şükela:  tümü | bugün soru sor
  • cette blancheur rigide / dérisoire / en opposition au ciel." derken mallarmé'nin beyaz sayfa obsesyonuyla karşılaşırız bebeğin emzirdiği sütün beyazlığı, boş sayfaların beyazlığı yani yazılmayanın beyazlığı...kendi anlamına meydan okuyan bu şiir derrida'dan çok daha derrida bir doubleprojesini geliştirir: eğer bu şiirin dahil olduğu le livre'in elyazmalarına göz atarsak anlarız ki kitap ekonomik ve materyal nesnedir, performansdır, ars combinatoria'yı ifade eder, resmidir,gizdir, henüz varmamıştır varmak üzeredir.. (jabès nerde?) bu şiirde materyal olan konuşur.. okumak anlamanın önüne çoktan geçmiştir
  • zar atımı. stephane mallarme'nin 1897'de yayımlanan şiiri.
    un coup de des jamais n'abolira le hasard (bir zar atımı rastlantıyı hiçbir zaman yok etmeyecektir)
  • ilhan berk'in poetika'sı sayesinde tanışıp, "zarla asla dönmeyecek şans" olarak bildiğim stéphane mallarmé şiiri. her ne kadar, mallarmé'ın kastettiği şans olmasa da; oldukça kötü geçen bir günün sonuna doğru, şu garip şans beni bulup yüzümde anlık bir gülümseme uyaandırmış ve şiirin bende bıraktığı etkiyi yeniden yaratmıştı.
  • bir kişinin de çevirisini dijital dolaşıma sokmadığı şiir, yuh arkadaş, ayıptır.
  • zar ile asla
    atılıp ölümsüz koşullarda bir batık geminin dibinden
    isterse cuk otursun
    isterse uçurum
    beyaz
    dingin
    öfkeli bir inişin altında umutsuzca kanat vursun
    kendi kanadı çok önceden sarkmış uçmak çabasıyla
    ve kaplayıp fışkıran suları kesip kökünden
    sıçrayışları içerlerde diplerde özetler o sallanan yelkeniyle batmış gölgeyi
    koca ağızlı derinliğini
    yana yatmış geminin teknesine göre ayarlayıncaya dek kaptan
    ustalığın yaşla unutulduğu hesaplar dışından
    belirdi
    bir zamanlar dümenini tuttuğunu kanıtlayıp
    ayakları dibindeki
    şu yangının
    şu ufkun
    hazırlayıp kendini
    çalkalanıyor kavrıyor pençesiyle sımsıkı
    bir yazgıya ve rüzgârlara gözdağı verircesine
    eşdeğer olamayan tek sayı
    zihin atmak için onu fırtınaya mağrur kararsız katlamak ve ölmek için
    kopan kolla taşıdığı gizden de kopmuş ceset
    dalgaların adına saçları ağarmış bunak gibi oyun oynamaktansa
    biri saldırıyor başa
    düpedüz deniz akıyor
    çaresiz sakala
    kazasıdır bu insanın
    gemisiz nereye gitseler, boş
    neye yarar açılsa
    işe yaramaz bir başın üstündeki yumuk eller
    bağışlar kaybolunca
    ne idüğü belirsiz birine
    en son ve en eski iblis sahibi
    değerini yitirmiş ülkelerin
    sürüklüyor
    yaşlıyı olasılıkla
    o yüce rastlantıya
    o
    çocuksu gölgesi
    okşanmış kaygan kendini vermiş yunmuş
    yumuşamış sonsuz boşlukla
    sıyrılmış kalaslarda yitik kemiklerinden
    ve doğmuş
    bir törenden
    iştahlı deniz yaşlı adamla denize karşı adam
    kör talih
    fiançailles
    düş perdesi
    saplantısından aşkın
    elyordamı bir elin hayaleti gibi
    sallanacak
    gömülecek
    çılgınlık
    dönmeyecek
    nasıl
    sade bir uyarı
    alaylarla çevrilmiş sessizlikle
    ya da
    uluyan ivedi gizem ve korku kasırgasında
    yakın bir kahkaha yöresinde uçuşuyorsa anaforun
    doldurma dan çukuru
    kaçmadan
    sallıyorsa kızoğlankız eksenini
    nasıl
    usulca dokunup geçen ve
    minnacık birini göstermeyecek kadar
    gökyüzüyle uyumsuz
    o katı gülünç aklığı karanlık bir kahkahayla
    buruşmuş kadifede kımıldatmadan tutan gece takkesiyle
    baş başa
    yalnız ve şaşkın tüyü
    kayalıkların buruk prensi
    takıyorsa başına yiğit alımlı
    aklı küçük ama erkek
    şimşeklerle yıldırımlarla
    çevrilmiş
    kaygılı
    pişman ve erin
    dilsiz bir gülüş gibi
    ve eğer
    aydınlık ve görkemli bir baş dönmesi sorgucu
    parlıyorsa görünmez bir alında
    gölgeliyorsa sonra ayağa kalkmış deniz kızı kıvrımında karanlık minik biçimi
    ve iki kola ayrılmış sabırsız son pullarla şamatasını suların
    bir kayayı
    sislerde buharlaşmış
    aniden
    sonsuza sınır koyan
    uydurma şatoyu gölgeliyorsa
    sayıydı bu
    var mıydı
    yıldız çıkışlı
    düş müydü yoksa dağınık bir ölüm düşü
    başladı mı bitti mi
    fışkırıp yadsınmış kapalı sonunda
    darlık günlerindeki şu ya da bu bolluk
    gibi ortaya çıktığı zaman
    sayıldı mı
    feci olurdu
    az da olsa toplamı
    ne çok ne az
    ama o denli kayıtsız
    aydınlattı mı şans
    gömmeye başlıyor kendini kazanın ritmik sarkacı
    tüy
    ilk köpüklere
    ki bir zamanlar coşkusu irkilip sıçramıştı ordan
    girdab'ın aynı yansızlığıyla
    hiçbir insansal amacı bulunmayan olayın geçtiği ünlü buhrandan
    hiçbir şey kalmayacak
    sıradan bir yükseliş hazırlıyor hiçliği
    ki bu yerden
    içinde her gerçeğin eridiği dalganın yöresinde
    yalanıyla yokluğa karışabilen boş eylemi aniden püskürtüp dağıtmak istercesine
    suların uğuldadığı
    bu yerden
    başka
    ve bir bölenin
    belki de uzak bir yükseklikte sonsuzla kaynaşması kadar dışında
    genellikle şu ya da bu yıldız eğilimine göre saptanmış hesapların
    küçük ayı
    yani kuzey yönlerindeki takımyıldızı'ndan
    unutulmuş yıpranıp eskimiş
    ve bu yüzden soğumuş
    ama yine de uzaklarda boş bir yerde oluşmuş
    toplam bir hesaba değin
    yıldız çarpışmasının dökümünü yapabilen
    ve onu kutsallaştıran son noktada durmadan önce
    geceyi gözetleyen
    kuşkulanan fırfır dönen
    parıldayan ve düşünen
    bir takımyıldızınd an başka
    her düşünce;
    atılan bir el zarıdır!
  • çağdaş fransız düşünür alain badiou'nun neredeyse tüm eserlerinde "her düşünce bir zar atımıdır" sözüne atıfta bulunduğu bir mallarmé şiiri.