şükela:  tümü | bugün
  • 1994 giuseppe tornatore yapimi psikolojik gerilim film. yillar evel oylesine zap yaparken bir fransiz kanalinda yakaladigim ve kelime fransizca bilmememe ragmen bastan sona soluksuz seyrettigim , karanlik atmosferli , yanilmiyorsam muhim diyaloglarin bulundugu film. bir daha izlemek nasip olmadi cunku ne ismini ne cismini biliyordum. filmde oynayan gerard depardieu isminden yola cikarak aylardir suren aramalarim sonucu filmin kunyesini ele gecirebildim.( gerard depardieu nun da ne kadar cok filmde oynamis oldugunu lanetler icersinde ogrendim)
    oyuncular arasinda gerard in yaninda roman polanski ve sergio rubini de varmis.
    tum film karanlik atmosferli bir karakolda gecmekte. kim oldugunu ne oldugunu hatirlayamayan bir adam firtinanin ortasinda nefes nefese biryerlere kosarken yakalanip karakola getiriliyor. unlu bir yazar oldugunu ogreniyoruz o kisinin(gerard depardieu). aslinda bir suc islememis olmasina ragmen komiser roman polanski , kendisini karakolda alikoyuyor cunku bu yazarin evinin yakinlarinda bir cinayet islenmis ve yazar in bu olayla iliskili olabilicegini dusunuyor. tum film boyunca bu olayin karakolda cozulmeye calisilmasini seyrediyoruz. evet filmden hatirladiklarim bu kadar.
    1994 yapimi olmasina sasirdim aslinda, zira g. d. sanki genc gibi gorunuyordu ve film de sanki cok eskiymis havasi yaratmisti bende(karakolun kiri pasindan olsa gerek) ya da gece gec vakitti ve ben cok uykuluydum. her neyse ne , super bir film idi , bir sekilde edinilip izlenilmesinde fayda var.
  • 1994 yılında cannes'da en iyi film dalında aday olan fakat ödülü pulp fiction'a kaptıran muhteşem bir filmdir una pura formalita. giuseppe tornatore'nin eşsiz yönetmenlik kabiliyeti roman polanski sinemasıyla buluşuyor resmen bu filmde. polanski etkisi o kadar güzel ki sanki beraber yönetmişler diycem ` :ama demiyorum`. belki de bu yüzden başrolde roman var. sürreal bir havada oldukça ilginç bir film. senaryosu da bir o kadar güçlü. roman` : leonardo da vincive gerard :onoff`' ın karşılıklı harika oyunculuğuyla da birleşince bütün bu faktörler, tadından yenmez bir şeyler oluşturuyor. izleyin, izlettirin.
  • şu güne kadar bu film üzerine yazmadıysam, üstüne şiirler, şarkılar yazmaya çalıştığım içindi. beceremedim. olsun, öyle müthiş bir film ki bu. tornatore'nin hiçbir filmine benzemiyor desem spoiler vermiş oluyor muyum? aşağıda spoiler olmayan tek bir satır bile yok ama, ona eminim.

    --- spoiler ---

    --- spoiler ---
    "ızdıraptan, veya utançtan ölmemek için, tatsız anılarını ebediyete kadar unutmaya mahkumdur insan. ve ne kadar tatsızsa bu anılar, o kadar çabuk unutulurlar" demiş onoff. hey yavrum onoff, işte böyle burnundan getirirler adamın.

    formatlanmış bir bellek, resetlenmiş bir bilinç var önümüzde. içse o latte'yi* her şey yoluna girecek miydi daha önceden? hayır, lethe* tam da arafta geçmişin acılarını unutturan şey değil miydi? peki ya halihazırda unutmuşsa günahkarımız?

    benim dünyamın arafı budur kardeşim. kaç kere geçiyoruz yaşarken. eşek gibi dönüp bakıyoruz günahlarımıza. hesaplaşıp, vedalaşıyoruz, öyle devam ediyoruz yola. hatırlamak istemiyorsak bir gün sorgucunun biri fena soruyor hesabını. önce bir hatırla, sonra unutmak keyfine kalmış diyor. çünkü hatırlamazsan sorumlu tutulacak bir benlik kalmıyor ortada.

