şükela:  tümü | bugün
  • hayatımda bir kez hissettiğim ve bir daha yaşamak istemediğim bir duygu. konsept kardeşleri olan kasvet, hüzün, üzüntü, mutluluk, neşe, umut gibi hislerin aksine, umutsuzluk kesinlikle tadı çıkarılamayan bir histir, hissiyattır.

    kasvet çoğunlukla bulunduğumuz atmosferle, hüzün anılarımızla, üzüntü, neşe ve umut yaşadığımız şeylerle ilgilidir. umutsuzluğa en çok benzeyen his ise herhalde mutluluktur. ikiside birdenbire, hiç beklemiyorken geliverir, derinine indiğimizde, kendimizi tahlil ettiğimizde büyük ihtimalle o ruh halini oluşturan değişkenleri bir araya getirebilsekte, diğer hislere göre çok daha ufak etkenlerden ve bir anda oluştuğundan, ikisininde sebebini anlamakta güçlük çekeriz. ama umutsuzluğun aksine, mutluluk tadı çıkarılan bir histir, neşe veya hüzün gibi.

    olumsuzluğu çağrıştırmasından hüzün insanın kulağına kötü gelsede çoğu zaman güzeldir, en azından diğer hisler gibi sadece içimizden değil, dışarıdan gelen etkenlerle şekillendiğindendir belki de. yağan yağmur, çakan şimşek veya eski bir kız arkadaşın aniden canlanan anısıyla üzerimize çöker, bulunduğumuz atmosfer ile bütünleşir ve bir anı haline gelir.

    umutsuzluk ise tamamen içimizden gelir. bir anda nereden geldiğini düşünmemize fırsat vermeden yumruk yemişe döndürür, hayatla ilgili yaşadığımız hayal kırıklıkları ve gelecekle ilgili kırılacağına emin olduğumuz hayallerin hepsi bir anda bir araya gelir, insana nerede olduğunu unutturup bir anıya dönüşme ve sonrasında hep o mekanla ilişik bir nostaljiyle hatırlanma* ihtimalini tamamen yok ederek, yaşadığımız en kötü ruhsal tecrübe oluverir.
  • umudun bir yanılsamadan ibaret olduğu gerçeğini kabullenenler için umutsuzluk doğallıktır. bir beklentin yokken acı çekemezsin, üzülemezsin. hayatın sinüzoidal eğrileri arasına kendini kaptırmassın, kendin için y=0 doğrusu üzerinde bir hayat çizersin.
    tabii ki bunların hepsi sadece bir ütopyadır. insanlar asla umutsuz yaşayamaz, hayatlarının bir y=a.sinx eğrisi olduğunu düşünsek bile a katsayısını sıfıra indiren insan hem ölü hemde en aşmış insandır.
    (bkz: alkol aldiktan sonra sozluge girmek)
  • ölüm en büyük tehlike olduğu sürece yaşamdan birşeyler beklenir.ama diğer tehlikenin sonsuzluğu keşfedildiğinde ölüm için umut beslenir.ve ölüm umut edildiği sürece tehlike büyüdüğü zaman umutsuzluk,ölememenin neden olduğu umutsuzluktur.

    (bkz: sören kierkegaard)
  • umudu kaybetme hali.
  • sanki artık tutunamayacak gibi olmak, kalabalığın içinde kendinizi yalnız hissetmek, en iyi dostlarınızın bile bir saniye bile durup düşünmeden konuşması, yeter artık daha fazla kalbimi kırmayın diye dünyaya bağırma isteği. sonra sorgulamak... acaba ben ne yaptım diye.yapılan hiçbir şeydir ve karşılığında kocaman bir kötülük bulutudur alınan. bir insan nasıl bu kadar yıpratılır nasıl bu kadar neşeli gözüken insanın içinde fırtınalar kopar kimse bilmez bunu. işte bu umutsuzluktur.
  • (bkz: mutsuzluk)
  • etrafi gorememe durumu; hemen her yer sis altindadir...
    gelisen olaylar karsisinda umudun bile insani kurtaramiyacagini anlama durumu; pandora'nin sandiginda zaten umut hic olmamis soylemi...
  • '' iki fare süt bidonuna düşmüşler..biri ben burdan siksen çıkamam diye bırakmış kendini boğulup gitmiş.diğeri de aynı şeyi bilse de yukarı doğru çırpınmaya başlamış. ve sonunda ayaklarının altındaki süt çırpılmaktan minik bir tereyağı topağı haline gelmiş ve farecik bu topağa basıp yükselerek bidondan çıkmış..''

    bu hikayeyi yakalandığı ilk kanseri yenen ancak ikincisine yenik düşen bi yakınımdan duymuştum. gerçek umutsuzluğun ne demek olduğunu o öldükten sonra anladım.
  • bulasicidir. sarmal da yapar hem. bulastirdikca beter olursunuz. polyanna mode on demiyorum ama kurumsal metanet gerekir bu donguye dusmemek icin.
  • yaşar kemal'in 25.9.1960 tarihinde kaleme aldığı yazısının başlığı.aynı yazının bitiş cümlesi şöyledir:
    "umutsuzluk geri kafalılıktan, düşünememekten doğar."