şükela:  tümü | bugün
  • bu dizideki karakterler bana cok yakin cevremi hatirlatti. hani vardir ya, bir pasta tarifi verirsin mesela, ay yok ona karbonat olmaz bak ben hep mayali yapiyorum daha guzel oluyor diye cevap alirsin. ya da hasta olmussundur nasilsin diye sorana biraz detayli hastaligi anlatacakken aynisi kaynimda da var diye lafi agzina tikarlar. hep kendileri bilir dogruyu, hep en guzelini onlar yapar, her seyden onlar anlar, ilk once onlar baslatmistir vs vs

    sirf bunlarla daha fazla muhatap olmamak, ortami terketmek, bir an once eski huzuruna kavusmak
    icin onaylamis gibi gorunursun bazen. cogumuzun yaptigini bu kiz yanlis yerde yanlis zamanda yapinca geri donusu zor olan bir donem baslamis hayatinda.

    iyi ki aramizda guzel insanlar var da bazen tam ihtiyac aninda yollarimiz kesisiyor.

    birilerinin liyakatsizligi durduk yere insanin basini derde sokuyor. cok aci degil mi? sucsuzken suclu konumuna geciveriyorsun bir anda. cok tanidik degil mi hakket?
  • bir olay, özellikle de tecavüz gibi bir olaya; kadın ve erkek yaklaşımı arasındaki fark nedir sorusunun cevabı olmuş bu dizi.
    içimdeki feminist dev uyandı. kadınları çok seviyorum. tşk.

    izleyin. iyi dizi.
  • gerçek bir seri tecavüz vakasının birebir senaryoya dökülmesiyle oluşan, muhteşem bir kurguya ve akıcılığa sahip netflix dizisi. olay ilk olarak pulitzer ödülü alan bir gazete haberi sayesinde gün yüzüne çıkıyor. dizinin adı da zaten bu haberin başlığında kullanılan unbelievable kelimesinden geliyor. bizzat gerçek hayattaki karakterlerin söylediğine göre her şey eksiksiz ve fazlasız yansıtılmış. özellikle rasmussen ve duvall ikilisinin diyalogları ve zaman içinde giderek artan uyumları çok güzel işlenmiş. aslında 2 veya 3 bölümde işlenebilecek bir konu olmasına rağmen ticari kaygılarla değil tamamen hikayeye olan saygıdan dolayı 8 bölüme yayılmış. bunu her sahnede, her ayrıntıda izleyiciye hissettiriyor. izleyin, izlettirin.

    dizide marie adler olarak canlandırılan mağdurun diziyle ilgili görüşlerini paylaştığı röportajı ve yukarıda bahsettiğim gazete haberini aşağıda bulabilirsiniz.

    --- spoiler ---

    röportaj

    haber

    --- spoiler ---
  • the killing’i de izlemiş biri olarak kesinlikle the killing’in uyarlaması filan olmadığını söyleyebilirim. kadın lead’li polisiyelerin hepsini aynı var saymak bayağı saçma. bu dizinin dinamizmini twistler ve şaşırtıcı gelişmeler değil haksızlık duygusu sağlıyor bir kere. dedektiflerin işin içine aksiyon yaşayacak şekilde girdiği bir yapım da değil.

    ayrıca bu diziyi izleyip “politically correct’leştirilmiş” demek de bir o kadar saçma. yani olay zaten gerçekten yaşanmış ve tecavüze uğrayan bir kıza inanılmamış. bu konuyu politically false olarak nasıl işleyebilirsin ki? bayağı uğraşman lazım.

    bir de bu savı desteklemek için ilk bölümde sadece kurbana odaklanıldığı, asıl dedektifin anca ikinci bölümde diziye girdiği söylenmiş. bunun politik doğruculuk açısından neyi kanıtladığını hiç anlamadım şahsen. dizinin yaratıcısı susannah grant, tüm bölümleri aynı anda yayınlanan dizilerin seyirci tarafından ikişer bölüm halinde izlendiği bilgisini aldıklarını, diziyi buna göre inşa ettiklerini söylüyor. bu sayede tüm önemli bilgi ve karakterleri aynı anda tanıtmak yerine girişi iki ayrı chapter halinde yazma imkanı bulmuş ve toni collette gibi bir oyuncuyu üçüncü bölüme kadar çıkarmama lüksünü kullanmışlar. çok da güzel ve temiz olmuş.

