şükela:  tümü | bugün
  • bugünkü köşesinde başbakan erdoğan'ın ikide bir komünistlere laf söylemesinden sıkılıp sonunda cevap yazısı yazmaya karar vermiş. "dikili ağaç" diyor yazısında ve "komünistlerin, solun dikili ağacı yok" diyen erdoğan'a öyle net cevap veriyor ki...
    [yazının tek sıkıntısı yusuf aslan yerine yusuf inan, hüseyin inan yerine de hüseyin aslan yazmış olması...]

    "öfke ile mecazın, üstelik yanlış karıştığı (bakınız: "bir dikili ağacı olmamak"!) "tespit", 3. köprü'ye 570 bin ağaç kesilecek olmasını eleştirenlereydi. karşıtına göre konuşlanınca "sağ ve kapitalist" olmalı! iki yıl önce de, sosyal güvenlik tartışmalarında, "bu solcular ve komünistlerin işçiden, emekçiden yana bir dertleri yok. dikili bir ağaçları olmamıştır ülkede" demişti.

    başbakan zaten chp'yi "faşist" saydığına göre, "sol" bulmuyor olmalı. faşist değilse de, sol da değil! ama başkaları da var.
    (aynı cefa, eza ve cezaya mahkûm edilmiş her kesimden herkesi de anarak):

    misal, deniz gezmiş, hüseyin aslan, yusuf inan'ın "dikili ağacı" vardı: asker ve sivil devlet, demirel ve ap, "üç idam acısı" yaşadıkları halde, darağacı dikti! chp'nin de diktiği öyle çok ağaç vardı.

    mustafa suphi'li 14'lerinki, 1921'de boğdurulduktan teknenin tahtalarıydı.

    sabahattin ali'ninki, 48'de sınırda cesedinin atıldığı, vatanının son ağacıydı.

    nâzım'ınki, yurdunda mezarına gölge verememiş "üç selvi"ydi; kökleri yerde başları yıldızlarda: 1933'te, "bir gece düşman bastı evi... yatağımda öldürüldüm ben... kesildi selviler köklerinden... mermer bir ocakta parçalanmış yatıyor... kanlı bir baltayı aydınlatıyor" dedikleri.

    nicesinin "dikili ağacı" işkencede yahut bir tetikçinin elinde, bazen çok erken boylu boyunca uzandıkları gölgeninkiydi. 12 eylül öncesi ve sonrasınınkiler...

    "kanlı pazar"da "emekçiden yana dertleri olan" iki işçiyi öldüren gladio tornalı sopalar, baltalar! bir otelin cayır cayır ağlayan kirişleri belki! acıları sırf "öteki sol" yaşamadı elbet; acı verdiği de oldu, başkasının acısına göz yumduğu da...

    ama hiç iktidar olmadı; ağacı da bu kadar oldu!
  • 6 ağustos 2016 tarihinde "ilgilisine ilgili ama sorunlu sorular…" adlı muazzam güzel bir yazı yazmış:
    - deniz gezmiş ve arkadaşları, 12 mart darbesine karşı direnen ve darbeci generallarin mahkemesinde idam edilenler olarak tarihe geçtiler mi?

    - daha zoru: 12 mart darbesi sonrası, mahir çayan ve arkadaşlarının “nato askerleri” kaçırarak, kuşatıldıklarında “erleri çekin, rütbeliler gelsin” diyerek, deniz gezmiş ve arkadaşlarını da kurtarmak için giriştiği kızıldere eylemi hala “terörist, anarşist bir eylem” midir, yoksa 15 temmuz’da yeniden yoğrulan vicdan ve aklımızla, “darbeye direniş” midir?"

    - 12 eylül’e teslim olmayıp direniş örgütlerken darbeci polisinin sokakta öldürdüğü işçi lideri kenan budak; metris, mamak, diyarbakır cezaevlerinde darbecilere direnip işkence ve ölümle cezalandırılanların sıfatı ne olacak? “anarşist” mi kalacak yoksa “darbeye direnmiş” mi sayılacaklar?
    http://www.haberturk.com/…lgili-ama-sorunlu-sorular
  • dün yazdığı güzel yazısında sorduğu sorulara bugün de devam etmiş:

