şükela:  tümü | bugün
  • portekizli yonetmen manoel de oliveira'nın if2004'te de gosterilen son filmi. dahilide catherine deneuve, stefania sandrelli, irene papas, john malkovich var.

    ok yaydan cikmadan, sevgili sevin*'den elindeki biletlerden bir tane de bize vermesini rica etsek diyorum. bitmis, tukenmis if biletleri.

    soyle gelisir (copy paste'tir): genç portekizli tarih öğretmeni rosa maria, boyuna sorular soran küçük kızı maria joana’yla birlikte, hindistan’da, bombay’daki kocasıyla buluşmak üzere bir deniz yolculuğuna çıkar. tıpkı yüzyıllar önce büyük portekizli kaşiflerin yaptığı gibi, lizbon limanından yola çıkar ve marsilya’ya, pompei’ye, atina’ya, istanbul’a, port said’e ve aden’e uğrarlar. rosa maria, meraklı kızına ziyaret ettikleri yerler hakkında bilgi verir ve onu akdeniz medeniyetleri ile batı kültürünün kısmi bir tarihinde gezintiye çıkarır...
  • ağır bir tempoyla ilerleyip neredeyse aynı tempoyla bitecekken, son dakika golüyle perdeyi kapatan film.
  • manoele de oliveira'nın 95 yaşında çektiği belki de bu yüzden inanılmaz karamsar olan film. insanlık tarihin nasıl savaşlarla dolu olduğunu ve tüm savaşların sahiplenme arzusu yüzünden olduğunu savunup yine aynı sebeple filmini de bir felaketle bitirir oliveira. insanlığın kurtuluşunun kadınlar sayesinde olacağını yüksek sesle söyleyecek kadar cesur bir filmdir ayrıca. catherine deneuve tüm doğallıya gönülleri fethetmiştir. ama acı bir filmdir en nihayetinde. depresyon dönemlerinde izlenecek film değildir. sakınınız.
  • güzel bir yol hikayesi.
    john malkovich'in yine olanca havasıyla arzı endam ettiği bir film.
    filmin en sevdiğim bölümü gemide geçen, filmin büyük bölümünü oluşturan 'konuşmalı sahneleri'. kadın-erkek ilişkileri, yalnızlıklarımız, aşk, ihanet, ingilizcenin dünyayı sömürgeleştirmesi, insan hakları ve pek çok şeyin geçerliliğini yitirmesi vb. pek çok konuda sağlam diyaloglar barındırmakta.
    dünyada tüm problemlerin temelde iktidar mücadelesi ve insanın hırsları nedeniyle olabileceğini düşündürtmekte.

    --- spoiler ---

    'şimdi senin bir bebeğin var ve onu almak istiyorlar.'
    'alırlar mı anne?'
    'hayır öyle bir şey olmayacak'
    sanırım son sahnede bu soruya cevap vermeye çalıştı. oldu işte. hep oluyor ve hep olacak.

    --- spoiler ---

    aden' de çekilen sahneler de okunan kuran ayetlerini (emin olmamakla beraber) abdulbasit abdussamed okumaktadır. bu sesten sanırım tek etkilenen insan ben değilim . doğallık mı onu da bilemiyorum ama wim wenders'in der himmel über berlin'inde de yine karşılaşmıştım
  • uzuuunca bir sure film-belgesel arasinda giden sakin, duragan film. ama senaryonun sonu ve oykuyu butunleyisi cok basarili.izlemesi cok kolay bir film degil belki, ama sarsici.
  • --- spoiler ---

    -siyasetler uygarlığı yaratır. insanın eylemi de tarihi yaratır"

    -kuzey amerika resmi dil için oylama yaptığında yunanca ingilizceye karşı bir oyla kaybetmiş.eğer kazanılsaydı şimdi hepimiz yunanca konuşuyor olacaktık..

    -aile beraberinde her zaman sorun da getirir. üzgün olmak için şu ya da bu şekilde hep nedenimiz oluyor. ama aynı zamanda yaşamak için de iyi bir neden olur.

    -evde bir erkeğin olmasının hep bir yararı olur. eğer mobilyanın bir parçası ise evet..

    -aşk gerçekten çok zorba.

    -tutku kadının hapisanesidir.

    -kaybolmuş mutluluğun tek tesellisi yeni insanlarla tanışmak,konuşmak yolculuk yapmak..

    --- spoiler ---
  • lise düzeyinde coğrafya dersi. film bir tarih öğretmenin gemi seyahatleri boyunca uğradıkları yerlerde kızının sorularına verdiği cevaplarla devam eder, eder, eder...sonunda gemi de dayanamaz infilak eder. yeah beybi çok sanatsal.
  • lizbon üniversitesi' nde tarih üzerine dersler veren profesör rosa maria, yıllardır kitaplardan öğrencilerine anlattığı yerleri dünya gözüyle görmek ve küçük kızı maria joana' ya anlatmak ister. rosa maria, bu yolculuk sonundaysa bir pilot olan kocasıyla bombay 'de buluşacaktır...

