi kapsayıcı unsurlar çerçevesinde inceleyen oldukça akıcı, okunası bir kitaptır.(bkz: daron acemoğlu)
  • sipariş ettim kitabı ama sabirsizlaniyorum, umarım sapiensten, guns germs and steel den bir adım ötede farklı bakış açıları kazandırır.

    edit: şimdiye kadar inandığım başta coğrafya sonrasında da kültür ve cehalet tezlerini çürütebilmiştir.
  • dünyanın bugünkü durumunu özetleyen kitap.