    "- 1978’de, tam “gladio ve tsk gölgesindeki” kontrgerilla’ya ulaşmışken, “milliyetçi” tetikçiyle öldürülen savcı doğan öz’ün kontrgerilla tarafından ortadan kaldırıldığını hiç düşünmüş, öyle söyleyenlere biraz inanmış mıydınız?
    ya şimdi? mümkün geliyor mu?
    -maraş, çorum gibi “iç savaş türü” katliamlarda, “askeri darbe hazırlığı” uyarınca “kontrgerilla parmağı” olduğunu hiç düşünmüş, söyleyenlere az kulak vermiş miydiniz?
    ya şimdi? imkansız mı geliyor?
    -1 mayıs 77; hala inanılmaz mı geliyor?
    - 1993’te ateşkes sürerken, tam özal’ın ani ölümüne rağmen özal-demirel-inönü “demokratikleşme, çözüm süreci” gündemdeyken, daha “30 bin ölümüz” olmamışken, otobüse silahsız bindirilmiş 33 erin “pkk tarafından” katledilmesinde şüpheler size hala lüzumsuz mu geliyor?
    - 1993’te peş peşe sökün eden onca felaket, cinayet, kaza?
    - kara havacılık okulu’nun 15 temmuz 2016’da darbe, komplo üssü olarak adını biliyorsunuz; oysa 17 şubat 1993’te, “kürt sorununda farklı çözüm yolu” öneren jandarma genel komutanı eşref bitlis’in kara havacılık’tan adeta ölüme uçurulmasını, uyduruk kaza raporlarıyla olayın kapatılmasını neden umursamamıştınız? artık o kadar normal geliyor mu “kaza”?
    - aynı yıl bitlis’e yakın kimi subayın da “pkk vurdu… intihar etti” diye yok olmasını yok edilmesini başka türlü düşünmeye hazır mısınız?
    - uğur mumcu’nun havaya uçurulmasını, adnan kahveci’nin kazada ölmesini, sivas ve başbağlar katliamlarını öyle kabul etmişsek bile, general bahtiyar aydın’ın lice’de “pkk” denen ama çok şüpheli tetikçi ateşiyle öldürülmesini artık siz de şüpheli bulur musunuz?
    öyle ya, her şeyin mümkün olduğunu gördünüz…
    -sur, cizre, nusaybin, yüksekova’nın yerle bir edilmesinden 23 yıl önce, general aydın suikastı bahanesiyle lice’nin ahırlara varana dek yerle bir edilmesi, çok sayıda sivilin öldürülmesi makul gelmeye devam eder mi?
    - peki bugün, “fetöcülük”ten tutuklu kimi komutan emriyle,”terörle mücadele” diye sivillerin, sıvasız hanelerin de vurulmuş olması? istanbul, ankara’da sivilleri vurabilenler, “terörle mücadele”de çok mu titiz olmuştur?
    - 90’larda, onca faili meçhulün, gözaltında kaybın, işkencenin, kuyulara atılıp kemikleri yıllar sonra çıkan çocukların varlığına artık başka gözle bakar mısınız yoksa onlar yine lanetli konular, yine aklınıza, vicdanınıza yasak sorular mıdır?

    şimdi iktidar, yeni yargı düzeni, medya suikasttan 9, neredeyse 10 yıl sonra sunuyor:
    dink suikastı’nda tutuklu polisler, gözaltına alınan, aranan, tutuklanan askerler, albay…
    o zamanlar “münferit tetikçi, öfkeli delikanlılar” hatta “iyi olmuş” diyebilenlerden misiniz? suikast örgütlenirken trabzon emniyet müdürü olanı emniyet istihbarat başına getirenlerden misiniz? şimdi kimi polis, asker, savcı, hakim suçlanırken ne düşünürsünüz?
    sırada muhsin yazıcıoğlu ile gazeteci ismail güneş’in de öldüğü “kaza” var. artık her şeyden mi kuşkuluyuz, yoksa çok şey zaten kuşkulu muydu da yakıştıramadık?
    şimdi deniyor ki:
    “7 haziran seçimleri ve suruç katliamı sonrası, “çözüm süreci”ni bitiren eylemde, ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesinde, muhbirler de hakim de fetö mensubu; kimi aranıyor, kimi tutuklu!!
    tarihin onca felaketini, onca kaybı, onca nefret ve şiddet tohumunu, onca yangın ve yarayı hiç bakmadığınız zaviyelerden de en azından sorgulamaya, sorulamaya hazır mısınız?
    öyle ya…
    hiç inanmazdınız ama neler oldu!
    hiç kondurmazdınız ama bakın neler yaptılar!"

    umur talu, "hiç inanmadınız ama neler oldu", habertürk http://www.haberturk.com/…anmazdiniz-ama-neler-oldu
  • vicdanın ve yüreğinin kalemiyle yek olduğu insan.bu lağım çukuru medyada (!) kendisi gibi adam yok denecek kadar azdır.
  • türk medyası nam dar alanda uzun ve nefes açıcı paslar atan, nefese asist yapan gazeteci; eyvallahsız kalemşör. yine acımış, acıtmıştır:
    http://www.haberturk.com/…zellestirme-guzellestirme
  • ölünce,
    herkesin hakkını helal edeceği adam...
  • tarafı insan olan, türk medyasının yüz akı.
  • bekir coşkun'un ardından yazabilme, üzüntüsünü ve tepkisini dile getirebilme yürekliliğini gösteren tek habertürk yazarı. umarım yakında onu da paketlemezler.

    http://www.haberturk.com/…zarlar/554212-canim-acidi
  • gercegi yüzümüze habire vurmaktan hic bikmasa diye dua ettigim, keske maşası olsam dedigim yazardir kendisi:

    "açları doyurmaya koşturan merhametimiz…

    açları çoğaltan esas sisteme isyana gelemiyor bir türlü.

    açlara koşturan insanlığımızın sınırı, açlığı azdıran global sermaye ve yağma ile ortaklığımızda bitiyor."

    http://www.haberturk.com/…-nasil-oldu-da-boyle-oldu