    bazı filmler puanlanmamalıdır. çünkü o filmler başka şeyler anlatır...
    dünyanın en yaşlı yönetmenlerinden sayılan ve artık film çekmeyen portekiz' li manoel de oliveira' dan konuşmalı bir film...
    "böyle müstesna filmleri çekmek için acaba hep olgun bir sinemacı mı olmak gerekiyor?" diye sormadan edemiyor insan, film bittikten sonra...

    manoel de oliveira lizbon, marsilya, napoli, atina, istanbul, port said ve aden rotası üzerindeki her durakta dünya, tarih, dinler tarihi, insanlık ve uygarlık üzerine odaklanırken hikâyesini aynı zamanda dünya uygarlığının da mihenk noktaları sayılan bu rotaya dair efsaneler, mitler ve tarihi gerçeklerle zenginleştiriyor.

    de oliveria mitler, gerçekler ve keyifli detaylarla zenginleştirdiği hikâyesini anlatırken modern çağ, sanat, felsefe ve entelektüel düşüncenin başlangıç noktası olan dünün yunan uygarlığı ile avrupa' yı, küresel güç anlayışı ile de bugünün amerika' sını, rosa maria' nın yolculuk ettiği gemideki fransa, italya, yunanistan ve amerika' yı temsilen yemek masasında bulunan catherine deneuve, stefania sandrelli, irene papas ve john malkovich' li bir akşam yemeğinde buluşturuyor, karşı karşıya getiriyor ve deyim yerindeyse, sorguluyor.
    filmin ters köşeye yatıran finaliyse uygarlık ve insan ilişkisine dair acı bir gözlemin, john malkovich' in endişe dolu yüzünden beyazperdeye yansıma ânı oluyor...

    un filme falado' nun bu topraklardaki sinemaseverler için en güzel yanlarından birisi de, kendisine ayrılan kısa süresine rağmen hagia sophia' nın öyküsüyle istanbul' un hem müthiş sinematografik, hem de dürüstçe resmedilmesiydi.
    bize önyargıyla yaklaşmayan, art niyetleri olmayan müstesna bir yönetmenin gözünden bugünün istanbul' u ve şehrin yine bugüne ait insanları yansıyor bu kez beyazperdeye. sırf baştaki sultanahmet camii ve hagia sophia' yı yanyana gösteren sekans ve devamındaki istanbul panoraması için bile kaçmaz bir film; de oliveira' nın un filme falado' su...

    kimi sitelerde yeralan filmin zor olduğuna dair yorumları boşverin, imdb puanını da. uygarlık ve insanlık tarihine beyniniz, bir de dünya sinemasından iyi örneklere sinemasal algınız açıksa, sizi akdeniz'e yapılan rüya gibi bir deniz yolculuğu ve insan-uygarlık tarihi ekseninde değindiği konulara dair zengin, lezzetli, ve finaliyle de oldukça düşündürücü bir doksanaltı dakika bekliyor, dünyanın en yaşlı ve artık yaşamayan yönetmenlerinden birinin bu sinema eserinde...

    um filme falado
  • finaliyle beni akşam akşam darma duman etmiş, ana akım izleyicinin kaldıramayacağı yükte bir manoel de oliveira filmi. olumsuz yorumları ve kerameti kendinden menkul imdb puanını siktir et güzel sinefil. bu tarih dersini, arkaik tarih yolculuğunu izlemediysen mutlaka izle. gerisi zaten söylenmiş.
  • sağ yumruk gösterip soluyla vuran, sonrasında da sıkı bir tekme atarak izleyiciyi sarsan film. sayfalarca hakkında yazılabilir ama küçük ve unutulmayacak bazı çıkarsamalarımı ve metaforları yazayım:

    - tarih öğretmeni anne portekiz'in geçmişi, kızıysa geleceği. sonları da portekiz'in sonu!
    küçük kızın arap oyuncak bebeği almaya çalışması yani doğu kültürünün etkisinden kopamayış, portekiz'in fado'sundan bir tür ab üyesi ama 3. dünya ülkesi gibi oluşuna dek uzanan skalada dip bilgileri tutuyor içinde.

    - defalarca farklı farklı sahnelerde bilgeliğe, özellikle dişil bilgeliğe (sophia / sofi) göndermelere var. aya sofya'dan baykuş sembollü athena'ya... dünyanın kurtuluşu burada aranıyor.

    - babil kulesi, birbirini anlamama, anlama ama konuşamama, iletişim sorunları...

    - modern dünya'nın yıkımı, yeni dünya'nın kurulması için gereklidir. kangren olan kolsa kesilmelidir.

    benim için kesinlikle arşivlik ve oliviera'nın en güzel işlerinden bu film. altyazıcıbaşılar, dil bilmeyenler için oturup çevrilmemiş filmlerini çevirseler üstadın, bunu yaparlarsa, epey hayırlı bir iş yapmış olurlar; bendenizin vakti yok, üzgünüm!

    ek: 9/11 olayının üstüne çekildiğini unutmayıp, huntington'u falan da sos olarak üzerine dökerseniz, tadından yenmez. filmin tek negatif yanı, olması gerekenden fazlaca "yunanlılık" övülmesi, biraz daha ayarında verilebilirdi.

    ek2: küçük bir kızın oynadığı "maria joana", telaffuz olarak "marihuana" şeklinde, enteresan göndermeler doğurabilir, ikiz, üçüz!