şükela:  tümü | bugün soru sor
  • kendisi kozmik oda aramasında bilirkişi olarak görev yapmış ve polisler ile savcı arasında işbirliği olduğunu tespit ederek tutanak tutmuş ama malesef başarılı olamamış. dönemin genelkurmay başkanı ilker başbuğ'un kozmik oda aramasına "bugün olsa yine izin verirdim" sözlerine çok yerinde cevaplar ve eleştiriler getirmiştir.
    https://twitter.com/…tatus/1095669942958125059?s=19

    linke tıklamaya üşenenler için
    11 şubat 2019 perşembe günü hürriyet gazetesi’nde ilker bey’in piyasaya yeni sürülen “ergenekon’dan çıkış” isimli kitabının tanıtım söyleşisi “ilker başbuğ: kozmik oda’yı bugün olsa yine açardım” başlığıyla haberleştirilince aynı yanlışta ısrar ettiğini anladım. soru-cevap yapısındaki söyleşiyi okuyunca, verilen cevaplar beni bu satırları yazmaya mecbur bıraktı.
    kamuoyunun gündemine şimdiye kadar fetö’cülerin şahsıma kurduğu kumpaslarla gündeme geldim. aldığım devlet terbiyesi ve vatan sevgisinin üzerime yüklediği sorumluluk, pek çok konuda suskun kalmamın tek sebebidir. bu anlayış; başta fetö olmak üzere, yerel işbirlikçilerin artçı saldırıları ve bitmeyen kumpaslarına maruz kalmama sebep olmaktadır. ergenekon süreci dahil olmak üzere ismimin karıştırılmadığı kumpas neredeyse kalmamıştır diyebilirim. hâlihazırda emperyalizmin yerel işbirlikçileri ile mücadele ederken ilker bey’i de karşıma alarak cepheyi genişletmek istemezdim ancak bu da vatan görevidir.

