şükela:  tümü | bugün
  • bu adam berber ve taksici sarkisi ha? yaziklar olsun… sanki adam berberlerin, taksicilerin durumunu anlatan sarkilar yaziyor. („sen gittin elleri traş ettin“ ya da “taksimin arka koltugunda senden baska hickimse olmasin“)

    hep imkansiz asklarin sarkisini söylemistir, yeni midir? hayir. basindan gecen bazi seyleri konu etmis sarkilarina, yeni midir? hayir.

    ama asla selami sahin gibi zevzek olmamis, maske takmamistir. dinleyenlerine „evet, gercekten de yasadim bu acilari“ der adeta. müslüm gürses gibi karikatürize ettirmemistir kendini. ha, alay konusu olmustur, asagilanmistir. ama kendini savun(a)mayacak kadar uzaktir buralara, hayal dünyasindadir.

    ümit besen dinlerken aklina boktan türk filmleri gelir insanin. sonbahar sabahi bogazda dolasan, ardindan kahvalti eden bir cift. arka planda piyanonun tuslari ve ümit besen’in altin sesi mutlulugu haykirmaktadir.

    fakat yaklasan ayriligin habercisi gibi „sus anlatma artik yeter, sözlerin ickiden beter“ nakarati gelir. mutludur o haliyle, onu seven ona yetmektedir.

    bir de murat 124 gelir aklina insanin. icine girince yogun sigara kokusu ve koyun postu koltuklariyla, arkasinda yazan „liselim“ yazisi. okulun önünde bekler, okul yolunda sevdigiyle azicik olsun eve yürümek ister, kulagina sarkilar fisildasin sevgilisi. daha sonra dönüp arabaya, bir sigara yakip hayaller kuracaktir.

    „iyi de, bir sarkida nikah masasinda gördügü sevgiline mutluluklar diliyorsun, digerinde bir cilginlik edip vuracagini söylüyorsun, bu bir celiski degil mi?“ diyenlere o artik olmayan biyiginin altindan gülümser. bilir ki aslinda, soruyu soran korkmaktadir. ileride yasayacagi bir ayrilik, bir hayalkiriligindan korkmaktadir,nasil davranacagini bilememektedir.

    o gülümseme korku morku birakmaz insanda. insan anlar ki „ayrilik halinde dinlemesi gereken müzik led zeppelin, elton john, frank zappa falan degil, bizim hikayemizdir.
  • katlanirdim en derin yasa
    kolunda yabanci biri olmasa
    ayagi kirilmis su tahta masa
    senden çok vefali çikti sevgilim
    sözleriyle gerçek bir yaraticilik sergiledigine inandigim sahsiyet. kimin aklina gelirdi ki, ayagi kirilmis bir tahta masanin vefasiyla eski sevgiliyi karsilastirmak..
  • bir gün ümit besen'in evine tamirci gelir. ümit besen tamirciye cd hediye etmek ister. tamirci ne der peki?
    -abi bende bütün hepsi var zaten, indirdim hepsini bilgisayara, cok sağolasın.
    ne gerek var değil mi orijinal cd'ye? bedava olsa bile alınmaz.
    trajikomik ötesi, yorum bile yapmak zor. ümit besen'in o an neler düşündüğünü, hissettiğini tahmin bile edemiyorum.
  • maçka taraflarında hep rastlarım kendisine, birkeresindede metroda yan yana oturmuşluğumuz metronun rahatlığı ve faziletleri konusunda konuşmuşluğumuz vardır, kendisi bana "nerde rahatlık orda ben demiştir" heh
  • malum video'su ülkede müzikle alakalı bir şeyler yapmaya çalışan insanlara ve iyi dinleyici olma gayreti bulunanlara çok fazla şey anlatıyor.

    önce arabesk sonra taverna/fantazi... bu dönemlerin müzisyenlerinin hepsi köpek gibi çalışan, birden fazla enstrüman çalan ve kafaları çok açık insanlardı. son 5-6 yılda çıkış yakalayan 80'ler sonu ve 90'lar başında doğan "alternatif müzik" tayfası hem müzisyenleri hem de dinleyicileriyle önce dalga geçmeye çalıştı bu göç müzikleriyle. daha sonra bu müzikleri üreten isimlerden bazılarını kabullendi. (müslüm gürses, orhan gencebay vb) ama bir yandan hep bir tepeden bakma tavrı var.

    diğer yanda ne var biliyor musunuz? bu köpek gibi çalan eski topraklar ellerine geçen her fırsatta bu yeni yetmeleri müzikal donanımlarıyla tokatlıyorlar. ümit besen'in malum video'su da bu cenaha atılan son tokat. ümit besen de biliyor bu insanların yaptığı müziğe tepeden baktığını; ama onların sahnesine çıkıp onlardan çok daha iyi performans sergileyeceğini de biliyor.