    benlik demişken, geçelim hikayenin diğer tarafına. sorgucu kimliğini soruyor yazarımıza. nedir, nasıl ifade edilir bir yazarın kimliği? yazar kurgusunu anlatmaya başlıyor, sıkıyor yani. bir yazar için "kendi" hikayesini dillendirmekle başkasınınkini kelimelere dökmek arasında nasıl bir fark var? zaten o da sorgucusuna "bravo, sen daha iyi hatırlıyorsun beni" diyor. yazarın kendisini tanımasıyla başkasının onu bilmesi arasındaki fark nedir? işte bu fark hatırlatılıyor yazara. imgeler belleğin gözleri önüne yığılıyor. yüzler. bir hikayenin parçalarından fazlası olan yüzler getiriliyor bilincin karşısına. hastanın tedaviye direnci yavaş yavaş kırılıyor. benliği benlik yapan, yakın ve uzak geçmiş arasındaki süreklilik kuruluyor yeni baştan.

    ama en çok da o adamı hatırlıyor, faubin'i. çünkü bu tanışıklık kendi benliğindeki kırılma noktasına tekabül ediyor. yavaş yavaş "öyküler"e dönüşmekte olan yazar, çoktan o aşamayı da geçmiş olanla tanışıyor. öykülerin mastiği, çimentosu olan benlik dağılmaya başlıyor. o dağıldıkça öyküler de öyle. dil kalmıyor yazar için, dil çözülünce benlik de çözülüyor. salt sözcükler kalıyor geriye. yazar birbirinden bağımsız sözcükler olarak 'strive' ediyor artık. benlik sözcüklere karışıp yok oluyor. seslerin dolayımsızlığı sessizliğe bürünüyor. mutlak yadsıma da kaçınılmaz sonu oluyor "on/off"un.

    formalite icabı demek! geçecen o işi.
    --- spoiler ---

    bu arada, o görüntü yönetmeninin, o kameramanların alınlarından öpüyorum. aferin lan size.
  • tornatore'nin tarzından tamamiyle uzaklaşmasına rağmen gayet başarılı bir iş çıkardığı filmdir una pura formalita. ülkemizde fazla bilinmemesine/duyulmamasına anlam verebiliyorum çünkü internet ortamlarında bile orijinal dili olan fransızca versiyonu bulunamamakta. orijinal versiyonunu toprağa gömmüşler sanki, o kadar unutulmuş bir film.
  • altın palmiye adaylığı, imdb'deki yüksek puanı, iki çok önemli isimin varlığı, ennio morricone derken izlemesi farz olan filmlerdendi. ama ben teknik yetkinlik haricinde beklediğimi bulamadım filmden. özgün bir konuyu ele almak her zaman alkışlanasıdır. ama onu ele alış biçimi de çok önemlidir. zira bu filmin senaryosu ilk yarısından sonra sarkmaya, tekrar etmeye ve yer yer boşluklar bırakmaya başlıyor. isimler, saatler birbirine karışıyor. haliyle seyircinin beklentisi finalin görkemine kayıyor ama orada da malumun ilamından başka bir şey çıkmıyor. sözlükçülerin klişe deyimiyle -senaryo ve kurgu açısından- vakit kaybı!
  • roman polanski ve gerard depardieu gibi sinemanın ustalarının başrolleri paylaştığı bir giuseppe tornatore filmi. kurgu o kadar aldatmacalı ki sanki yönetmen oynamanız için size bir yoyo veriyor, siz bununla oyalanırken birçok şeyi kaçırıyorsunuz. tornatore de bunun farkında, zaten yapmak istediği şey de bu. sonra bu oyundan sıkılıp gerçeği sarsıcı bir şekilde önünüze koyuyor ve ağzınız açık kalıyor. her ne kadar film iyi kurgulanmış olsa da diyaloglar, alıntılar derken biraz yoruluyorsunuz ama kesinlikle izlemeye değer bir film.
  • diyalog ağırlıklı filmleri, gerard depardieu'yu ve tek mekan filmlerini (hemen hemen) sevenler için hepsini birden barındırıyor.

    - "eğer yazarlar yaptıkları işlerin kimlerin ağzından çıktığını bilselerdi, ellerini keserlerdi."

    film için en doyurucu yorum ise sinemalar.com sitesinden bir arkadaşın yazdığı şu yorum olabilir. filmi seyredenler bir de bu yorumu okusun.