    söyleşinin tamamında anlatılanlara yönelik eleştirilerim ve itirazlarım olsa da kozmik oda kumpasının iç yüzünü bilen birkaç kişi arasında yer almam sebebiyle sadece bu konu ve doğrudan ilişkili konularda, ilker bey’in yaptığı açıklamalara katılmadığım noktaları ifade etmek ve tarihe bu anlamda not düşmek zorunda hissettim.
    ergenekon efsanesi ile başlayan söyleşide ilker bey, cezaevlerinin kapısının yedi yıl süren büyük mücadeleden sonra açıldığını ve ergenekon kumpasına karşı açılan ilk deliğin kendi tahliyesi ile gerçekleştiğini ifade etmiş… ali tatar, ilker bey’in genelkurmay başkanlığı döneminde “hukuksuzluk sürecine hukuk adına saygı gösterilemez” diyerek yapılan hukuksuzluğa isyan ve bu karanlığa bir nebze ışık olabilmek için hayatına son verdi. eğer silah arkadaşına bir nebze ışık olabilseydi, bugün ali tatar sevdikleriyle beraber olabilecekti. ilker bey kendini sorumlu hissetmese de kumpaslarda şehit verdiğimiz canlar gözümüzün önünden gitmiyor, hala uyuyamıyoruz, uyumayacağız da! ancak kendisi içeriden çıkarken “bir tek şey istiyoruz. adalet istiyoruz” diyebilmiştir.
    ilker bey, 1980’li yıllarda fetullah gülen diye birinin cemaatine yakın kişiler olduğunu işitiyor ancak o zamanlarda çalıştığı görevlerin pek bu konuyla ilgili olmadığını söylüyor. devletin millî güvenlik siyaset belgesi’nde bölücü, yıkıcı, gerici iç tehdit unsurları arasında yer alan ve karşımıza 15 temmuz olarak çıkan süreçte “sorumluluk taşıyan herkes için bir utançtır”,“balyoz komplosu olmasaydı 15 temmuz yaşanmayabilirdi.” diyebilen ilker bey’e sormak gerekiyor; ilker bey’in genelkurmay başkanlığı döneminde fetö faaliyetlerinin kesintiye uğradığına dair kamuoyu ile paylaşılan bir bilgiye rastlanmadığına, yine kamuoyunda hafızalara kazınan böyle bir başarı hikayesine sahip olmadığına göre, o zaman kumpas sürecinde yaptıklarını ve özellikle yapmadıklarını kendisine hatırlatmak zorunda hissediyorum.
    ilker bey söyleşinin bir bölümünde “hayır, gerekeni yaptığımızı düşünüyorum. bugün olsa yine kozmik oda’yı açardım. kozmik oda olayı basında gereğinden fazla büyütüldü.” diyor. kozmik oda olayı basında gereğinden fazla büyütüldü açıklaması, olayın vahametini idrak edememiş bir zihinden çıkabilir ancak modern kuvâ-yi milliye de diyebileceğimiz seferberlik tetkik kurulları’nın ortadan kaldırılması sonucunu da doğuran bu süreç için kabul edilemezdir. vatan savunması türk silahlı kuvvetleri tarafından gerçekleştirilir. yerine ne polisi ne de kişilerin ve çıkar gruplarının güdümünde hareket eden para-militer yasadışı grupları koyamazsınız. birkaç yıl içinde fazladan 5 milyon yabancı unsur enjekte edilen demografisi değiştirilmiş bir ülkede 15 temmuz benzeri bir kalkışmada sokakta elinde listelerle insan avlayan şahıslarla karşılaşırsınız. fazla büyütüldü sözüyle burada gözlerden kaçırılmak istenen devletin bekasıdır. ilker bey, olayı saptırarak yanlış noktalara götürenlere karşı pek saygı duymadığını söylüyor. o gün de, bugün de hâlâ doğru yaptığını düşündüğünü belirtiyor. ben de bu anlayışa karşı saygı duymama hakkımı kullanıyorum. böyle bir anlayışın yetişmesine, sistem içinde yükselmesine, kariyer hırsını ve kişisel çıkarları ulusal çıkarların önüne koymasına izin veren yapıya saygı duymuyorum.
    ilker bey söyleşide “burayı açmasaydık ortadaki delilleri kararttılar diyeceklerdi. pek çok faili meçhul cinayetin de arkasında tsk var denecekti” iddiasını sunmakta ancak soruşturma aşaması altı koca yıl süren kozmik oda kumpası ile istenen bu algı zaten o dönemde medya ve internet araçları kullanılarak kısmen oluşturuldu. aramaya izin verilince bu haberler kesilmediği gibi; ilker bey’in başında olduğu genelkurmay başkanlığı, özel kuvvetler personelinin avukatları aracılığı ile gizlilik kararı ihlaline ilişkin suç duyurusunun da arkasında durmadı. ilker bey söyleşisinde, bertaraf etmek istediği anlaşılan tehdit yani tsk’nın üzerine atılmasından korktuğu uğur mumcu cinayeti gibi iftiralardan sakınmak isterken, arama izni vererek kendi genelkurmay başkanlığı döneminde orada hazır bulunan vatanseverlerin uğraşlarıyla fetö’nün ele geçiremediği kozmik oda’daki bilgilerin 2013 sonrasında hasmın eline geçmesine vesile olmuştur. ayrıca burada devletin bekası için devlet sırrı niteliğindeki bilgilerin yabancıların eline geçmesi ile oluşan tehdit ile ilker bey’in bahsettiği algının oluşturduğu güvenlik tehdidi karşılaştırılamaz niteliktedir.
    ilker bey söyleşisinde bir tek bu kısımda varsayım içermeyen tespitleri ifade ediyor. “kozmik oda’daki arama 19 aralık 2009’da başladı, 20 ocak 2010’da bitti. ankara seferberlik bölge başkanlığı’nda bakılan herşey, genelkurmay destek kıtaları komutanlığı’nın kasasına çift mühürle kitlendi. bu süreçte ankara seferberlik bölge başkanlığı’ndan bir tek kâğıt parçası, belge, bilgi dışarıya çıkmadı. ne zaman çıktı? 16 mart 2013. hassasiyet gösterenler bu konu üzerinde dursunlar. 16 mart 2013’te bu bilgiler verildi, dönemin genelkurmay savcısı da muharrem köse’ydi. tamamen yasadışı. bu bilgiler nereye gitti, ne oldu? bunun üzerinde durulmalı.” evet, biz dik durduk. tutanak tuttuk. selahattin paşa kendisine tutanakları iletmesine rağmen ilker bey kurumlar arası güven zedelenir diye bu tutanakları da işleme koydurmadı.
    ilker bey’in fetö’nün ara hedefindeki kozmik oda’yı fetö’ye açarak fetö’nün oyununu bozduklarını varsayan anlayışıyla çelişiyorum. daha önceki açıklamalarında dönemin başbakanı sayın recep tayyip erdoğan ile yapılan görüşme sonrasında kendisinin onayı ile aramaya izin verildiği yönünde basına yansıyan bilgilerin de açıklığa kavuşturulmasını beklediğimi ayrıca belirtmek isterim. ilker bey, kendi çıkarları üzerinden hareket eden bey’ler ekolüne mensup bir genelkurmay başkanı profili çizmiştir. bu bağlamda, sözünün nereye gideceğini çok iyi bildiğini değerlendiriyorum. bu açıklamalardan sonra çoğu emekli asker kamu güvenlik bürokrasisine hizmet etmiş pek çok kişinin ve özellikle vatanseverlerin bu konuda atladığımız en büyük nokta burasıdır.
    “arama ve el koyma işlemine izin vermeyen kişi genelkurmay başkanı ilker başbuğ’dur. şunu da söylemeliyim ki, mahkeme kararı kozmik oda’nınkinden daha sağlamdı, buna rağmen izin vermedik. çünkü olay maksatlı, düzmece...” ilker bey tüm öz güveniyle 3. ordu komutanı saldıray berk’i teslim etmediği için övünüyor. demek ki, kendisinin genelkurmay başkanı olarak hukuksuzluğa karşı, hukuk adına saygı göstermediği durumlar olabilmiş. hatta açıklamasında diyor ki: “mahkeme kararı kozmik oda’nınkinden daha sağlamdı.” kozmik oda kumpası da maksatlı ve düzmeceydi. peki, neden daha zayıf mahkeme kararına rağmen kozmik oda aramasına izin verildi?