    bu yeni yetmeler şimdi de ümit besen'i sahiplenecekler. nasıl flamenko gitar çaldığını bilseler sabah akşam ferdi tayfur'a taparlar. mustafa keser denen adam muhteşem repertuarının yanında son derece kabul edilebilir seviyede, ud, keman, uzun sap bağlama çalar.

    ben 26 yaşındayım. uzun zamandır müzik yapmak için çabalayan, bu yüzden hayatını piç etmiş olan bir insanım. ne zaman kafamı açıp benden önce müzik yapan insanlarla alakalı önyargılarımdan kurtulmaya çalıştıysam o zaman kendi yaptığım müzikte de kendimi daha iyi ifade edebilmeye başladım. işin başlangıcı belki de senden öncekilere saygı duymak. felsefe de böyle değil mi? klasik müzikte de yok muydu bu? ressamlar için geçerli değil miydi? hatta gıptayla baktığımız yazarlar/şairler işe kendinden önceki külliyatı hatmetmekle başlamadı mı?

    arabesk, taverna notaların dışına çıktığımızda hem sosyolojik olarak bir değerdir hem de temsiz ettiği başka değerler bulunur. bu değerler bütünüyle alakalı bir problemin olabilir. mesela işçi sınıfının arabesk/taverna gibi müzikler dinleyerek örgütlenmekten iyice uzaklaştığını ve kaderciliği içselleştirdiğini düşünebilirsin. ancak notaların içine girdiğinde bu insanlar kadar çalışmadan, yorulmadan onları "eziklemeye" kalkarsan her defasında böyle tokatlar yemeye ve dönemin geçtiğinde unutulmaya mahkum olursun.

    ümit besen bunu bir kere daha anlattı bence. ısrarla anlamamak isteyenler olacaktır. müziklerine tapan ergen groupieler'le son derece keyifli bir yaşamları var zaten. müzikle alakalı da bir dertleri olduğunu düşünmüyorum.

    ben dert ettiğim belli meseleler hakkında böyle güzel bir ders verdiği için ümit besen'e teşekkür ediyorum. iyi ki var!
  • ümit besen'in yenikapı'da bulunan yeni mercan restorandaki programına siz sözlük okurları için gittik.

    kapıda iri kıyım abilerin durduğu restoranın kapısından içeri çekinerek girip seksenli yıllara ışınlanıyoruz. kırmızı ışıkla aydınlatılmış kasvetli ortam, kırmızı halıyla kaplanmış yuvarlak büyük bir sahne ve sahnenin etrafına sahneye dik şekilde yerleştirilmiş masalar var. masalar ve sandalyeler parlak kumaşlarla giydirilmiş. piyanist şantörün bulunacağı yerin arka tarafında ağır bir dekor: tahtadan yapılmış acayip biblolar ve yağlı boyadan bir deniz manzarası resmi, ufukta bir gemi de var galiba.

    masada oraya uzun süre önce konulduğu belli olan ordövr tabağı denen acayiplik duruyor. ne içeceğimizi soran asık suratlı garsonlar beyaz gömleklerinin üzerine gri kare desenli yelek giymişler. meze tabağının ne haydarisi güzel ne acılı ezmesi. hafiften bir pişmanlık duygusu kaplıyor bünyeyi.

    gözümüz ortama alışınca müşterileri incelemeye başlıyoruz. birkaç masada ağır abiler ve ablalar var. çok şık giyinmiş, yaşlı bir çift dikkat çekiyor. bir-iki masada genç çiftler oturuyor. erkek erkeğe masa yok gibi, varsa da karanlığın derinliklerinde olduğundan göremiyoruz.

    ümit besen'den önce bir şarkıcı ablamız çıkıyor. acılı şarkıları kulaklarımızı tırmalaya tırmalaya söylüyor. ona eşlik eden piyanist şantör orgun en gürültülü, en uğursuz tonlarına basıyor. bünyedeki pişmanlık duygusu artıyor. gece boyunca bu işkenceye nasıl dayanacağımızı düşünüyoruz. tek tesellimiz ümit besen'i görecek olmamız artık.

    onbir buçuğa doğru ümit besen görünüyor ileride. üzerinde takım elbisesi var, tüm efendiliğiyle sahneye yürüyor, ağır abilerden birkaçının elini sıkıyor.

    orgunun başına geçtiğinde güneş doğuyor sanki mekana. o kasvetli ortam kayboluyor, asık suratlı garsonlar gülümsemeye başlıyor, yemekler bile daha lezzetli geliyor. daha önce duyduğumuz o gürültülü tonlar yerine dupduru bir piyano sesiyle giriyor şarkıya: unutturamaz seni hiçbir şey

    keyfimiz yerine geliyor. ümit besen türk sanat müziğinin güzel şarkılarıyla devam ediyor.