    toy ve sözüne inanılmayan bir genç kıza odaklandığı için quicksand’in uyarlaması olduğunu iddia etmek, veya dünya görüşleri uymasa da birbiriyle uyumlu iki dedektifin hikayesi olarak true detective’in uyarlaması olduğunu söylemek de the killing kadar isabetli olur. her şey birbirinin uyarlaması o zaman.

    neyse, bayağı beğendim.
  • biraz önce son bölümünü de izleyip totalde iki gecede bitirdiğim netflix dizisi. mini dizi kategorisinde gayet iyi değerlendirilebilir hem hikayenin akışı hem de olay bakışı ile.
    --- spoiler ---

    yalnız, marie’nin hayatına sebep olanların baş sorumlusu koruyucu annesidir. ilk bölümdeki sorgu polislerinin ve detektifin aklına ‘yalan söylüyor olabileceğini’ sokan koruyucu anne judith. yani marie bir kadın tarafından kuyuya atılmış ve başka bir kadın tarafından da kuyudan çıkarılmıştır.
    --- spoiler ---
    dizisizlik çekiyorsanız hemen başlayın lütfen. teşekkürler.
  • dizide dedektif karen duvall rolünü canlandıran (bkz: merritt wever) o kadar sıra dışı bir enerji ile oynuyor ki, sanki, asal hikayeye paralel olarak yepyeni bir hikaye ilerliyor usulca. şarkı söyler gibi konuşması, dinlendirici sesi ve minimal oyunculuğu, travmatik bir diziye rahatlatıcı bir etken oluyor.
  • rahatsız edici derecede gerçek ve rahatsız edici derecede iyi çekilmiş dizi.

    kadınlara ne yapıldığını bu kadar net göstermek büyük marifet. rutinlerini elinden almak, kendi suçu olmayan bir şey için sürekli kendini suçlamasını sağlamak, hayatını birkaç saatte çöpe döndürmek. hiç aklında yokken şiddeti düşündürmek.

    --- spoiler ---

    dizinin pek çok sahnesine kalbimi bıraktım ama gözümü kapattığımda diziyle ilgili aklıma gelen sahneler şunlar:
    1. dizide marie'nin ilk kez güldüğü sahne (ehliyet). bir kadına gülmek ne güzel yakışır.
    2. mahkeme sahnesi
    3. kıdemli dedektifin rol çalmamak için baskına gitmemesi.
    4. kıza defalarca olayın nasıl gerçekleştiğini anlattirdiklari sahneler ve diğer kurbanlarla yapılan benzer ama asla benzemeyen sahneler.
    5....

    --- spoiler ---

    newsweek haberine göre gerçek marie adler (asıl adı bu değilmiş) şu anda kamyon şoförlüğü yapıyormuş amerikanın dört yanında.

    edit. bu arada bayık, heyecansız, durağan diye yorum yapanları dinlemeyin annem. bu diziden beklentiniz aksiyon ise yanlış yere gelmişsiniz demektir. dizinin en son amacı aksiyon izletmek çünkü.
  • dizideki marie ile empati yapamayanların neden yapamadıklarının kullandiklari eril dilden gayet anlaşılabileceği dizi.

    iki lafından biri sik, sok, koymak, aq olan biri, bir kadını tanımlarken "şişko", "kaşar" veya "sıska" gibi ifadeleri de kullanıyorsa nasıl bir empati yapmasını beklersin ki dizideki marie ile. marie'den 5 kez tecavüzü tüm detayları ile anlatması istendi. yanında kimse durmadı. ya ne olacağıdı. gerçekten gerçek hikayede de böyle yasandiysa da üzülmeyin siz. yakışmıyor bu sahte duyarlılık zaten.

    şu kullandığınız dili biraz düzeltin. biraz. bir fiske.