    --- spoiler ---

    --- spoiler ---

    http://i.hizliresim.com/lzrpjb.png

    ezimberat (efsane) | 24 nisan 2015, 10:30

    ünlü italyan yönetmen giuseppe tornatore'nin 1994 yapımı, fazla bilinmeyen enfes filmi. sürrealist bir bakış açısıyla ortaya konan film, gizemli senaryosu, karanlık ve kasvetli atmosferi, oyunculuğu da en az yönetmenliği kadar başarılı roman polanski ve oyunculuğu tartışılmayan gerard depardieu'nun karşılıklı muhteşem oyunculukları ve ennio morricone'un eşsiz müzikleri ile çok çok iyi bir film.

    una pura formalità, cannes film festivalinde en iyi film ödülü için quentin tarantino'nun pulp fiction filmi ile yarışmış ve ödülü bu filme kaptırmış. filmi izlemeyenler bundan sonrasını okumasınlar, spoiler içerir.

    filmden anladığım kadarıyla (ki yanlış anlamış olabilirim); filmde bir polis merkezi/karakol var. burası bir anlamda araftır. yani ölen her insan önce buraya gelir. burada öldüğüne ikna edilir ve nihayet kalacağı yere yolculuğu başlar. buraya ilk gelen kişi aslında öldüğünü bilmemektedir. buradaki sorgulamalar sonucunda olay netlik kazanır.

    izlediğimiz film, bir silah patlaması ile başlar. bu patlamadan sonra kamera ağaçlık bir alanda gelişi güzel dolaşır. adeta bedenden ayrılan bir ruh gibi. buradan birinin öldüğünü anlarız. sonraki sahnelerin birinde onoff(gerard depardieu), getirildiği polis merkezinde, yanındaki görevlilerden birine ''altına kaçırdığını'' söyler ve bunu yaşlılığa bağlar. ölen her insanın sfinkterleri gevşediğinden idrar ve gayta çıkışı olabilmektedir. onoff'a da olan budur. yani filmin başında patlayan silah ile ölen onoff'tur. ancak kendisi daha bunu bilmediğinden altına kaçırmayı yaşlılığına bağlar. oysa ki onoff daha 48 yaşındadır yani çok da yaşlı sayılmaz.

    filmin bundan sonrası, onoff ile müfettiş(roman polanski) arasında diyaloglar şeklinde geçer. onoff neden burada olduğunu sorar. müfettiş ona, evinin yakınında bir cinayet işlendiğini ve şüpheli olarak da onun yakalandığını, üzerinde kimlik bulunmadığı için de (ölen biri kimliği ile öbür dünyaya gitmez herhalde) buraya getirildiğini açıklar. müfettiş onoff'tan son gün ne yaptığını anlatmasını ister. onoff'un kafası çok karışıktır. her seferinde farklı bir şeyler anlatır. ama bir türlü günün sonunda ne yaptığını hatırlayamaz. müfettişin de hatırlatmaya çalıştığı şey, onoff'un günün sonunda yaptığı eylemdir. onoff en sonunda masada bir şeyler yazdığını hatırlar.

    o sırada müfettiş onoff'a bir mektup uzatarak ''bunu yazmıştınız'' der. bu bir intihar mektubudur. filmin başında patlayan silahla, onoff kendini vurmuştur. onoff'un gerçeğin farkına varması ile, daha önceki sahnelerin birinde bir dolapta gösterilen fare kapanına bir farenin yakalanma sesi duyulur. bu aslında onoff'un yakalanmasını temsil eder. aynı anda o zamana kadar kesik olan elektrikler gelir. sürekli yağmakta olan yağmur durur. bu da onoff''un aydınlanmasını ve belirsizliklerin ortadan kalkmasını temsil etmektedir.

    onoff filmde bir kaç kere, ertesi gün kültür bakanı ile görüşmesi olduğunu söylemişti. filmin sonunda yaptığı (karşı tarafın sesini duymadığı) telefon konuşmasında bakanın kendisini beklememesini söyler. böylece onoff'un ölümü tamamen kabullendiğini görürüz. nihayet onoff asıl kalacağı yere yolculuğuna hazırdır.

    tam karakoldan ayrılacakken, ilk getirildiğinde oturtulduğu yere bir başkasının(yeni ölmüş biri) oturmakta olduğunu görür. görevliye ''daha hiçbir şeyin farkında değil değil mi?'' diye sorar. görevli ''sen de değildin, hiç kimse ilk geldiğinde farkında değildir'' der. son olarak onoff onu götürecek araca biner ve yolculuğu başlar ve filmimiz biter.

    una pura formality, türkçe'ye basit formalite şeklinde çevrilmiştir. filmin isminden de anlaşılacağı üzere onoff'un sorgulanması, basit bir formaliteden ibaret olup her ölene uygulanmaktadır.
    --- spoiler ---
    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    siz hiç pencereden dışarı saatlerce ve saatlerce boşluğa bakıp durmadınız mı hiç ? hem de hiçbir şey görmeden ?

    --- spoiler ---
  • çok güzel film. nasil oldu da bunca yıl izlememişim? bir de sinemaseverim diye geçiniyorum. izleyin! izlettirin!