şükela:  tümü | bugün
  • 1929 yapımı bir sürrealist klasiği olan "un chien anadalou", luis bunuel'in ilk filmidir. filmin senaryosu dali'yle yapılan ortak çalışmanın ürünüdür. bir endülüs köpeği'nin gerçekleştirilme öyküsü, bunuel'in ağzından "iki düşün bir araya getirilmesiyle başlar." bunuel, figueras'a, dali'ye gittiğinde ayı kesen, ince uzun bir bulutla,bir gözü yaran usturanın rüyasına girdiğini anlatır. dali de, kısa bir süre önce karıncalarla dolu bir el gördüğünden bahseder. bu iki rüyadan yola çıkılarak şekillenen kurgu, akıldışı ve içgüdüsel bi anlatımı benimsemiştir. film, mantıksal hiçbir açıklamaya meydan vermiyecek düşünce ve görüntülerden, belirsizliklerden ve usa aykırı eylemlerden esinlenmiştir. bir kadın gözünün usturayla oyulması, kalçaları arasında kaybolan bir çift göğüs, kocaman bir piyanoya gömülen eşek ölüsü gibi akla hayale sığmayan sahnelerle dolu olan film, saldırgan görüntüleri hedef alınarak, birçok tartışmaya neden olsa da, gösterimde kalmayı başarmıştır. yine bunuel'in kaleminden, bir gün, kırk elli kadar muhabir, polis karakoluna gidip, kışkırıtıcı ve edebsiz olarak nitelendirdikleri filmi yasaklatmak istemişlerdir. doğruluğu kesin olmasa da, filmin iki kez çocuk düşürme olaylarına neden olduğu da söylentiler arasındadır.(son nefesim'den). spekülatif söylemleri bi kenara bırakıp, sinemaya dönersek, bir endülüs köpeği, gerçeküstü sinamanın en önemli örneklerinden bir sayılır. anlatımdaki devamlılığı yıkması açısından, sinemasal geleneklerin karsında duran, yenilikçi, özgür niteliktedir. bunuel'e göre, gerçekle düşün kesin kesişme noktaları yoktur, hep içiçedirler ve sinema, duyguların dürtülerin dünyasını ifade etmede bir araçtır
  • oldboydan alıntı ile, "karıncaları sadece yalnız insanlar görür."
  • ağır sürrealist film. aha link

    --- spoiler ---

    gözün usturayla kesilmesi ve tam o kesim anında ayın önünden, kadının gözünün kesildiği gibi bulut geçmesi gibi sahneler efsanedir. ayrıca salvador dali'nin karıncalara olan takıntısı filmde resmen vücut bulmuştur.

    gözün kesilme sahnesinde inek gözü kullanılmıştır.

    verdiğim linkte 8:32'ye geldiğinizde dikkat edin. yerde yatan iki tane rahip var. adamın piyano ile çektiği işte o sağdaki adam kim? evet doğru tahmin ettiniz, salvador dali'nin ta kendisi.

    ayrıca 10. dakikada odaya girip yatakta yatan adamı ayağa kaldıran, önce üstündeki saçma sapan modifiyeleri camdan atıp sonra adamı duvara dönük bi şekilde durdurup cezalandıran, ama suratını hiç görmediğimiz adam da salvador dali'dir.

    son olarak söylemek istediğim şey, bu filmin kült ötesi olduğudur. sürrealizmin aslında nasıl bir şey olduğunu daha iyi görmek için idealdir. hiçbir şey anlamazsanız da üzülmeyin. film sadece iki tane delinin** rüyalarını bize aktarmaya çalışmaktan başka bir şey değildir.

    ayrıca fransızlar için le voyage dans la lune ne ise , ispanyollar için un chien andalou o'dur.

    --- spoiler ---

    sonuç olarak kendisi 16 dakika 27 saniyelik bir başyapıttır.

    not: dayanamıyorum yazıcam. biz çekerken çok eğlendik*
  • öncelikle o ünlü sahnedeki göz, öküz, dana, inek ya da eşek gibi bir büyükbaş hayvana ait değildir. bu hayvanların gözü insan gözüne oranla çok daha büyük olup, rengi de oldukça koyudur. sahnede kullanılan surat ve göz ise, bariz bir şekilde domuz hayvanına aittir. muhtemelen kasaptan alınmış bir domuz kafasına ait olup, tam kesme anında pause yapılırsa, surat kendini çok rahat ele vermektedir.