    ışbu entry şu entry üzerine yazılmıştır: (bkz: #107328700)
  • bir solukta izlediğim gerçek hayattan birebir uyarlama mini-dizi. tam spoiler değil ama yine de bırakayım:

    --- spoiler ---

    unbelievable ismi aslında hikayeyi ilk duyuran ve bununla pulitzer ödülü kazanan yazıdan geliyor. isim seçimi o kadar başarılı ki, hem tecavüz mağduruna kimsenin inanmadığını hem de kadının bunun üstüne yaşadığı polis zorbalığının inanılır gibi olmadığını çok sağlam bir şekilde niteliyor.

    haberi ilk yazan ken armstrong halen dizinin baş kahramanı marie ile görüşüyormuş, marie uzun yol şoförü olmuş, evliymiş, çocukluymuş, göbek adı marie imiş, gerçek adı asla açıklanmamış. diziyi çok beğenmiş özellikle tecavüzün tekrar tekrar tekrar tekrar anlattırıldığı ilk bölümü çok başarılı bulmuş. ilk bölümde dedim ki abi neden bu tekrarlı sahneleri kesmemişler, amaç buymuş zaten, o yaşadı alın siz de yaşayın. ken de verdiğim linkte hikayenin ticari kaygılarla değil, oldukça gerçeğe yakın anlatma derdiyle çekildiğini güzel açıklamış.

    pek kimsenin dikkatini çekmemiş ancak marie, mahkemenin zorunlu terapisine gittiğinde hava kasvetli, yağmurluydu bunu arkasındaki koca pencereden gözümüze sokmuşlardı. konuşmadıkça yağmur yağıyordu. konuştukça, kendini açtıkça, koca pencereden havanın aydınlandığını, güneşin göründüğünü ve marie’nin de rahatladığını gördük. benim çok hoşuma gitti bu mesaj.
    --- spoiler ---

    eğlenmek, kafa dağıtmak için izlenecek bir dizi değil. aksine insanı derinlere götüren, depresifliğe sürükleyen bir dizi fakat bunu gerçek hayatta yaşayanlar varken, izledim de darlandım diyenin şımarıklığı ayrı konu. bu herkesin sorunu zira, herkes bunun yarın bigün başka bir kadının başına geleceğini çok iyi biliyor. sadece tecavüzün değil, soruşturmanın nasıl boktan yürütüldüğünün.
  • ağır bir şekilde erkek egemen toplum eleştirisi içeren dizidir.

    --- spoiler ---

    kör göze parmak sokarcasına erkeklerin tecavüz gibi durumları ne kadar üstünkörü bir şekilde geçiştirdiği betimlenmiş.(bkz: yalan söylüyorsun)(bkz: amacın ilgi çekmek) (bkz: attention whore) en kötüsü de (bkz: kıyısı köşesi mi aşınır)
    fakat aynı işi bir kadın üstlendiğinde (soruşturma) olaya fazlasıyla empatiyle yaklaşarak dört kolla sarılan ve hatta bu konuda çalıştığı ekibini de bayıltmakta bir beis görmeyen bir karakter çizilmiş önümüze. kimi noktalarda biraz abartı gelse de.

    bilmiyorum, soluksuz izledim. bunda yakın sayılabilecek bir zamanda yakın bir arkadaşımın tecavüze uğramış olmasının etkisinden ziyade, memur eskisi olarak dünya genelindeki sistemlerin kokuşmuşluğunun birbiriyle epey benzeşmesinin etkisi daha çok gibi. zira bizde de erkek egemen kurumlarda hiç umursanmıyorsunuz kurban kadın olunca. hoş kadın ilgililerin ne kadar umursadığı da ayrı bir konu.

    şahsen hikayeyi ve oyunculuğu sevdim, yağ gibi akıp gitti. @justin mcleod'un söylediği gibi ne the killing ne de forbrydelsen olma peşinde gibi görünmedi bana dizi. zira en başında gerçek olaylara dayandırıldığı* belirtiliyor.
    kaldı ki ne sarah lund (bkz: forbrydelsen) ne de sarah linden (bkz: the killing) karakterlerinin karen duvall ile kadın olmak dışında bir benzerlikleri yok.
    diğer iki dizinin temelinde de yancısıyla çalışmak ve zaman zaman çatışmak zorunda olan sorunlu kişilikler mevcutken duvall karakteri gayet uyumlu bir girl-band kurup işlemesini ve etkili olmasını sağlıyor. eviyle ailesiyle ve çevresiyle sorunu olmayan, dedicated bir karakteri canlandırıyor. diğerleri ise bu konuda daha ziyade obsesif olarak tanımlayabileceğimiz karakterler.

    izleyin, izlettirin.
    --- spoiler ---
hesabın var mı? giriş yap