    bir ihtimal daha var
    ağla gitar çal gitar
    alışmak sevmekten zor

    ve beklenen an geliyor. tüm salon koro halinde eşlik ediyoruz: nikah masasına oturdun işte...

    sonra kendi şarkılarından birine geçiyor.

    arkadaşım

    içeride doğum günü kutlayan bir grup var. ümit abimiz onları unutmuyor.

    happy birthday to you (ümit besen mix)
    doğum günüm bana geldiğin gündür

    ve sonra kendimizi pistte buluyoruz.

    oyun havaları (fidayda, misket vb.)
    çayeli'nden öteye

    tekrar tempo düşüyor. masamızda elde kadehler kendimizden geçiyoruz: kaç kere yemin ettim (sevmekten kim usanır)

    beterin beteri var
    yalnızlar rıhtımı
    yalnızım (o eski halimden eser yok şimdi)
    benim hayatım
    mutlu ol yeter (bir tek dileğim var)
    dert ortağım benim

    ümit abimiz bizi tekrar piste davet ediyor. oyun havaları ve hareketli şarkılarla bitiriyor programını.

    oyun havaları (fidayda, misket vb.)
    fesüphanallah
    mastika
    adını anmayacağım

    programın bitmesiyle neredeyse herkes fotoğraf çektirmek için sahneye yığılıyor. ümit besen efendi adam, herkesle tek tek fotoğraf çektiriyor.

    kötü başlayan gece yaşayan bir efsanenin dünya gözüyle görülmesi ve beklenilmediği kadar eğlenilmesi ile son buluyor. büyüksün ümit besen!

    diğer notlar:
    1- fotoğraf çekimi yasak. kendi fotoğrafçıları var.
    2- maalesef içeride sigara içilmesine izin veriyorlar.
    3- ümit abimiz, oyun havalarından birinde piste çıkan iki erkeği kibarca sahneden indirdi.
  • programın birinde iki tane tikky'ye koçluk yapmaya çalışan, bir başka programda ise bu mevzu hakkında gelen bir soruya "ben onların okuyabilecekleri şarkılar seçiyorum, sonuçta 1gb'a 2 gb yüklenmez..!" diye cevap verip beni benden alan usta.
  • nikah masası için;
    "yaşanmış bir aşktı. o aşka sitem olsun diye yazdım ben o şarkıyı. hatta uykudan kalktım bir rüya gördüm o rüyanın etkisiyle 20 dakikada yazdım o şarkıyı. piyanonun başına geçtim söz ve müzik 20 dakika içinde bitti. istanbul'a yeni gelmiştim. yıl 1978 idi..."
    "o şarkıyı şimdi bestelesem inanın tutmazdı. çünkü artık aşka saygı kalmadı. kimse hasret çekmiyor"

    en çok tahta masa'nın sözlerini hangi bahtsıza yazdığını merak ediyorum.

    ve uzun zamandır müzik adına güzel bir haber duymuyordum ki "başka" albümüne kadar. teşekkürler ümit teşekkürler

    edit: tarz değişse de piyanoyu halka sevdiren insan ü b
  • kendisine buradan "yaşlanır mısınız artık? saçlarım beyazlıyor da." diye seslenmek istiyorum. sonra "pis kaderci" diyorlar. ben saçlarım beyazlamasın diye dua ediyorum, adam orada doğuştan yaşlanmamaya programlı gelmiş. wolverine misin be mübarek!
  • 3 mart 2006 tarihli arka sayfa'nin konuguydu umit besen. cok mulayim, cok efendi bir o kadar da cekingen bir insan gordugum kadariyla. program bittikten sonra dusundum, bir 80ler cocugu olarak, ben umit besen i seviyorum. ve eminim ki aslinda onu kucumseyen ya da begenmedigini iddia eden herkesin de bir parcasi onu seviyor. nasil sevmez ki zaten; turkuz biz. arabeski severiz, imkansiz askin ardindan aglamaya bayiliriz. en grunge'i, en jazz'i bile damar bir turkce sarkiya mutlaka vurgundur. sarkinin en baskin yerinde elini soyle bir havaya kaldirip, olmayan askina lanet okur kesinlikle. hepsinin eski bir sevgilisi evlenmistir. kiminin aklindan o nikahi basmak gecmistir, kimi de gercekten eski aski mutlu olsun istemistir. eh o zaman nasil sevilmez ki nikah masasi? nasil sevmez ki insan tahta masa yi? seyrederek cocuklugumuzu gecirdigimiz filmlerin fon muzikleri bunlar, kendilerini sevmesek, gecmiste kalanlari hatirlattigi icin bile sevebiliriz... her seyin daha kolay, daha temiz, daha guzel oldugu gunleri...