    “’sıra bana geldi’ dedim. ama kimseye bunu söylemedim.”

    “5-6 ay sonra orgeneral bilgin balanlı’yı tutukladılar. balanlı’nın tutuklandığı gün kendi kendime ‘sıra bana geldi’ dedim. ama kimseye bunu söylemedim.” ilker bey, orgeneral balanlı tutuklandığında sıranın kendisine geleceğini anlamış. oysa o an sokaktan geçen ve kurmay mektebi bitirmeyen herhangi birine sorulsaydı astsubaylar ali kaya ve özcan ildeniz’ler, oktay yıldırım’lar çakal sürüsünün önüne atıldığında teğmen mehmet ali çelebi’ler sırtlan pusularında boğdurulduğunda sıranın ilker bey’e geleceğini söylerlerdi. ama suç hep o sarı öküzdeydi!

    “gerekli dersleri çıkarmazsak tarih bizi affetmez. tarih affetmeyince ne olur, tekerrür mü eder?”

    onca yaşanandan sonra büyük mücadele olarak adlandırılan süreç içinde hapiste yatanları ve dışarıdakileri yaptıkları ve yapmadıkları ile tarih not etti. yapılan tarihî hatalardan üzerinden de nemalanmak isteyen anlayış ancak mankurtlaştırılmış yığınlar tarafından alkışlanır. kumpasların ipliği birer birer pazara dökülmüşken tarihi geriye doğru yeniden yazmaya çalışanlar başarılı olamaz. başkalarını inandırmak istediğiniz şeye kendinizin de inanması ancak işinizi kolaylaştırabilir. ama bu gerçekleri değiştirmeyecektir. tarihi geçmişe doğru değiştiremezsiniz. bu ilker bey için de, o gün kozmik oda arama kararının uygulanmasında sorumluluğu olanlar için de geçerlidir.

    “nedendir bilinmez, anında deliksiz bir uykuya daldım.”

    ilker bey, söyleşide hapse girdiğinde içinde garip bir huzur olduğunu, pijamaları giyip yatağa uzandığını ve nedendir bilinmez, anında deliksiz bir uykuya daldığını ifade etmiş. bu cümleleri okuyunca aklıma ilker bey’in bundan yıllar önce kendi ülkesinde, kendi askerini aşağılayan nefes filmini izledikten sonra gazetecilere filmi ne kadar beğendiğini anlattığı sahne geldi. ilker bey eğer 26 ay içeride yatmasaydı genelkurmay başkanlığı yapmış bey’ler kulübünün diğer üyeleri gibi insan içine çıkamayacak halde olacaktı, hapishanedeki huzurlu o uykunun sebebinin bu olduğu bile düşünülebilir. bugün türk ulusu’nun yeniden ergenekon’a düşmesine sebep olanların, ergenekon’dan çıkış benzeri kitaplar yazabilmesi düşündürücüdür. türk ulusu, devletini gönülden sever ve devletini gözünde, gönlünde öyle bir yere koyar ki, devletine hizmet eden kişilere de aynı sevgi ve saygı ile yaklaşır. ulusumuz uyanmalı ve dost düşman kimdir bilenle birlik olmalıdır. türk ulusu pirincin içindeki beyaz taşları ayıklamasını ancak mustafa kemal’i, mustafa kemal’den öğrenerek gerçekleştirebilir. ulusumuz, yurdunu ve devletini nakille değil, akılla çağdaş uygarlık seviyesinin de üzerine çıkaracaktır.

    "memleketin ve inkılâbın içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lâzımdır. aynı cinsten olan kuvvetler müşterek gaye yolunda birleşmelidir." mustafa kemal atatürk - 1931

    tanım: taşı gediğine koyan açıklama.