şükela:  tümü | bugün
  • ümit kardaş, emekli askeri hâkimdir. kendisi çeşitli gazete veya dergilere -özellikle asker sivil ilişkileri bağlamında- makale yazmaktadır. dolayısı ile kendisini muhtelif neşriyatlarda ya da söyleşilerde görmek mümkündür. kimi zaman da bu tür konularla ilgili olarak çeşitli gazeteler haberlerinde kendisinin görüşünü alır. ama asıl olarak -express'ten öğrendiğimiz kadarıyla- ilgimizi çeken yönü şudur: 12 eylül döneminde diyarbakır'da askerî savcı veya askerî hâkim idi ve birçok işkence olayıyla yüzyüze gelince işkencecilerin cezalandırılması için yoğun bir şekilde uğraştı (hatırlatmaları için red kite'e sonsuz teşekkür). onlar cezalandırıldılar ama bu onurlu insan maalesef görevden alınıp apoletli adalete kurban gitti. bunun yanı sıra 1983'te "askeri hakimin bağımsızlığı ve askeri mahkemelerin kuruluşu ve yetkileri" başlıklı bir doktora tezi hazırlamış lâkin reddedilmiş hatta sulhi dönmezer kendisinin suç işlediğini söylemiş. ama tezi iki yıl sonra -kendi deyişiyle- "lütfen" kabul edilmiş.

    hâlen avukatlık yapıyor. ayrıca şiir de yazmaktadır, "aşka dair ne varsa" isimli şiir kitabı da vardır. benim örnek verdiklerim de dahil vicdani ret, asker-sivil ilişkileri, 301. madde, kürt sorunu, 12 eylül 1980 askeri darbesi vs vs. için çeşitli söyleşilerine veya makalelerine göz gezdirilebilir.

    bkz:
    - "hukukçu askerin gizli müttefiki" radikal, 9 mayıs 2005
    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=152096
    - "pkk bu noktaya 12 eylül ile geldi", miilliyet, 12 eylül 2005
    http://www.milliyet.com.tr/…12/siyaset/axsiy02.html
    - "büyükanıt'ı yargılamak teknik olarak imkansız", yeni şafak, 18 nisan 2006
    http://www.yenisafak.com.tr/…portaj/roportaj26.html
    - ümit kardaş, "askerî yargı", almanak türkiye 2005: güvenlik sektörü ve demokratik gözetim, tesev yayınları, 2006
    http://www.tesev.org.tr/etkinlik/almanak.pdf
    - ümit kardaş, "üç başlı yürütme, iki başlı yargı" radikal iki, 4 haziran 2006
    http://www.radikal.com.tr/…r.php?ek=r2&haberno=5921
    - ümit kardaş "modern devlet, ordu ve vicdani red itirazı", birikim, sayı: 207, temmuz 2006
    - ümit kardaş, "kürt sorununda son tango", radikal iki 5 kasım 2006
    http://www.radikal.com.tr/…r.php?ek=r2&haberno=6405

    (bkz: ve bir ukte daha yok edildi)
  • aynı kentte olmamıza rağmen görüşemediğim eski arkadaş. hukuk doktoru.

    1986 ve sonrasında vanda askeri savcı idi. binbaşı rütbesindeydi. eşi hazine avukatıydı. iki erkek çocukları vardı.
    adli yargı ile iyi ilişkiler kurmuştu. bazı yer ve dönemlerde, kamu çalışanlarının master ve doktora yapmaları şansa bağlıydı. bu şansı değerlendirdi.

    yolu açık olsun...
  • kendisiyle aynı işi yapan adamlarla karşılaştırıldığında ezber bozan bir adam. bambaşka bir adam. inanıyorum ki, temiz bir adam. askerden çok asker olanları epey kızdıracak şeyler söylüyor. şahsi kanaatimce çok da güzel şeyler söylüyor, duymayı özlediğimiz şeyler söylüyor.

    kendisinin elbette epey icraatı var, ama tanımak için express dergisinin son sayısına verdiği röportaja bakmak yeterli. röportajdan alıntılar yapmadan edemeyeceğim, emekli askeri hakim olduğunu bir kez daha hatırlatırım:

    "her devletin bir ordusu vardır. bizde ordunun bir devleti var. bizde devlet milleti oluşturmuş gibi. bu, vesayeti açıklayan bir şey zaten. türkiye'nin en önemli meselesi askeri vesayetin sona erdirilmesi. askerileşmiş vaziyette her şey. anlayış olarak üniforma girmenize gerek yok. genelkurmay başkanı, bütün iddialar karşısında hafiften ılımlı bir profil çizmeye çalıştı ama, zaten sertliği yapanlar var. chp'siyle, diğer "sivil toplum örgütü" denen örgütlerle, yürüyüşlerle, yargısıyla o sertliği gösterecekler var."