    (edit: sürrealizm akımına dahil olduğundan habersiz bir salak olarak/edit bitti) filmi yorumlayacak olursak, 20'li yaşlardaki iki kafadarın -şaşırtarak dikkat çekme girişimi- diyebiliriz. ikisi de filmin insanları şok edip, bir şehir efsanesine dönüşeceğini biliyorlardı. sanırım hiç bir mesaj kaygıları, gönderme yapma ya da eleştiri düşünceleri yoktu. rüyalarını birleştirdiler ve araya da 8 yıl sonra, 16 yıl önce, saat 3 civarı, bahar mevsiminde gibi geçişler koyarak, insanlara bir hikaye kurgusu varmış gibi gösterdiler. böylece kimileri sadece filmin sürrealizmine odaklanıp alkış tutarak, bazıları da -alegoriyi gördüm, mesajları aldım, filmi anladım- diye saçmalayarak filmin kült olması yolunda katkı sağlayacaklardı. 60-70 yıl sonra ise, aynı bildik numarayı david lynch çekecektir. (bkz: eraserhead) (bkz: lost highway) vs.

    filmle ilgili bir kaç ilginç not:

    başroldeki iki oyuncu da intihar etmişlerdir. tabi ki bu intiharlarla film arasında bir ilişki yoktur. ancak kadın oyuncunun kendini yakarak öldürmesi çok ender ve enteresan bir vakadır. acaba neden en acı verici intihar şeklini seçmiştir?

    filmin ismi ile içeriği arasında hiç bir bağlantı yoktur. ikili filmin ismini, adını bilemediğim popüler bir oyundan çıkartırlar. herkes sırayla kağıda bir kelime yazar ve kağıt dolaştırılır, ancak kimse öncekilerin yazdığını görmez. böylece ortaya anlamsız görünen ama okuması eğlendirici bir metin çıkar. neyse işte bu oyunu oynarlar ve oyun şöyle başlar:

    un, chien, andalou...

    edit: fij uyardı. oyunun adı: (bkz: cadavre exquis)
  • luis bunuel'in, sürrealizmin doruklarında gezinen ve sinema tarihinde kendine mühim bir yer edinmiş bu filmin çekilmesi için gereken parayı annesinden almış olması da "ana hakkı ödenmez" dedirtir insana.
  • limanda yuk indiren gemiyi bile performans sergiliyor zanneden, her anlamsizlikta mutlak suretle anlam arayan, bulamazsa anlam kazandirmak icin yirtinan yurdum entelektuelinin, 16 dakikalik bu koca anlamsizliktan anlam cikarmak adina sergiledigi performans, filmden bile efsanevidir bana gore.

    film, bastan sona kadar anlamsizliklarla doludur ve zaten oyle oldugu icin de oldukca basarilidir. ''surada suraya gonderme var'', ''burada aslinda verilmeye calisilan mesaj su'' turunden yorum yapan birini gorurseniz, kafanizda yumurta kira kira uzaklasin. kosarken soyleyeceginiz sarki bile hazir: kukaraca.
  • en kesif düzensizliğin dahi içinde belli belirsiz bir düzen yatarken, asıl ahmaklık, sırf emeği geçenler öyle istirham etti diye bir sanat eseri üzerine kafa yormayı bırakmaktır. bu, hastalığı aşikar bir hastanın "ben iyiyim." dediği için tedavisiz bırakılması kadar doğru olabilir ancak. luis bunuel ve salvador dali, un chien andalou'yu ipe sapa gelmez bir hava-cıva olarak planlamış olabilir. bu planlarını bir noktaya kadar uyguladıkları da doğrudur. fakat "eldeki oyuktan çıkan karıncalar", "aralarında cinsel gerilim bulunan iki insan" gibi figürlerin tekrar tekrar perdeye yansıdığı bir işe, "sahneler arasında hiçbir bağlantı yoktur." yorumuyla yaklaşmak, ayakları kesinlikle yere basmayan bir yaklaşım olacaktır. tekrar ediyorum; senarist ikili bunun tamamen "anlamsız" bir iş olmasını planlamış olabilirler. fakat söz konusu akım sürrealizm değil, dadaizm dahi olsa sanat izleyicisi aklı işlemeye devam eder. ve, ortadaki sanat eseri de sanatçıdan ziyade insan işi olduğundan, akıllı yaratım kavramı ön planda olacaktır/olmalıdır. zira, insan aklı rüyalarını dile getirirken dahi esasta varolanın üzerine eklemeler ve -pek tabi- eksiltmeler yapar. hangimiz rüyalarımızı gördüğümüz hallerine birebir uygunlukta hatırlayabiliriz/anlatabiliriz?

    sözgelimi; filme çıkış noktası olmayan sahnelerden, erkek figürünün, cinsel istek duyduğu kadın figürüne yaklaşmaya çalışırken beraberinde iki balkabağı, iki rahip, iki piyano ve iki ölü eşek çekmek zorunda kaldığı sahneyi ele alalım. filmi ilgiyle izleyen tek bir insan dahi yoktur ki bu sahne akıp giderken şu soruları sormamış olsun; "neden balkabağı?", "neden rahip?", "neden piyano?", "neden ölü eşek?" ve "neden bunlar, erkek kadın'a ulaşmaya çalışırken birden bire sırtına yüklendi?" bu sorular beraberinde cevapları da getirecektir elbette; "erkek, kadın'a karşı duyduğu cinsel arzuyu eyleme dökebilmek için kadının rızasından evvel toplumsal kaidelerin iznini almalıdır. burada toplumsal kaideyi sembolize edebilecek en apaçık öge dindir ve din, kendisini, başta rahip olmak üzere, balkabağı gibi sembollerle gösterir." bu sahnenin yanı sıra -yine rüyalar haricindeki sahnelerden- kitabın birden bire silaha dönüşüverdiği sahneyi hatırlayalım. beyinler yine aktif ve sorular uyanmaya devam ediyor; "neden kitap?", "neden silah?" ve "neden kitap birden bire silaha dönüşüverdi?" bu soruların cevabını rahatlıkla verebileceğimiz bir zamanda ve bir ülkede yaşamıyor muyuz?

    durum böyleyken, eserin yaratıcıları dahi, sanat izleyicisini "sanat üzerine düşünmek"ten alıkoymamalıdırlar. çünkü, söz konusu yaratıcılar bunuel ve dali dahi olsa, ve amaçları "hiçbir -ama hiçbir- anlamın bulunmaması" dahi olsa, görüldüğü gibi bu amaç layıkıyla gerçekleştirilemiyor. aralarında hiçbir bağlantı olmaması planlanan sahnelerde aynı imgeler tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. ve en önemlisi, insan aklı, akılsızı oynamayı başaramıyor. sonuç olarak perdeye, düzensizliğin içinde belli belirsiz bir düzene kavuşmuş figürler bütünü yansıyor.

    sözün özü; un chien andalou, sinema tarihinde önemli bir kilometre taşı olmuş sağlam ve başarılı bir tuğla iken, anlamsız olması planlanan kısa bir esere göre haddinden fazla anlam yüklüdür ve bu sebeple, yaratıcılarının amaçlarını gerçekleştirmekte başarısız kalmış bir eserdir.
  • filmde hatun kişinin duvarda gördüğü kelebek bir ölübaş pervanedir..
  • rüyalarını ve düşlerini uc uca ekleyip sinema yapmanın nasıl bir şey olduğunu bize gösteren bu film hakkında bunuel şöyle der:
    " bu film, iki düşün biraraya gelmesinden ortaya çıkmıştı.bir kaç günlüğüne davetli olduğum figüeras'a dali'ye gittiğimde kısa bir süre önce ayı kesen ince, uzun bir bulutla, bir gözü yaran usturanın rüyama girdiğini anlattım. o da bana bir gece önce rüyasında karıncalarla dolu bir el gördüğünü anlattı. ve şöyle dedi: ' bu düşlerden yola çıkarak bir film yapsak nasıl olur?
    ...kural şuydu: psikolojik, kültürel ve mantıksal hiç bir açıklamaya yer vermeyecek düşünce ve görüntüleri benimsemek, akla aykırı her düşünceye açık olmak.
    ...(film) amerika, almanya, ispanya, yugoslavya gibi çeşitli yerlerde yaşayan, birbirinden haberi olmadan aynı akıldışı ve içgüdüsel anlatımı benimsemiş insanların uyduğu bir tür çağrı oldu, gerçeküstücülük..."
  • gerçek üstü atmosferi david lynch filmleriyle benzer duygular uyandıran bir film. sadece atmosfer de değil aslında bazı sahneler de hatırlatıyor lynch filmlerini. misal; kaldırımda bulunan kopuk el, blue velvet'ta bulunan kopuk kulağı akla getiriyor ve tabi bir de mulholland drive'ı anımsatan gizemli kutu sahneleri var...
    bir de geçtiği zaman, sahneler arası geçişler falan the ring'deki siyah-beyaz filmi hatırlattı bana. izledikten sonra tırstım evdeki telefon çalacak mı diye...