    "silahlı kuvvetler siyaset yapıyor, üst kademe özellikle. bunu da siyasetçiye, medyaya, topluma bir şekilde aktarıyorlar. fakat hem siyasi parti gibi çalışıyorlar, hem de bunun sorumluluğunu taşımama durumu var. hem siyasi demeçler vereceksiniz ve yasamayı da etkileyeceksiniz, hatta bazı sorunların çözümüne engel olacaksınız, bazı sorunların çözümünü kendi anlayışınız doğrultusunda empoze edip başka bir yola sokacaksınız, hem de sorumluluk almayacaksınız. böyle olur mu?"

    "rejimde bir siyasi çürüme, bir rant var. bu rantı hem siyasetçi kullanıp dağıtıyor, hem asker ve sivil bürokrasi bundan yararlanıyor. ve iktidarı paylaşıyorlar. yani al takke ver külah bir rejim var. askeri vesayeti konuşurken madalyonun bir yüzünü konuşuyoruz. bunlar birbirini besliyor. hatta bazen kayıkçı kavgaları oluyor. mesela türban giyilsin veya giyilmesin, çözülebilir bir sorun."

    "zaten iktidar insanı bozar. dürüst adam da orada bozulur çürür. medyada da var bu ilişkiler, çıkarlar, dengeler... bir eleştiri var mı? ben duymuyorum. demek ki herkes halinden memnun. o zaman halktan gelen bir şey oluşması lazım. kolay değil, ütopik gibi gözüküyor, ama bu gerekiyor. daha üstten bakarsanız dünyada küresel bir çürüme var. küreselleşmenin etiği yok, adaletsizlikler büyüyor. amerika'nın müdahalesi, evrensel hukukun delinmesi, guantanamo, söyleyeceğimiz çok şey var. ırak'ta her gün elli yüz kişi ölüyor, altyazı olarak geçiyor. sıcak odalarımızdan bakıyoruz. gayet alışmışız. "
  • mayıs ayı express'indeki röportajıyla bir kez daha fikirlerimize tercüman olmuş kişidir.

    küçük bir bölüm:

    "türkiye'nin laik, demokratik bir ülke olduğu söyleniyor. askeri vesayet varken, meclis denetimlerini yapamazken, cumhurbaşkanını seçemezken böyle demokrasi mi olur? laik mi peki türkiye? hiç laik değil. avrupa'nın hiçbir ülkesinde diyanet işleri başkanlığı gibi bir kurum yok. sosyal devlet mi? hayır, sosyal devletin s'si yok. hukuk devleti hiç değil zaten. yani biz varolmayan şeylerden konuşuyoruz. tersine bir çürümüşlük var. sade vatandaşımız gidiyor, mahkemede perişan oluyor, hastanede perişan oluyor, iş bulamıyor, gelecekten ümidini kesiyor..."
  • an itibariyle canli gaste'ye baglanmis ve cok akli basinda yorumlar yapmakta olan emekli askeri savcidir. helal olsun valla, sasirdim kaldim.
  • son gelişmelere ilişkin canlı gaste'ye yorumları buradan izlenebilir. böyle insanlardan biraz daha fazla olsa belki çok daha erken kavuşabilecektik demokrasiye, şimdi hala çırpınıyoruz.
  • doktorasını istanbul üniversitesi bünyesinde tamamlamış, dönmezer 'den çok çekmiş eski askeri hakim, yeni avukat. görüşlerini çok önemli bulduğum için, gerek yazılı, gerek görsel basında devamlı takip ettiğim biridir.
  • taraf gazetesi'nde köşe yazarlığı yapmaktadır. 17 ağustos 2013 tarihli yazısında, halka seçtirilecek bir cumhurbaşkanının, anayasanın 104.maddesine göre "gerekli gördüğü hallerde bakanlar kuruluna başkanlık etmek" olarak tanımlanmış olan yetkisini kullanmak istemesi durumunda, ülkenin de facto bir başkanlık sistemine geçeceğini anlatmıştır. bu durumda, mevcut sistem bağlamında düşünüldüğünde, başbakanın hali ne olacaktır diye sormaktadır. önemli bir detaya pandik atmıştır.
  • taraf gazetesinde ufuk açıcı yazılar yazan hukukçu.
  • emekli askeri hakim. demokrasi, özgürlükler, haklar konusundaki görüsleri ile tam bir demokrattir kendisi.
    11.nisan.2015 tarihli yazisinin asagida alintiladigim ilk bes paragrafi türkiye cumhuriyeti'nin cökmüs sisteminin kisa bir özetidir ve bu cöküsten cikis icin ne yapilmasi gerektigine dair bir manifestodur. ayni yazisinin sonunda 7 haziran 2015 secimlerinde halkların demokratik partisi'ne oy verecegini aciklamistir.

    --- alıntı ---

    devleti temsil eden asker bürokrasi koşulların zorunlu sonucu bir ulus yaratmak istedi. ancak ulus yaratan devlet, gerçek bir cumhuriyetin temeli olan eşit yurttaşı gerçekleştiremedi. siyaset, kozmopolit, çoklu bir imparatorluk bakiyesi üzerinde tekçi, ötekileştirici, dayatmacı bir paradigmaya dayalı olarak şekillendi.

    toplumun azınlıkta kalan bir bölümünün modernlik ve laiklik üzerinden bölünme ve şeriat korkusuyla sürekli endişeli hâlde tutulması, çoğunluğu oluşturan kesimlerin ise mağdur edilmesi sorunları bugüne taşıdı. bu rejimde başta kürtler olmak üzere, aleviler, geniş bir yelpazeyi içeren gayrimüslimler ve resmileşmiş müslümanlığın dışında kalan muhafazakâr müslümanlar mağdur edildiler. türkiye toplumunun siyasetteki temsilcileri kadim sorunları çözemediler.

    kürtlere vaat edilen haklarının tanınacağına ilişkin söz yerine getirilmedi. gayrimüslimler toplumsal alanda baskı, şiddet uygulamalarıyla sindirildi, sermayelerine el konuldu, yerlerini yurtlarını terk etmelerinin sağlanması hedefine varıldı. alevilerin ibadet yerleri kapatıldı, önderlerinin unvanları yasaklandı. onlar da islam’ın sünni mezhebini kabul etmeleri yönünde asimile edilmeye çalışıldı. laiklik ilkesine aykırı olarak “din” diyanet işleri başkanlığı aracılığıyla devletin denetimi altına alındı ve araçsallaştırıldı.

    siyasetin ve medyanın dili ve söylemi mağdurların birbirleri için empati yapmalarını, acıların karşılıklı hissedilmesini ve aslında sorunların arkasında ideolojik devletin olduğunun anlaşılmasını engelledi. tüm mağdur kesimler, kendileri dışındaki mağduriyetleri çok az biliyor ya da hiç bilmiyor. her kesimin kendi mağduriyeti dışında, başka mağdurların, masumların ve mahzunların da bulunduğunu fark etmesi ve bu farkındalıkla mağduriyetleri ve acıları ortaklaştırması önemli. toplumsal kesimlerin bu farkında olmama hâli nedeniyle de birbirlerine özür borçları olduğunu düşünüyorum.

    peki, devletin mağdur kesimlerden ya da toplumsal kesimlerin birbirlerinden özür dilemesi yeter mi? tekçi ve ötekileştirici paradigmayla sürüklenen sistem çökmüş durumda. tüm mağdur kesimler biraraya gelerek farklılıklarıyla birlikte özgürlük, eşitlik ve barış içinde, hukuk güvenliği altında yaşamanın ilkelerini ortaya koymalı. çoklu, çoğulcu, katılımcı, özgürlükçü ve evrensel-meşru bir hukuk devletine dayalı demokrasiyi inşa edecek yeni bir toplumsal sözleşmeyi oluşturmalı. onun için “özürden uzlaşmaya” varılmalı.

    --- alıntı ---